CHP’nin örgütsel sorunu
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

CHP’nin örgütsel sorunu

19.11.2015 08:27
Güncellenme:
Takip Et:

CHP bir seçimden daha mağlup ayrıldı. CHP için sorunun kaynağı nerede sorusu herkesin gündeminde. Cevaplar muhtelif. Kimilerine göre ideoloji; kimilerine göre örgüt; kimilerine göre ise liderlik CHP’nin temel sorunu.

CHP’nin örgütlenme sorunu hakkındaki bu yazı içinde düşeceğimiz notlar bir bilimsel araştırma projesi kapsamında beş ilde yürüttüğümüz bir araştırmada elde edilen bulgu ve gözlemlere dayanmaktadır.

Sivil toplumdan kopuk
Örgütlenme sorununda en önemli unsur partiye gidip gelenler ya da başka bir deyişle partinin aktif destekleyicileriyle ilgili. CHP örgütü sivil toplumdan ve ekonomik yaşamdan kopuk. Bu nedenle örgüt seçmenle parti arasında aracılık rolünü üstlenemiyor. Parti içinde emekliler ve yaşlılar ağırlıklı. Partinin sivil toplumla, meslek kuruluşlarıyla, sendikalarla teması ve işbirliği çok sınırlı. CHP’liler için siyaset avukat yazıhanelerinde, mali müşavir ofislerinde particiler arasında dönen bir oyundan ibaret denilebilir.

Seçmen ve üye zıtlığı
Gözlemlenen ikinci sorunlu alan partinin seçmenleriyle üyelerinin örtüşmemesi. Parti örgütü genel olarak partili seçmenlerin küçük bir örneği karakterini taşımaktan uzak. Bu nedenle parti içinde küçük grupların hâkim olduğu ve bu hâkimiyetin başka kesimleri dışlama özelliği taşıdığı görülüyor. Bu hâkim gruplara rengini veren unsur kimi zaman memleket, kimi zaman mezhep kimi zaman etnik köken olabiliyor. Aynı kökenden gelen insanların kökenlerini dayanışma unsuru olarak görmesi/kullanması diğerlerini rahatsız ediyor. Bu sebeple de parti yeni kesimlere açılamıyor.

Alanlar sınırlı
Partiye üyelerin destek verebilecekleri alanlar ve kanallar sınırlı. CHP örgütleri üyelerine düzenli siyasal faaliyetlere katılım gösterebilecekleri düzlemler sunamıyor. Örgütler eylem, protesto ya da gösteri gibi siyasal katılım unsurlarını sıklıkla kullanmıyor. CHP’ye destek daha çok partinin seçim kampanyasına katılımla sınırlı oluyor. Özetle CHP örgütünün hem dışarıya kapalı bir karakter taşıdığını hem de kendi içinde katılım ve kaynak mobilizasyonu kapasitesinin oldukça sınırlı olduğunu not etmek gerekiyor. Bu durumu partinin gelirleri üzerinden de izlemek mümkün. 2013 yılında partinin gelirleri içinde üye aidatlarının oranı sadece yüzde 0.42. Ayrıca parti içi eğitim bir siyasal sosyalleşme aracı olarak önemli bir imkân sağlamasına rağmen CHP örgütleri tarafından etkili biçimde kullanılamıyor.

Parti içi demokrasi
CHP’lilerin parti içi demokrasi algısı da bir ölçüde sorunlu. Parti içi demokrasiden daha çok adayların seçim yöntemi anlaşılıyor. Siyaset formüle etme ya da siyasal süreçlerin katılıma açık olma düzeyine çok da önem verilmiyor. Özetle CHP’lilerin bakış açısından parti içi demokrasinin varlığı adayların önseçimle belirlenmesiyle eşitleniyor. Bu nedenle adayların önseçimle belirlendiği illerde CHP liderliğine Kemal Kılıçdaroğlu’nun yükselmesiyle parti içi demokrasinin güçlendiği vurgulanıyor. Adayların genel merkez tarafından belirlendiği illerde ise CHP’de parti içi demokrasinin olmadığı görüşü gündeme geliyor.

Alevilerin partisi mi?
CHP’lilerle yapılan görüşmelerde partinin örgütsel zayıflığıyla ilgili iki açıklama gündeme geliyor. Bu açıklamalardan ilkini kültürel çatışma tezi olarak nitelemek mümkün. Bu açıklamaya göre geniş seçmen çoğunluğu CHP’yi seküler insanların partisi ya da Alevilerin partisi olarak görüyor. Bu kişiler kendileri için böyle bir özdeşleşme geçerli olmadığı için de partiye katılmıyor ve destek vermiyorlar. Türkiye’nin büyük bir kültür kavgasına sahne olduğu görüşünden hareket eden bu açıklama kimlik siyasetinin etkileri nedeniyle CHP’nin yeni kesimlere nüfuz edemediğini gündeme getiriyor. İkinci açıklama ise AKP’nin uzun iktidar döneminde yapılan sosyal yardımların CHP’nin örgütlenmesini geliştirmesine engel olduğu tezi. Bu teze göre büyük bir seçmen kesimi AKP’nin sosyal yardım imkânlarından mahrum kalmamak için CHP’ye katılmıyor.
Özetle bu iki tez de CHP için örgütlenebilecek seçmen kesimlerinin aslında çok dar olduğu varsayımından hareket ediyor. Bu iki tezin bir diğer ortak özelliği ise CHP’nin örgütsel sorununun kaynağını dışsal faktörlerde görmeleri. Yani CHP üyelerinin ya da liderliğinin tercihlerinden bağımsız olarak CHP’nin dışındaki birtakım nedenlerin etkili bir örgütlenme oluşturulmasına engel olduğu iddia ediliyor. Ancak bu yaklaşımlar sosyal demokrat iddianın özüyle karşıtlık içeriyor. Sosyal demokrasi siyaseti önemsemeyi ve örgütsel imkânları kullanarak toplumu ikna etmeyi öngörüyor. Özetle yukarıda vurgulanan her iki tez de CHP için yanlış bir teşhis içerdiğinden hastalığın tedavisi de mümkün olmuyor.

Ümit var mı?
Sonuç olarak CHP için örgütsel yenilenme en önemli mesele olarak orta yerde duruyor. Ancak parti içinde yürütülen tartışmalara bakınca bu yenilenme için çok da ümitli olmak mümkün görünmüyor.

Doç. Dr. YUNUS EMRE
İstanbul Kültür Ü. Öğretim Üyesi / Eski CHP Gençlik Kolları Genel Başkanı

 

-

 

Yenilgi akşamından kurtulmak

Şunu açık açık ortaya koymakta fayda var: önce eksenimiz kaydı. 1 Kasım seçimleri öncesinde hem büyük bir şiddet sarmalı tırmandırıldı, hem de ekonomik verilerde aynı anda tehdit noktasına gelen yükselişler yaşandı.
7 Haziran seçimin ana omurgasını oluşturan siyasal taleplerin, temsilde adaletin, AKP dışı bir yönetimin oluşma ihtimali temel siyasal parametreler arasından çıkıverdi. Bütün eksen, yukarıdan aşağıya baskıcı, ceberut iktidar teknikleri ile oluşunca, muhalefet de sadece bu mevzileri kaybetmeme direnci üzerinden, iktidarın baskıdan yıpranacağına dair bir algıya veya ekonomik, finansal bir kriz anının beyhude gongunun çağrısına bel bağlayan inanılmaz bir atalete doğru geri çekildi.
Oysa tarih hiçbir iktidarın, oyunun anahtarı ona bırakılmak kaydıyla kendiliğinden yıpranmadığı, yenilmediğinin örnekleri ile dolu olmasına rağmen...
Aynı anda da tuhaf bir şekilde, 7 Haziran’da koalisyon masasına oturan CHP lideri de, masadan kalkan MHP lideri de, nihayetinde asla AKP ile koalisyon kurmayız diyen Demirtaş da ikinci şanslar oluştuğunda, iktidar partisi ile koalisyon yapabileceklerini deklare ederek gittiler seçime. Böylece, tuzaklı bir şekilde siyasallığın temel motivasyonu olan karşıtlıklar silikleşti. AKP veya onunla koalisyon kuracak olan muhalefetin tonuna göre oluşacak bir ülke haritası üzerine bahis atılmaya başlandı. Bu esasında, dayatılmış bir konumdu ve seçmenin karar sürecinde tahminimizden fazla etkiledi.

Dayatmalar
Üstelik bu tam da büyük bir şiddet ve kıyımların ortasında, açık bir savaşın içinde uyanmaksızın sürüp giden bir dayatmaydı bu. Dahası da var, çözüm sürecini hem gücü kullanarak, hem de kitlelerin bakışını faşizan bir mevziye çekerek sekteye uğratan bu dönüş, aynı anda da bu süreci yeniden yalnızca kendisinin başlatacağına dair bir garabeti de pompalamaya başladı. Buna hiçbir siyasal itiraz bulmadı ve bir tür “çıkmayan candan umut kesilmez” misali samimiyetsiz de olsa bu kapıyı açık bıraktı. Kürtlerin coğrafyasından yeniden gelen oyların bir nedeni de bu muydu? Öyle sanıyorum.
Üstelik bu ihtimale karşı da nasıl daha iyi bir ülke, daha iyi bir hayat tasarımı oluşturmaya çalışılmadan, detay bildirgelerin teknik sorunları ile çatallanan bir tartışma asıl tartışmanın yerine geçti.
Eğer bildirgelerin teknik vaatleri altında değil, bu dağınık siyasal atmosferden kurtulma adına nasıl bir dünya kurgulanacağı noktasında bir siyasete akim kalan 7 Haziran’da olduğu gibi ısrarla dönülebilseydi AKP iktidarı bundan mutlaka zarar görecekti. Çünkü mevcut 13 yıllık iktidarın baskı teknikleri, işletme pragmatizmive başkanlık uzatması dışında ülkeye söyleyecek bir ufuk çizgisi çizecek hali de yoktu aslında.
AKP’nin seçimlerde artan oyu siyasal alanın tamamen tasfiye edilmesine, güvenlik ve baskının sürdürülmesi ile piyasaların görünmez ve yalancı arzusu hilafına pompalanan sahte istikrar oyunu üzerinde gidip gelen bir sarkaç üzerinde çalıştı. Tam bu noktada 13 yıllık uzun tarihin bir kesinti anına farklı bir kurulum anına ihtiyacı vardı, lakin muhalif tarafta böylesi bir denemenin adı bile anılmadı neredeyse. Oysa çok kısa sürede de de olsa dövizdeki artışın, finansal verilerin esasında bununla hiç ilgisi olmadığı, küresel paranın sahibi ile ilgili olduğu en azından görülmüş olacaktı.
Bu esasında Türkiye’nin bundan sonraki dönemi adında söz alabilecek hâkim bir irade isteğinin ısrarla denenmesinin önemini azaltmıyor, tersine arttırıyor.

İstikrar oyunu
İstikrar denen beyhude arzu bu çarpık düzenin sürdürülmek istenmesidir. Kesinlikle ama bunu bıkmadan anlatmalı, bu çarpık istikrarı dönüştürerek sahici bir istikrarı ve adaleti kurmak için yola çıkıldığının anlatılması kaydıyla, doğrudur bu. 2002’den beri nerdeyse bu hükümetten başka bir alternatif olmadığı zannıyla büyüyen bir kuşağı ancak böyle ikna edebiliriz. Bütün dünyanın kendilerine karşı bir komplo içinde olduğuna inanan ve inandırılan bir halkın yeniden ayağa kalkması ve ayakları üzerinde durması gerekmektedir.
İktidara aday olan bir solun ülkeyi sadece yönetmeye değil dönüştürmeye niyetli olduğunu daha kenarda iken göstermesinin, kanıtlamasının başka bir yolu yok çünkü.  

Ö. İskender Özturanlı
Toplumcu Düşünce Enstitüsü, Y.K Üyesi

Yazarın Son Yazıları

Kamu hukukunun lağv edilmesi - Doğan Erkan

Ana muhalefet partisinin olağan genel kurul organında seçilen meşru yönetim ve merkez organlarının, Türkiye siyasal partiler tarihinde eşi görülmemiş bir biçimde asliye mahkemesinin istinaf hâkimleri eliyle mutlak butlan ve tedbir uygulamasıyla görevlerinden el çektirildiği, bu Kafkaesk “yargısal” kararın siyasallaşmış kolluk marifetiyle uygulandığı bir evreyi şaşırarak gözlemliyoruz.

Devamını Oku
25.06.2026
Dünya Denizciler Günü - Hakan Ercan

Uygarlık tarihi büyük ölçüde nehirlerin ve denizlerin tarihi olarak da değerlendirilebilir.

Devamını Oku
25.06.2026
Türkiye’nin engebeli yolu - Erol Ertuğrul

DEM Parti yöneticileri sözde barış süreci ile ilgili, terör örgütü üyelerinin bağışlanmaları amacıyla bir yasa çıkmasını bekliyorlar.

Devamını Oku
24.06.2026
Kimlik siyaseti mi, Cumhuriyet yurttaşlığı mı? - Utku Yapıcı

Son yıllarda popüler kimlik tasarımlarından bir haline gelen yeni Osmanlıcılık, Atatürk’ün Türk milleti tasavvuru ile aynı kategoride bir yaklaşım değil.

Devamını Oku
24.06.2026
Sekteye uğramış diyalog - Tolga Akçura

Basit görünen bir soruyla başlayalım...

Devamını Oku
24.06.2026
İran savaşı ve siyasi amaç - Nejat Eslen

En yalın tanımı ile savaş, siyasi amacı gerçekleştirmek için düşmanın savaşa devam etme iradesini kırmak, kendi irademizi kabul ettirmek amacı ile yapılan şiddet kullanma eylemidir.

Devamını Oku
23.06.2026
İktidar mutfaktaki yangını söndüremiyor - Süleyman Girgin

2018 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “24'ünde siz bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra bu faizle, şununla bununla nasıl uğraşılır göreceksiniz” sözleriyle başladı her şey.

Devamını Oku
23.06.2026
Devrim bildirgesi ve yinelenen tarih! - İhsan Tayhani

Batılı siyaset bilimciler, Gazi Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışından 33 gün sonra, 22 Haziran 1919’da yayımlanan “Amasya Tamimi”ni, doğru bir yaklaşımla “devrim bildirgesi” olarak değerlendirirler.

Devamını Oku
22.06.2026
Bir siyasetçinin hazin tükenişi - Ziya Yergök

Mutlak butlan kararı ile CHP’nin başına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu’ndan söz ediyorum.

Devamını Oku
22.06.2026
Hukukun bulanık aynası - Abdullah Dörtlemez

Hukukun bulanık aynası - Abdullah Dörtlemez

Devamını Oku
20.06.2026
O film gerçek olsa… - Özgün Utku

Yıllarca gece gündüz emek verdiğimiz, yanında durduğumuz Kemal Kılıçdaroğlu, kurultayda sırtından bıçaklandığı söylemiyle hepimizi şoke eden bir yola girdi.

Devamını Oku
20.06.2026
Ayrılmak mı, mücadele etmek mi? - Hüseyin Özkahraman

Siyaset tarihi yalnızca iktidar mücadelelerinin değil, aynı zamanda sabrın, örgütlü direncin ve büyük yapıların kendi içlerindeki hesaplaşmalarının da tarihidir.

Devamını Oku
20.06.2026
Siyasetin toplumdan kopuşu - Aykurt Nuhoğlu

AKP iktidarının karşısındaki en büyük siyasal güç olan CHP, aynı zamanda tarihinin en ağır bunalımlarından birini yaşıyor.

Devamını Oku
19.06.2026
CHP’yi ıslah etmek! - Ekrem Demiröz

Türkiye’nin son bir yılını siyaseten tanımlamak isterseniz, CHP’ye yapılan saldırılardan, tutuklanan belediye başkanlarından ve mutlak butlandan söz etmek zorundasınız.

Devamını Oku
18.06.2026
‘Kim etti sana bu kârı teklif?’ - Hamdi Yaver Aktan

Kimi kitabı hemen okurum, kimini de bir kenara ayırırım; okunma sırasının gelmesini beklerim.

Devamını Oku
17.06.2026
Mayın tarlasındaki CHP - Metin Devrim

Shakespeare’in Julius Caesar eserindeki o eski replik, “Sen de mi Brütüs? Öyleyse yıkıl Sezar!”, ihaneti, bir hançer darbesinden çıkarıp, Batı’nın politik bilinçaltına kazıyan kozmik bir çöküş anıdır...

Devamını Oku
17.06.2026
Cumhuriyet bilinci ve yurttaşlık - ABDULLAH YÜKSEL

Bir süredir Türkiye’de hemen her tartışmanın sonunda aynı cümle kuruluyor: “Devletin bir bildiği vardır” Bu söz artık yalnızca bir değerlendirme değil, bir yönetim anlayışının özeti haline geldi.

Devamını Oku
16.06.2026
Tahkikat Komisyonu’ndan Kılıçdaroğlu MYK’sine - Mehmet Tomanbay

1982 Anayasası dört yüksek mahkeme tanımlamış ve yetkilendirmiştir.

Devamını Oku
16.06.2026
Ahlakını yitiren hukuk - Başar Yaltı

Etik felsefede bir davranışın doğru ya da yanlış olduğunu açıklayan üç temel yaklaşım öne çıkar.

Devamını Oku
15.06.2026
Kemalizm ve ‘nefret’ ekerler - Çiğdem Bayraktar Ör

Terme Belediyesi AKP Meclis Üyesi Rümeysa Eker’in Kemalistler hakkındaki korkunç mesajı hak ettiği cezai yaptırımı görmedi.

Devamını Oku
13.06.2026
Adalet yürüyüşünden ‘Yeni Osmanlı’ yürüyüşüne... - Barış Övgün

“Yargı bağımsız değil, siyasallaştı” diye yol yürüyen CHP içinde bir grup, bugün “Yeni Osmanlıcılık” yürüyüşüne çıktıklarını ilan ediyorlar.

Devamını Oku
12.06.2026
Demokrasi duvarı - Engin Ünsal

Demokrasinin en güzel tanımı, “halkın halk tarafından halk için yönetilmesi” olarak yapılmıştır.

Devamını Oku
12.06.2026
Mutlak butlanın şifresi - Mahmut Aslan

Türkiye’de yapılacak NATO zirvesi öncesinde, bu salı yapılan grup toplantısı bir partinin değil, bir operasyonun fotoğrafını verdi.

Devamını Oku
11.06.2026
Korku kültürü gölgesinde akreditasyon - Ali Ekber Şahin

Öğretmenlik programlarının akreditasyonu Yükseköğretim Kalite Kurulu (YÖKAK) tarafından yetkilendirilen Öğretmenlik Eğitim Programları Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (EPDAD) tarafından düzenlenmektedir.

Devamını Oku
10.06.2026
Politikada dengeyi kurmak - Cengiz Kuday

Türkiye siyaseti uzun yıllardır sertti.

Devamını Oku
10.06.2026
‘Mutlak’a hemen kurultay! - Mustafa Gazalcı

Birçok kişinin belirttiği gibi CHP’nin başına gelen “mutlak butlan” yalnız parti içi bir mesele değil, aynı zamanda bir hukuk, demokrasi, ülke sorunudur.

Devamını Oku
09.06.2026
Bilime adanmış bir yaşam: Erdal İnönü - Gülsün Bilgehan

Erdal İnönü, Mevhibe Hanım’la İsmet Paşa’nın üçüncü oğlu olarak Ankara Pembe Köşk’te doğdu.

Devamını Oku
09.06.2026
Artık YSK var mı? - Ziya Yergök

Gerçek anlamda, “demokratik hukuk devleti”nden söz edilebilmesi için her şeyden önce birtakım kurumların ve işleyen kuralların olması gerekir.

Devamını Oku
08.06.2026
Hak mı, lütuf mu: Nafaka - Gamze Burcu Gül

Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasına ilişkin düzenlemeyi iptal etmesiyle birlikte nafaka tartışmaları yeniden gündeme geldi.

Devamını Oku
06.06.2026
Tarihin doğru tarafında duranlar - Halil Sarıgöz

Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihi, yalnızca bir siyasi partinin tarihi değildir.

Devamını Oku
05.06.2026
İtirazın tarihi ve direniş - Ali Ekber Ataş

Tarihten iki olay: İlki, bundan tam 54 yıl, 5 ay, 9 gün önce, tarihler 15 Aralık 1971’i gösterirken Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde ülkesine dayatılan karar metnini yırtan Pakistan Dışişleri Bakanı Zülfikar Ali Butto’nun itirazıdır.

Devamını Oku
04.06.2026
Milletin umuduna oynanan oyun - Süleyman Çelebi

Bazen ihanet dışarıdan gelmez.

Devamını Oku
04.06.2026
Siyaset kurumu hukuku boğuyor - Erol Türk

Bugün ülkemizde anayasayı ve yasaları tanımayan, uygulamayan Saray rejimi, yargıya verdiği talimatla istediği kararları alıyor.

Devamını Oku
03.06.2026
'Demir ökçe' bir günde inmedi! - Okan Toygar

Jack London’ın “Demir Ökçe”si, oligarşik düzeni çok erken tarihte sezmiş romanlardan biridir.

Devamını Oku
03.06.2026
Siyasetçinin tarihsel sorumluluğu - Avni Kurtuldu

Tarih, siyasetçileri yalnızca söyledikleri sözlerle değil, kritik dönemeçlerde takındıkları tavır ve aldıkları konumlarla yazar.

Devamını Oku
02.06.2026
Mutlak butlan ve TBB illüzyonu - Cem Alptekin

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin ağır yetki gaspı içeren 21 Mayıs 2026 tarihli tedbirli “ mutlak butlan” (kesin hükümsüzlük) kararı, Türkiye’de hukukun siyasetle kurduğu ilişkinin geldiği tehlikeli aşamayı gözler önüne seren yapısal bir deprem niteliğindedir.

Devamını Oku
02.06.2026
CHP’nin durumu ve iktidar - Prof. Dr. Hakkı Keskin

Kemal Kılıçdaroğlu ile Berlin’de CHP heyetiyle Sol Parti’yi ziyaretlerinde tanışmıştık. Arka arkaya üç seçim kaybedince kendisine Almanya Parlamentosu milletvekili olarak “Demokratik ülkelerde kuraldır: Bir parti başkanı bir iki seçim kaybedince istifa eder.

Devamını Oku
01.06.2026
Çalışan nüfus ve kamusal hizmetler - Şafak Yüca

Her zaman kalabalığın içindeler...

Devamını Oku
01.06.2026
Adalet anlayışı üzerine - Serpil Güleçyüz

Bir atasözü vardır: “Kurt kuzuya saldırırken sessiz kalan, kurdun tarafını tutmuş sayılır.”

Devamını Oku
01.06.2026
Liderlik savaşı ve adalet - Av. Hüseyin Karataş

Gökyüzüne baktığınızda kuşların toplu olarak uçarken “v” harfi gibi sıralandığını görürsünüz.

Devamını Oku
30.05.2026