Taksim’de güneşli bir 10 Kasım sabahı; gökyüzü masmavi; hafif bir rüzgâr esiyor ve bir yerlerden bir çocuk kahkahası geliyor.
Sanki kimse ölmemiş; sanki hiçbir şey bitmemiş; sanki her şey hâlâ çok güzelmiş...
Anıtın etrafında fazla kalabalık olmayan bir insan çemberi.
İçte askerler, polisler, belediye görevlileri, resmi erkân; zaruri bir tören için bir araya gelmiş, canı sıkkın bir avuç üniformalı.
Aslında yere ya da gökyüzüne bakmak istiyorlar ama mecburiyetten gözlerini kısarak anıta dikiyorlar.
Akıllarında ne cumhuriyet, ne laiklik, ne adalet, ne bağımsızlık... Tören bir an önce bitsin onlar da makamlarına geri dönsün istiyorlar.
Çemberin dışında üzgün ve endişeli küçük bir kalabalık. Onlar da tören bir an önce başlasın; ama bittiğinde her şey eskisi, ilk zamanlardaki gibi olsun istiyorlar.
Sirenler çalmaya başlıyor; kuşların hepsi birden havalanıyor.
Bir dakika boyunca kimse kıpırdamıyor; sadece kuşlar kalabalığın üzerinde pike yaparak kanat çırpıyor ve bir yerlerden hâlâ küçük bir çocuk kahkahası duyuluyor.
Kalabalığın içinde saçları rasta bir oğlan. Vücudunda dövmeler, piercing’ler, üzerinde Uzakdoğu mallı giysiler. Dudaklarını ısırıyor ve avuçlarını sıkıyor.
O bir dakika aklından ne sevdiği müzikler; ne çıkacağı yolculuklar ne sevişeceği zamanlar; o bir dakikada aklından bu ülkede bundan sonra olacaklar geçiyor.
Hemen yanında yaşıtı bir polis. Gözlerinde kontrol edemediği hüzünlü bir bakış. Dimdik duruyor ve aslında uzaklara, buradan çok uzaklara gitmek istiyor.
O bir dakika aklından ne ailesi, ne amirleri, ne de yarın nereye tayin edileceği; o bir dakikada aklından bu ülkede bundan sonra olacaklar geçiyor.
Yaşlı ve yorgun iki kadın, evlerinden zar zor çıkmışlar; birbirlerine tutuna tutuna yokuşlar tırmanmışlar. Üzerlerinde solgun temiz siyah elbiseler, ellerinde bembeyaz mendiller. Daha önce belli çok ağlamışlar; artık ağlamıyorlar.
O bir dakika akıllarından ne eski günler, ne kaybettikleri sevgililer, ne ölüm korkusu;
o bir dakika akıllarından bu ülkede bundan sonra olacaklar geçiyor.
Az ötelerinde sırtında yağ içinde bir gömlek, altında parça parça bir pantolon, elleri kapkara ve nasırlı, saçları darmadağınık olan ve hazırolda dimdik duran küçük bir oğlan. Düne kadar okula gitmiş ama artık işe girmiş.
O bir dakika aklından ne tamirhanesi, ne ustası ne de yevmiyesi; o bir dakikada aklından bu ülkede bundan sonra olacaklar geçiyor.
Bir kenarda cüppeli genç bir avukat; yanında minik bir kız çocuğu. Kurduğu hayallerin, sahip olduğu ideallerin her geçen gün daha da ulaşılmaz hale geldiğini seziyor ve çocuğunun elini daha sıkı tutuyor.
O bir dakika aklından ne adliyenin yolu, ne de çocuğunun okulu; o bir dakikada aklından bu ülkede bundan sonra olacaklar geçiyor.
Sonra...
Sonra sirenler susuyor.
Bir Kore gazisi bastonuna dayanmış, canı
sıkkın etrafa bakıyor:
“Ne kadar az insan var; bari son bir vedaya gelselerdi” diye söylenirken, bacaklarına sürtünerek geçen ve kahkahalarla gülen Suriyeli küçük bir çocuğun kirli saçlarını okşuyor.
Çocuk, ayakları çıplak, bacak aralarında koşturarak ve kahkahalar atarak anıtın etrafında güvercin kovalıyor.
O an herkesin aklından aynı şey geçiyor.
Sanki kimse ölmemiş; sanki hiçbir şey bitmemiş; sanki her şey hâlâ çok güzelmiş.
O Bir Dakika
Yazarın Son Yazıları
Yanık saraylar
Patron çıldırdı
‘O kadar istiyorsan eve bir mülteci al besle’
Vatandaşın evi
Mültecinin evi
Atinalı Sokrates’ten Boğaziçili direnişçilere
Sizin hiç silahınız çalındı mı?
Uçağın kadar konuş!
Merve’nin kaderi ve bizim kaderimiz
‘Ben Aziz Nesin...’
Çocuk tacizinin önlenemeyen devamlılığı
Her şey ‘gerçekten’ çok güzel olsun diye...
O çocuklar sizi hiç sevmeyecekler
Katil belli, refleks belli, sonuç belli
Gazeteciliğin karanlık yüzü
‘Hadi’ ama kime hadi?
Mafyayı bilmek ve mafyayı anlamak
‘Ne oldu? Öldürdün mü?’
‘O zaman şarkı söylemek lazım avaz avaz!’
Neyi bekliyorsunuz?
Kimin lehi, kimin aleyhi?
Mafyanın ve iktidarın selameti, ülkenin kıyameti
Gençliğe hitabe
Sen de vaat edilmiş, ben diyeyim işgal edilmiş
Devlet, mafya ve siyaset üçgeni değil, dairesi
Çocuklarımızın ismini neden Deniz koymuştuk biz?
Temel ihtiyaçlar listesi
Beş maymun* ve bir toplum
İnsanlığın aydınlık ve karanlık yüzü
Bugün 23 Nisan, öfke doluyor insan!
Burada yazar ne demek istemiştir?
Geçmiş olsun Ahmet Altan
‘Patates soğan, güle güle Erdoğan’
‘Darbe’nin kelime anlamı ve bizim için anlamı
Günün mönüsü: Emekli generaller
Geniş kalçalı ve çok memeli kadın tanrılar
Kokain cesareti
İktidarın yüzüncü yıl fantezisi belli, peki ya sizinki?
Siyasi başarısını;
Tek parti, tek akıl, tek uçurum