Muhalefet sorunsalı mı? - Bülent KUŞOĞLU
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Muhalefet sorunsalı mı? - Bülent KUŞOĞLU

21.10.2023 03:00
Güncellenme:
Takip Et:

Şehir efsanesi gibi bir siyaset efsanesi kamuoyunda dolanıyor: “Türkiye’de muhalefet sorunu var.” Hatta efsaneyi daha ileri götürenler var: “Türkiye’de muhalefet yok!”

Öncelikle ifade edeyim, bu yazımızda bu algı cümlelerini yalanlamayı hedeflemiyoruz. Ancak konunun farklı boyutlarını göstermek özellikle de bahane üretmeden gerçekçi bir durum tespiti yapmayı amaçlıyoruz.

MUHALEFET KİMLERDEN OLUŞUYOR?

Muhalefet eleştirisi yapanlar çok farklı amaçlarla eleştiriler yapıyorlar. İktidara karşı olanlar, muhalefet partilerinin çok yumuşak bir tavrı olduğu, yaratıcı ve etkili olmadığı eleştirisini ön plana çıkarırken iktidardan veya iktidara yakın çevrelerden gelen eleştiriler ise muhalefet partilerinin çok sert olduğu, devlet ve toplum gerçekleri ile güvenlik konusunu dikkate almadığı şeklinde oluyor.

Muhalefet partilerini eleştirenlerin ihmal ettikleri çok konu var. Öncelikle, muhalefetin ne olduğunu ve kimlerden oluştuğunu hiç dikkate almıyorlar. Muhalefet, sadece ana muhalefet partisi ve diğer muhalefet partilerinden oluşmaz. Sivil toplum kuruluşları, sendikalar gibi meslek kuruluşları medya, akademik dünya, kanaat önderleri de muhalefetin unsurlarıdır. Hatta sistemin kamusal mekanizmaları da bir anlamda yoldan çıkma görüntüsü veren iktidara muhalif olabilirler. Mesela daha geçtiğimiz eylül ayında ABD Genel Kurmay Başkanı Mark A. Milley emekliye ayrılma töreninde, “Biz diktatör özentisine değil, anayasaya bağlılık yemini ederiz” derken sisteme karşı çıkanlara sistem kurumlarının muhalefet edebileceği örneğini de vermiş oldu. Aslında bu örnek bir demokratik muhalefet örneğinden çok sistem bekçiliği veya kuruluş ilkelerine sahip çıkış örneğidir diyebiliriz. Bizde muhalefet partilerine yönelik genel demokrasi ve muhalefet koşulları çok değiştiği ve eleştiriler daha çok sistemle ilgili olduğu için bu örneği verdik. 

Muhalefet eleştirilerinin eksik ve yanlışlığına ilişkin söylemek istediğimiz sadece muhalefetin kimlerden oluştuğunun ihmal edilmesi değil. Asıl önemli olan ve dikkate alınması gereken konulardan biri Türkiye’de yönetim sisteminin değiştiği gerçeği ve diğeri de konjoktürel zorluklarıdır.

KOŞULLAR ÇOK DEĞİŞTİ

Muhalefete eleştiride bulunanlar sistemin değiştirildiğini, parlamenter sistemin kaldırıldığını, demokrasiden sapıldığını dikkate almak istemiyorlar. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi denen ucube sistemde TBMM’nin neredeyse hiçbir önemi yok. Yürütme erkinin tek temsilcisi cumhurbaşkanı yargıyı da yasamayı da kontrol ediyor, istediği sonuçları alabiliyor. Hiç unutulmaması gereken konu siyasi partilerin iktidar olamadıkları gerçeğidir. 

Meclis’te iktidarla karşılaşmak artık mümkün değil! Seçilmiş yürütme erkinin tek temsilcisi olan cumhurbaşkanı, Meclis’e açılış konuşması yapmak dışında gelmiyor. Atanmış bakanları da bütçe dışında kanun görüşmelerine bile katılmıyorlar. Yani iktidar, Meclis’le muhatap değil. Aslında başkanlık sistemlerinde muhalefetin en önemli kurumu parlamentolardır. Parti ayrımı yapılmaksızın tüm parlamentodur ve tüm parlamenterler de güçler ayrılığı gereği muhalif konumdadırlar. Asgariden başkanın yardımcısı/işbirlikçisi değillerdir. Denetim görevi esastır. Ancak, Türkiye’de 1’nci partinin başkanlık sistemi olmasına rağmen şimdiye kadar cumhurbaşkanlığından gelen hiçbir kanun teklifine muhalefeti, itirazı görülmemiştir. Aynı zamanda parti başkanı olan cumhurbaşkanına asla muhalefet edilmemektedir. Denetim görevi kesinlikle yapılamamaktadır. Kısaca siyasetin kutsal ve en önemli mekânı yetkisiz ve güçsüz olduğunuzdan Meclis siyaset üretememekte dolayısıyla da muhalefet yapamamaktadır. Milletvekilleri Meclis’te siyaset üretemedikleri gibi halkın önünde veya medyada da siyaset üretememektedirler. Siyaset üretememekle kastımız Meclis üyelerinin ne iktidar ne de muhalefet görevini yapamamalarıdır. Meclis’te iktidar, yani yürütme erki tarafından birçok konuda bilgi dahi verilmemektedir. Dolayısıyla başta Meclis olmak üzere genel anlamda muhalefet yapılamamaktadır. Tek cümleyle Meclis’te muhatap olunacak bir iktidar yoktur, siyaset üretilememektedir, dolayısıyla muhalefet de yapılamamaktadır.

TÜRKİYE’DE ‘SULTANİZM’ DÜNYADA TOTALİTARİZM

Yürütme, yasama, yargı erklerini elinde bulunduran ve kontrol eden bir tek kişi, seçilmiş tek yürütme erki temsilcisi olarak anormal yetkilere ve güçlere sahiptir. Diğer bir anlatımla muhalefet etmek için ulaşılmazdır. Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu’nun deyimiyle “sultanizm” sistemi geçerlidir. “Sultanizm” olan yerde demokratik bir muhalefetin olması hele de etkili olması asla mümkün değildir. Çünkü iktidarla hesap sorma amaçlı muhatap olma durumu yoktur. Bu parlamento için geçerli olduğu kadar kontrol altında tutulan medya ve sivil toplum kuruluşları için de geçerlidir.

Muhalefetin etkili olmamasının bir diğer sebebi ise konjoktüreldir.

Bu dönemde birçok ülkede totaliter rejimler ön plana geçmiş vaziyettedir. Demokrasiden uzaklaşılıyor ve güvenlik politikaları hızla önem kazanıyor. Hindistan’dan Macaristan’a birçok ülke bu durumda. Dolayısıyla da muhalefet çok kolay bastırılabiliyor. Gerek medyada gerekse parlamentolarda muhalif hareketlerin seslerinin kesilmesi tüm demokrasi yolunda olan dünyanın sorunu olmuş gibi görünüyor. Türkiye’de muhalefetin uluslararası arenada sesinin duyulmamasının bir sebebi de bu durumdur.   

Konjoktürel bir diğer neden ise entelektüel desteğin yeterince olmamasıdır. Bu durum Türkiye için çok önemli bir neden oluşturuyor. Muhalefet entelektüel düşüncelerle desteklenmiyor. 2. Dünya Savaşı sonrası demokrasilerinin, özgürlük, insan hakları gibi konularda entelektüel camiada özellikle de sol görüşlü düşünce adamlarından aldığı gibi bir destek artık söz konusu değil. Düşünce dünyası günümüzde kullanılan teknolojiyi ve yakın geleceği henüz hazmedememiş, anlayıp-anlatamamışken siyaset adamlarına malzeme vermek de mümkün olamıyor. Kısaca anlaşılamamış ve anlatılamamış bir dünyada toplum adına muhalefet yapmak ve siyaset üretmek de zorlaşıyor. Yani iktidar ne kadar yetersiz kalıyorsa, muhalefet de o kadar yetersiz kalmış oluyor.

HER ŞEYE RAĞMEN GÜÇLÜDÜR

Tüm bunlara sivil toplum, medya ve entelektüel destekten yoksun olmasına karşın muhalefet partileri taşeron, emekli ikramiyesi, EYT, KYK kredileri gibi onlarca konuyu halkın yararına iktidara kabul ettirmeyi başardılar. Kıdem tazminatının kaldırılması, kadın hakları, Cumhuriyetin temel nitelikleri gibi yine onlarca konuda da iktidarın yanlış bir adım atmasını önlemek için savaş verdiler.

Türkiye’de her şeye rağmen diğer dünya demokrasilerine göre göreceli olarak muhalefet güçlüdür. En azından Cumhuriyet ilan edildiğinde 100 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk’ün ilan ettiği Cumhuriyet düşüncesi bugün Türkiye’nin yüzde 50’sinden fazlasının desteğini alabilmekte ve sürekli Cumhuriyete muhalefet etmiş iktidar zihniyetini Cumhuriyet ilkeleriyle oluşmuş çağdaş yolda yürütebilmektedir. Ayrıca, Türkiye’nin entelektüel potansiyelinin ağırlıklı olarak muhalefet saflarında olduğunun da unutulmaması gerekir.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Türkiye’de muhalefet sorunsalından değil, siyaset sorunsalından söz etmek, sistemin anormalliğini dile getirmek daha mantıklıdır.

BÜLENT KUŞOĞLU

CHP GENEL BAŞKAN YRD.

Yazarın Son Yazıları

Mektup (Kafka’ya) - Buğra Gökce

10 aydır mektup yazmak, yanıtlamak ve hatta mektup beklemek en önemli direnç ve yaşama bağlanma biçimi oldu adeta benim için.

Devamını Oku
17.01.2026
Karne kimin aynası? - HAMZA KİYE

2025-2026 eğitim öğretim yılında birinci dönem bitti, karneler dağıtılıyor.

Devamını Oku
16.01.2026
Bir çınar daha sonsuzluğa göçtü - MUSTAFA GAZALCI

Doğa yasası gereği, yüreklerimizi yaksa bile Köy Enstitülü çınarlar bir bir ayrılıyor aramızdan.

Devamını Oku
16.01.2026
Devrim Kanunları’ndan yeni müfredata

Bir eğitim-öğretim yılının daha birinci yarıyılı sona ererken Türkiye’de eğitim sistemi pedagojik ve toplumsal açıdan ciddi tartışmaların odağında yer almaya devam etmektedir.

Devamını Oku
15.01.2026
Nâzım Hikmet 124 yaşında

Cumhuriyet gazetesinin 30 Mart 1950 tarihli birinci sayfasında, “Bursa Cezaevi’nde Mahkûmlarla Konuşma” başlıklı röportaj yayımlandı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bütün ülkelerin hukukçuları birleşin! - Ziya Yergök

Dünyanın ve ülkemizin içinden geçtiği süreç adeta hukuksuzluklar sürecine döndü.

Devamını Oku
14.01.2026
Öfke ekonomisi - Mehmet Utku Şentürk

Oxford Sözlüğü’nün 2025 yılı için seçtiği kelime “rage bait” yani “öfke tuzağı” idi.

Devamını Oku
14.01.2026
Eşsiz bir yurtsever: Rauf Denktaş - Doç. Dr. İhsan Tayhani

Henüz 18-19 yaşlarında bir genç olarak Kıbrıs Türkünün özgürlük savaşımına omuz vermeye başlayan ve 88 yıllık yaşamının büyük bölümünü söz konusu savaşıma adayan Rauf Raif Denktaş, salt özverili bir dava adamı değil, omuzladığı savaşımı, bir devlet kurarak taçlandırmış olan çok yönlü bir liderdir.

Devamını Oku
13.01.2026
Roma yanılgısı ve İran - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Mesleğim gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen birçok bilimsel toplantıya katıldım.

Devamını Oku
13.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025