Yanlış hesap geri dönmek için genelde Bağdat’ı beklemez.
“Taliban” diye söylüyoruz. “Talebe”den geliyor. Pakistan sınırındaki medreselerde öğrencilik yapanlar, 1996’da Afganistan’a iktidarla döndüler. Pakistan, 1996-2001 aralığında ilk Taliban iktidarını resmen tanıyor, terörle anılan iktidarın dünyayla ilişkilerini kuruyordu. Ardından... Taliban devrilip yerine başka hükümet kurulduğunda, Pakistan sınırı yine Taliban lehine bir eylem merkezine dönüştü. 2021’de ABD’nin Afganistan’dan çekilmesini sağlayan, iktidarı yeniden Taliban’a vermesine neden olan Doha Anlaşması’nın kolaylaştırıcılarından biriydi Pakistan. Herkes, Taliban yeniden iktidara gelirken Afganistan ile Pakistan’ın yakın müttefik olmasını bekliyordu. Bunun bir yanılgı olduğunu anlamak beş yılı bulmadı. Bu kez Afganistan-Pakistan sınırı, Pakistan’a karşı eylem yapan Tehrik-i-Taliban Pakistan (TTP) tarafından geçiliyordu. Örgütü destekleyen Taliban, Pakistan’a örtülü bir savaş başlatmakla kalmadı. Ona açık bir cephe alacak şekilde tarihsel düşmanı Hindistan ile yakınlaştı. Sonunda iki ülke, geçen hafta açık savaşa girdi.
Ortadaki soru açık: Koyunda beslenen gözü oyar mı? Yani Şam, Türkiye için bir Taliban olur mu?
Bizim İslamcı cenahın bu soru üzerine düşünmek bir yana, başından reddettiğini biliyorum. Ancak Şam ile Ankara’nın tercihlerinin arasındaki mesafenin açılması, öyle görünüyor ki belki beş yıla kalmadan bize somut bir şey söyleyecek.
Ne demek istediğimi şöyle anlatayım...
BAAS’IN YÜKSELİŞİ VE DÜŞÜŞÜ
2024 yılının aralık ayına kadar, Suriye’de, Türkiye’deki hükümetin ideolojik olarak çatıştığı Baas iktidarı vardı. Baas, sadece Suriye’de değil, bütün bölgede ana eksenini İsrail karşıtlığı üzerine kurmuştu. İsrail, Baas’ın tanımadığı ülke, adını anmadan “işgal edilmiş topraklar” diye andığı yerdi. Defalarca İsrail ile çatıştı. Ancak gücü İsrail ordusuyla, ekonomisiyle, ittifaklarıyla, teknolojisiyle boy ölçüşemedi. Buna karşın, İsrail karşıtı Filistini örgütler Baas coğrafyasını hep kuluçka olarak kullandı. FHKC’den HAMAS’a; sol ve sağ İsrail karşıtı örgütlerin beyinleri, hep Şam’da yuva kurdu.
Öte yandan...
Irak’taki BAAS iktidarının düşüşü bir başka İsrail karşıtı güce, İran’a, bölgesel güç olma fırsatı yarattı. Tahran bu fırsatı kullandı da... Tahran’dan Bağdat’a, Şam’dan Beyrut’a, Yemen’den Filistin’e uzanan, İran’ın “direniş ekseni” diye tanımladığı bir bölgesel cephe oluştu. Bu cephe, karşısında yalnız ABD-İsrail ittifakını değil, İran karşıtı İslamcı siyaseti de buldu.
Aslında Baasçılık, İran parantezine sıkıştırılamayacak, sosyalizm ile karışmış Arap milliyetçi kimliği öne çıkan bir siyasi hareketti. Ancak Sovyet düzeninin çözülüşü, Baasçılığın bölgede yükselen yıldız olmaktan çıkması, millici devletlerin etnikdinsel ideolojiler karşısında alan kaybetmesi ve elbette emperyalist kuşatma Suriye Baas’ının çizgisini İran ekseni içinde silikleştirdi.
ABD’NİN ADAMI ŞARA
Birer birer hedef alınan ulus devletlerde, 2010’lu yıllarda sıra Suriye’ye gelirken Türkiye’deki hükümet bir seçim yaptı. Ya ideolojik olarak sevmediği ama sınırını İsrail’den ayrı bir çizgide tutan komşusu ile düşman olmadan yaşayacaktı. Ya da Şam’ı hedef alan ABD-İsrail-Körfez çizgisine dahil olacaktı. İkinciyi seçti. Baas’ın yıkılışını, İdlib’deki HTŞ’den Şam’a uzanan iktidarın önünün açılmasını ve nihayetinde yeni iktidarın uluslararası meşruiyet kazanmasını destekledi.
Aslında Şam’daki iktidarın yeni sahipleri kendisini çarşambadan belli ediyordu. ABD’nin eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, “Şara’nın yükselişinin 2018’de Donald Trump tarafından atılan bir adımla güvence altına alındığını” anlatmıştı. ABD’nin eski Şam Büyükelçisi Robert Ford, çok açık bir şekilde, Şara’yı İdlib’den çıkarıp Şam’daki iktidara bizzat kendinin de çabasıyla nasıl getirdiklerini anlatmıştı. Nitekim Suriye’ye karşı Sezar yaptırımlarını kaldırıp Şara’yı Beyaz Saray’da ağırlayan Trump onu “Benim oraya getirdiğim Suriye cumhurbaşkanı olağanüstü bir iş çıkarıyor” diye tanıtmıştı.
Nitekim Şara, ABD hegemonyasına kendi topraklarında varoluş sözü verirken kendi ordusunu ABD ile aynı cephede IŞİD karşıtı koalisyonun parçası haline getirdi. Şara, sistematik olarak İsrail için tehdit olmadıklarının garantisini verirken geçen ocak ayında iki ülke ekonomik, siyasi ve askeri derinliği olan bir anlaşma da imzaladı. Böylece Şam’daki yeni iktidar; birlikte olduğu Körfez cephesinden İsrail’e uzanan el rolüne dönüştü.
ŞAM TALİBANLAŞMA YOLUNDA
Bunun sonucu...
Üç yıl önce, Tel Aviv’den kalkıp Tahran’ı vurmaya giden bir uçak, Şam’da sirenlerle ve eskimiş hava savunma sistemleriyle karşılanacaktı. Bugün halk tabiri ile “düz ovada yürür gibi” Şam’ın üzerinden uçtu. Suriye resmi haber ajansı SANA’yı açıyorum. ABD-İsrail’in İran’a saldırısına yalandan da olsa tek bir eleştiri yok. Başından sonuna kadar, İran’ı kınadıklarını gösteren açıklamalarla dolu. Resmi açıklamaların tamamı ABD-İsrail’in İran’ı vurmasını meşru kabul ediyor. İran’ın karşılık vermesine tepki gösteriyor.
Nihayetinde...
Türkiye’deki hükümet bir seçim yaptı. Bugün karşısında olduğunu iddia ettiği İsrail’e düşman bir iktidarı ABD ile birlikte indirdi. Yerine İsrail’le kısa sürede ittifak kuran, İsrail karşıtı ülkelere açık cephe alan bir iktidarı getirdi. Türkiye, İran’a yönelik saldırıları açık bir şekilde eleştirirken Şam’daki iktidar net bir uluslararası destek verdi. Türkiye, hem İran’a hem ABD’ye “topraklarım bu çatışmada kullanılmayacak” mesajı verirken Şam açıkça saldırının önünü açtı. Türkiye, rejim üzerinde İsrail mühendisliğinin parçası olmadığını söylerken Şam İran’la ideolojik cepheleşmenin tarafı oldu.
Bölgenin yaşadığı son büyük müdahalede, Türkiye ile İsrail arasında ikincisini seçen Şam’ın Talibanlaşmasını konuşmak için belki de beş yıl beklemeye gerek kalmayacak. Çünkü milli dış politika yerine İhvancı hayalleri seçen iktidarın avucundaki anlatı, parmaklarının arasından çok hızlı akıyor.
Bu çelişki kendisini çözmek için önümüze iki yol koyacak: Ya Türkiye’yi ABD eliyle İsrail’le mecburi bir uzlaşmaya götürecek. Ya da Şam ile zorunlu bir yol ayrılığı yaşanacak.
Hayallerini gerçeğin saatine ayarlayamayanlar varoluşunun öyküsünü de kaybeder.