Siyasi Partilerin Kapatılması - AV. Hüsamettin KOCAOĞLU
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Siyasi Partilerin Kapatılması - AV. Hüsamettin KOCAOĞLU

08.03.2021 07:00
Güncellenme:
Takip Et:

Fransız hukukçu Vedel “Demokrasi, siyasi partiler olmaksızın yaşayamaz ancak siyasi partiler yüzünden son bulabilir” sözüyle, siyasi partilerin hem demokrasinin yaşaması ve gelişmesi için en etkili araç ve hem de demokrasinin en tehlikeli düşmanı olduklarını dile getirmiştir. Bu bağlamda demokrasilerin olmazsa olmazı olarak kabul edilen siyasi partilerin kapatılması hususu Türk siyasi yaşamının gündemini sıkça meşgul eden, zaman zaman tartışmalara yol açan ve sert söylemlerle dile getirilen bir konudur.

Ülkemizde, başta Anayasa olmak üzere pozitif hukukun tanıdığı ve koşullarını düzenlediği ilkeler çerçevesinde kurulan siyasi partiler, demokrasinin varlığı için zorunlu unsurlar olarak görülmüş olmakla birlikte, siyasi partilerin demokratik siyasi rejimi ortadan kaldırmak amacını gütmesi ve bu amacı gerçekleştirmek için eylemlerde bulunmaları halinde kapatılmasının hukuk devleti ilkesi ve demokrasi adına gerekli olduğu da kabul edilmiş bulunmaktadır.

AVRUPA'DA ORTAK BİR DÜZENLEME YOK

Türkiye’deki durum böyleyken Avrupa ülkelerinde siyasi partilerin kapatılmaları ile ilgili olarak ortak bir düzenleme bulunmamaktadır. Bazı Avrupa ülkelerinde bu konuda hiç yasal düzenleme bulunmamasına rağmen, bazılarında ise içerikleri ve ölçütleri birbirinden biraz farklı olmakla beraber siyasi partilerin kapatılmalarına olanak sağlayan hukuki düzenlemeler mevcuttur.

Ancak Avrupa ülkelerinde siyasi partilerin kapatılması konusundaki ortak anlayış, demokratik siyasal sistemin işleyişinin temel parçalarından birisi siyasi partilerin yasaklanmaması ve kapatılmamasıdır. Bu anlamda siyasi partilerin yasaklanmaması ve kapatılmaması Avrupa ülkelerinde ortak demokratik bir miras gibidir.

Avrupa ülkelerindeki bu anlayış doğrultusunda AİHM uygulamasında da siyasi partilerin kapatılabilmesi için birbirinden ayrı ve bağımsız iki temel koşulun gerçekleşmesi öngörülmekte olup bunlardan ilki partinin programının gerçekleştirilmesinde demokratik araçların kullanılmaması bir başka ifade ile şiddet kullanılması veya şiddet kullanımının teşvik edilmesi, ikincisi ise parti programının demokrasinin temel ve evrensel ilkelerine aykırı olmasıdır.

Diğer taraftan Avrupa Konseyi’nin danışmanlığını yapmak üzere kurulan “Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu”nun ya da bilinen adıyla Venedik Komisyonu’nun siyasi partilerin yasaklanması ve kapatılması konusunda esas aldığı ve uyguladığı ilkelerde AİHM’in bu husustaki ilkeleriyle benzerlik taşımaktadır.

TEK MEŞRU ÖLÇÜ

Venedik Komisyonu 2009 yılında gerçekleştirdiği 78. Genel Kurul Toplantısı sonrasında hazırladığı 489/2008 sayılı “Türkiye’de Siyasi Partilerin Yasaklanmasına ilişkin Anayasal ve Yasal Hükümlere Dair Görüşü”nde şiddet tehdidini, kullanımını veya teşvikini siyasi partilerin kapatılmasında ve yasaklanmasında tek meşru ölçü olarak almıştır.

Komisyona göre siyasi partilerin kapatılması ancak siyasi partilerin antidemokratik ve totaliter amaçlarla özgürlükçü demokratik düzeni yok etmeye yönelmiş olmaları, bu doğrultuda şiddet kullanılmasını savunmaları ya da şiddeti politik araç olarak kullanmaları, bu yönde ciddi bir tehlike oluşturmaları, tehlikenin daha hafif önlemlerle giderilmesinin mümkün olmaması hallerinde kabul edilebilir bir yaptırımdır.

Venedik Komisyonu bu görüşünde Türkiye’deki siyasi parti kapatma kurallarının gerek maddi ve gerekse usul açısından değiştirilerek Avrupa standartları ile uyumlu hale getirilmesi gerektiğini, bunun da Anayasa’nın konuya ilişkin düzenlemelerinde yapılacak kısmi veya geniş kapsamlı bir anayasa reformu ile sağlanabileceğini belirtmektedir.

Tüm bu görüş ve uygulamalar bir yana ülkemizde siyasi partiler, 1961’den önce dernekler ile aynı hukuki statüde değerlendirilmiş,  kapatılmaları ise Milli Güvenlik Konseyi kararı gibi idari kararlarla veya Sulh Ceza Mahkemesi kararı gibi sıradan yargı kararlarıyla gerçekleştirilmiştir.

İlk olarak 1961 Anayasasıyla birlikte güvenceye kavuşan siyasi partilerin kuruluş, faaliyet ve kapatılmalarına dair esaslar 1982 Anayasası ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası ile kapsamlı olarak düzenlenmiştir.

-Siyasi partilerin kapatılması istemiyle açılacak davaları herkes açabilir mi? Bu davalarda görevli makam neresidir ve dava nerede açılır, karar nasıl tesis olunur?

Yasalara baktığımız zaman bu davalar Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından Anayasa Mahkemesi’nde açılabilir ve bu da üç şekilde olabilecektir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bir siyasi partinin kapatılması davası açılması;

a.Res’en,

b.Bakanlar Kurulu kararı üzerine Adalet Bakanının istemiyle,

c.Bir siyasi partinin istemi üzerine olabilir.

2018'DE DEĞİŞTİ

Görüldüğü üzere Siyasi Partiler Yasasında yer alan bu hüküm Devlet Yönetiminin geçirdiği evrime paralel olarak güncellenmemiş ve bugün artık hukuken varlığını yitirmiş olan Bakanlar Kurulu madde metninde halen varlığını sürdürmektedir. Oysa 2018 yılındaki tarihi değişimle birlikte Türkiye’de resmen ve tamamen yürürlüğe giren Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemiyle Başbakanlık makamı ve Bakanlar Kurulu yapısı yok oldu. Başbakanın yürütmenin başı olma unvanı Cumhurbaşkanına geçti. Böylece Cumhurbaşkanının hem hükümet hem de Devlet Başkanı sıfatına sahip olmasının yanında Bakanlar Kurulunun yerini de Cumhurbaşkanlığı Kabinesi aldı.

Madde metnini içinde bulunduğumuz yeni Devlet Yönetimi kapsamında biz güncellersek, Cumhurbaşkanlığı Kabinesinin başında olan Devlet Başkanının karar verdiği takdirde Adalet Bakanı aracılığıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından herhangi bir siyasi partinin kapatılması için dava açılmasını talep edebileceği sonucuna ulaşıyoruz.

Bu noktada Cumhurbaşkanı sıfatının yanında aynı zamanda bir partinin de genel başkanı olan Devlet Başkanının özellikle tarafsız olmasının gerektiği dikkate alındığında diğer bir partinin kapatılması hakkında karar verebilmesini yorumlarınıza bırakıyorum.

Yine Siyasi Partiler Yasasındaki bu düzenleme gereğince bir siyasi partinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan dava açılmasını isteyebilmesi için bu partinin son milletvekili genel seçimlerine katılmış olması, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grubu bulunması, ilk büyük kongresini yapmış olması, partinin merkez karar ve yönetim kurulunun üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyu ile dava açılmasının istenmesi yolunda karar alınmış bulunması ve istemin parti adına parti genel başkanı tarafından Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazılı olarak yapılmış olması gerekiyor.

RESMİ BAŞVURU YOK

Gerek yazılı basında ve gerekse sosyal medyadaki beyanatlarında ve gerekse Meclis Kürsüsünde, TBMM’de grubu bulunan bazı siyasi parti liderlerinin söylemlerinde bu konudaki taleplerini sıklıkla dile getirdiklerini, kapatılmasını istedikleri siyasi parti için herkesi göreve çağırdıklarını hepimiz biliyoruz, izliyoruz. Ancak ne yazık ki belirttiğimiz parti genel başkanları yasada açıklandığı şekliyle partilerinde karar almak suretiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak, resmen başvurmuyorlar.

Bu durumda dile getirilip eyleme dökülmeyen bu taleplerde parti genel başkanlarının samimi olmadıklarını, ülkede oluşan konjonktür doğrultusunda nabza göre şerbet verdiklerini düşünmemek elde değil. Zaten Türk siyasi yaşamında geriye dönüp baktığımızda siyasi partilerin kapatma davaları hep Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca açılmıştır.

-Siyasi partiler hakkında kapatma kararı verilebilmesi için hangi nedenlerin gerçekleşmesi gerekir?

Siyasi partilerin kapatma nedenleri Anayasa ve Siyasi Partiler Yasasında üç başlık altında toplanmıştır.

a.Bir siyasi partinin tüzük ve programının Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırı olması, sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlaması, suç işlenmesini teşvik etmesi halinde,

b.Bir siyasi partinin, Anayasanın 68. maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı eylemlerin işlendiği, odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespiti halinde,

c.Bir siyasi partinin, yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyrukluğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddi yardım alması halinde Anayasa Mahkemesince kapatma kararı verilebilecektir.

Diğer iki kapatma nedenine göre bir siyasi partinin yasak eylemlerin odağı olduğunun tespitinin çok daha zor olduğu düşüncesinde olan yasa koyucu, 2001 yılında Anayasa’da ve daha sonrada Siyasi Partiler Yasasında yapılan değişiklikle bir partinin suç odağı haline gelmesi açıklıkla tanımlamıştır.

SUÇ ODAĞI ÖLÇÜTÜ DARALTILDI

Yasa koyucu “Bir siyasi parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır” hükmüyle bu ölçütü ayrıntılı bir şekilde tanımlanmış ve suç odağı olma ölçütünü daraltmıştır.

Örneğin bir siyasi partinin üyeleri bazı eylemler icra ediyor, ancak parti organları bunları benimsemiyorsa, parti odak haline gelemeyecektir. Bunun için yasak eylemleri işleyenlerin sayıca fazla olmasının yanı sıra, bu eylemlerine devam etmeleri ve sıklıkla tekrarlamaları gerekmektedir.

-Yine siyasi partilere uygulanabilecek bir başka yaptırım da 2001 yılında Anayasa’da yapılan diğer bir değişiklikle hayata geçmiştir.

Anayasa Mahkemesince temelli kapatma yerine dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasi partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verilebilecektir. Bu düzenleme uyarınca Anayasa Mahkemesi, hakkında dava açılan siyasi partinin almakta olduğu son yıllık Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına,  yardımın tamamı ödenmişse aynı miktarın Hazineye iadesine karar verebilir.

-Burada üzerinde durmak istediğim bir husus da, hakkında kapatma davası açılan bir siyasi partinin dava açıldıktan sonra kapanma kararı alması halinde ne olacağıdır.

Anayasa Mahkemesi “bir siyasi partinin yetkili organı tarafından kapanma kararı alınmasının parti hakkında açılmış bulunan kapatma davası sonucunda verilen kapatma hükmünün sonucuna etkili olamayacağı” yönünde hüküm içeren Siyasi Partiler Yasası’nın 108. maddesini 2010 yılında iptal etmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin iptali “asıl sorumlu olan parti tüzel kişiliğinin hukuki ve fiili varlığı sona erdirilmiş olsa bile açılmış kapatma davasının sürdürülmesine imkan tanıyan kural Anayasa’da güvence altına alınmış siyasi haklara ikincil yaptırımlarla ölçüsüz bir müdahale sonucunu doğurabilecek nitelikte olduğundan hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu” esas ve gerekçesine dayanmaktadır.

Söz konusu hükmün iptalinden bugüne kadar geçen uzun yıllar boyunca yerine yeni bir düzenleme yapılmamıştır. Bu nedenle Siyasi Partiler Yasası’nın 108. maddesinin iptal edildiği 2010 yılı öncesinde kapatma davası sürmekte iken kapanma kararı alan bir siyasi parti hakkında Anayasa Mahkemesi yine de kapatma kararı verebiliyordu. 

Bugün ise anılan hükmün iptali nedeniyle hakkında Anayasa Mahkemesi nezdinde devam eden bir siyasi parti yetkili organları aracılığıyla kapanma kararı alırsa söz konusu davalar konusuz kalmaktadır. Konusuz kalan bu davalarda Yüksek Mahkemece düşme kararı verilmesi gerekecektir.

FİİLEN KAPATILAMAZ

Kanımca siyasi partinin kapanma kararının kapatmaya ilişkin hükmün sonuçlarına etkili olamayacağı şeklindeki hükmün iptali yerinde olmamıştır. Çünkü konuya ilişkin hükümlere bakıldığında hakkında devam eden kapatma davası varken ilgili siyasi parti kapanma kararı alırsa kapatma davası düşeceğinden aynı parti en kısa sürede ve hatta aynı isimle tekrar kurulabilecektir.

Böyle olunca da yasadaki bu boşluk yüzünden aykırı eylemlerin odağı haline geldiği tespit edilen bir siyasi parti hukuki varlığı sona erse bile fiilen kapatılamayacaktır. Ayrıca Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatılan bir partinin üyelerinin hiç birinin milletvekilliği sona ermez. Sadece kapatma kararında adları geçen milletvekilleri beş yıl boyunca başka bir partiyle hukuki bir bağ kuramayacaklardır.

Ancak belirttiğimiz tüm bu hususlar bir siyasal partinin, Anayasanın 68. maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı eylemlerin işlendiği, odak haline geldiğinin görmezden gelinmesi anlamına gelmemelidir. Bilindiği üzere Devlet canlı bir varlık değildir. Devlet, yetkili uygulayıcılarının kararları ve eylemleri ile hayat bulur. Bu nedenle de yetkili makam veya kişilerin Anayasanın 68. maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı eylemlerin işlendiği, odak haline geldiği düşündükleri siyasi partiler hakkında ellerindeki somut bilgi ve belgelerle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına başvuru yaparak yasal süreci başlatmaları gerekmektedir.

Böylece siyasi partilerin kapatılması konusu TV’lerin reyting malzemesi olmaktan çıkarak gerçeğin bir başka ifadeyle hukukun konusu olabilecektir.

Sözün özü olarak şunu ifade etmek istiyorum; Demokrasilerde olması gereken siyasi partilerin yargı kararıyla değil halkın desteğini kaybettikleri için kapanmasıdır. Ancak asıl kural bu olmakla birlikte demokratik rejimi tehdit eden eylemler geliştiren, program ve projelerinde demokratik olmayan araçlardan yararlanan, bu amaçla şiddet kullanan ya da şiddet kullanılmasından yana olan siyasi partilerin kapatılması veya faaliyetlerinin yasaklanmasının gerektiği, hem Venedik Komisyonu kriterleri ile hem de AİHM’in istikrarlı uygulamaları ile kabul edilmiş hukuki yol ve yöntemdir.

Bu bağlamda insan hakları eylem planlarının ve yeni Anayasa söylemlerinin ülke gündemini oluşturduğu bugünlerde, Türkiye’de siyasi partilerin kapatılması konusundaki esas, kural ve gerekçelerin yeniden gözden geçirilerek, siyasetin demokratik biçimde işlemesi için gereken değişiklik ve yeniliklerin hayata geçirilmesinin uygun olacağı inancındayım.

AV. HÜSAMETTİN KOCAOĞLU

Yazarın Son Yazıları

Mektup (Kafka’ya) - Buğra Gökce

10 aydır mektup yazmak, yanıtlamak ve hatta mektup beklemek en önemli direnç ve yaşama bağlanma biçimi oldu adeta benim için.

Devamını Oku
17.01.2026
Karne kimin aynası? - HAMZA KİYE

2025-2026 eğitim öğretim yılında birinci dönem bitti, karneler dağıtılıyor.

Devamını Oku
16.01.2026
Bir çınar daha sonsuzluğa göçtü - MUSTAFA GAZALCI

Doğa yasası gereği, yüreklerimizi yaksa bile Köy Enstitülü çınarlar bir bir ayrılıyor aramızdan.

Devamını Oku
16.01.2026
Devrim Kanunları’ndan yeni müfredata

Bir eğitim-öğretim yılının daha birinci yarıyılı sona ererken Türkiye’de eğitim sistemi pedagojik ve toplumsal açıdan ciddi tartışmaların odağında yer almaya devam etmektedir.

Devamını Oku
15.01.2026
Nâzım Hikmet 124 yaşında

Cumhuriyet gazetesinin 30 Mart 1950 tarihli birinci sayfasında, “Bursa Cezaevi’nde Mahkûmlarla Konuşma” başlıklı röportaj yayımlandı.

Devamını Oku
15.01.2026
Öfke ekonomisi - Mehmet Utku Şentürk

Oxford Sözlüğü’nün 2025 yılı için seçtiği kelime “rage bait” yani “öfke tuzağı” idi.

Devamını Oku
14.01.2026
Bütün ülkelerin hukukçuları birleşin! - Ziya Yergök

Dünyanın ve ülkemizin içinden geçtiği süreç adeta hukuksuzluklar sürecine döndü.

Devamını Oku
14.01.2026
Eşsiz bir yurtsever: Rauf Denktaş - Doç. Dr. İhsan Tayhani

Henüz 18-19 yaşlarında bir genç olarak Kıbrıs Türkünün özgürlük savaşımına omuz vermeye başlayan ve 88 yıllık yaşamının büyük bölümünü söz konusu savaşıma adayan Rauf Raif Denktaş, salt özverili bir dava adamı değil, omuzladığı savaşımı, bir devlet kurarak taçlandırmış olan çok yönlü bir liderdir.

Devamını Oku
13.01.2026
Roma yanılgısı ve İran - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Mesleğim gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen birçok bilimsel toplantıya katıldım.

Devamını Oku
13.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025