‘Türkiyelilik’ söylemi kimleri dışarıda bırakır? - Prof. Dr. Utku Yapıcı
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

‘Türkiyelilik’ söylemi kimleri dışarıda bırakır? - Prof. Dr. Utku Yapıcı

30.01.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Türk, Kürt, Laz, Çerkes...” On yıllardır bu sözcükleri art arda belirli bir sıraya göre saymak, çoğulcu olmanın temel gereklerinden biri olarak sunuldu. Her renkten, her tondan yüzlerce siyasetçi, demokratik bir yaklaşıma sahip olduklarını kanıtlayabilmek kaygısıyla bir kısayol olarak aynı söyleme binlerce kez başvurdu. Pek çok organik entelektüel, epistemolojik kibirleri ile bu ezberi sorgusuz sualsiz doğrulayarak söylemi seslendirenlere yalnızca bilimsel bir meşruiyet kalkanı bahşetmediler. Bunu ahlaksal üstünlük diliyle kurarak bu kişilerin ellerine bir de mızrak tutuşturdular. Mızrak, yeri geldiğinde etnik bağlamlı düşünüş tarzını doğru bulmayanların “geri”, “farkındalık yoksunu”, “çoğulculuk düşmanı” ya da ironik bir şekilde “ırkçı” olmakla itham edilmelerinde ve bu yolla meşruiyet ringinin dışına itilmelerinde önemli bir işlev gördü. 

Söz konusu ezberi besleyen “Türkiyelilik” kavramsallaştırması işte tam da bu noktada daha ayrıntılı bir çözümlemeyi hak ediyor. Bu kavramsallaştırma Türk kimliğinin etnik bir bağlamda inşa edildiği ve Türk yurttaşlık kimliğinin de etnik kimliğin uzantısı olduğu ikiz varsayımları üzerine kuruldu. Bugün bu yurttaşlık kimliğini sahiplenmenin yarattığı “demokratik açığı (!)” kapatabilmenin, diğer deyişle “eşit yurttaşlığı” garanti altına almanın, ancak bu kimlik yerine “kapsayıcı (!)” bir “Türkiyelilik” kimliğinin yurttaşlık kimliği haline getirilmesiyle mümkün olacağı tezi tartışılıyor. 

Yüzeysel bir bakışta “demokratlık” bağlamında ilham verici görülebilecek bu önerinin daha ayrıntılı bir çözümlemede birçok demokratik açmazı içinde barındırdığı görülüyor. 

NEOLİBERALİZMİN HEDEFİ BÖLÜNMÜŞ TOPLUM 

İlk olarak bu tez, kapsayıcı ve etniklik ötesi bir kimlik kategorisi olarak milyonlarca kişinin kimlik dünyasında yer edinen Türklüğü, yurttaşlığa dayalı bir kimlik olarak yok sayıyor. “Sen ne dersen de, ne düşünürsen düşün, bu kimlik aslında etnik bir kimlik” diyerek, bireyin kimliksel öz tanımını ciddiye almıyor. Kimliğe anlamını bireyin vereceği ile ilgili en basit demokratik kriterleri göz ardı ediyor. Araştırma nesnesini dinlemek yerine deterministik bir tavırla, kendi zihnindeki araştırma nesnesi hayalini konuşturuyor, onu dayatıyor. Bu açıdan bakıldığında söz konusu buyurgan ve etik olmayan anlatıya karşı olmak aslında demokratik olduğu kadar bilimsel bir gereklilik. 

İkincisi, bu yaklaşım, Türklüğü etnik bir bağlama indirgenmiş bir biçimde sunarak aslında toplumsal desteği oldukça düşük düzeyde kalan böyle bir milliyetçilik formuna kitlesel desteği dolaylı olarak büyütebilme riskine sahip. Diğer ifadeyle, etnik siyaset tarzına, önceleri etnikliğe mesafeli kitlelerin tepkisel bir biçimde eklemlenmesi ile yeni bir tür etnik milliyetçiliğin büyümesi olasılığı her zaman var. Neoliberalizmin özlediği toplumsal düzen ise tam da bu. Etnik, mezhepsel vb. kimlikler ile bölünmüş, neoliberalizmin yıkıcılığına karşı birleşemeyen, sınıfsal bilinci olmayan bir toplum. Türk yurttaşlık kimliğine karşı durmak, bu nedenle küresel çağda emperyalizme geçit vermek sonucunu da doğuruyor. Bu kimliği savunmak ise emperyalizme karşı durmak. Bu nedenle Atatürk’ün böyle bir yurttaşlık kimliği üreterek ne yapmak istediği dikkatle incelenmeli. Ya da örneğin, Ukrayna’da 2014 sonrası süreçte yurttaşlık kimliğini etnik bir bağlama oturtma çabalarının neden olduğu “bölünmüş toplum” olma halinden ve bu halin sonuçlarından dersler alınmalı. 

Üçüncüsü, milli kimliğin devlet politikalarıyla etnikleştirildiği tezini gerekçe gösterip Türk yurttaşlık kimliğini savunmayı sorunlu ilan etmek ise akla ziyan bir durum. Tek bir milliyetçilik yok. Her milliyetçiliğin pek çok formu aynı anda yaşıyor. Etnik bağlamlı bir milliyetçilik formunu merkeze alanların düşünce ve uygulamalarından, böyle bir fikre karşı olan milliyetçileri sorumlu tutmak en hafif tabirle haksızlık, kuşkusuz demokratça bir tepki de değil... 

TÜRK YURTTAŞLIK KİMLİĞİ 

Sağ milliyetçilikten komünist sola tüm siyasal aktörlerin, Türk yurttaşlık kimliği ve neoliberal düzen karşısındaki gerçek tutumlarını açık bir biçimde ortaya koymak durumunda kalacakları bir döneme giriyoruz. Çünkü toplumun bu konulardaki farkındalık ve kararlılık düzeyinin siyasal alanın çok önüne geçmiş olduğu son anketlerde görülüyor. Anketlerde Atatürkçülüğün geniş kesimlerin merkez referansına dönüşmesi ve kararsızların birinci partinin de ötesi oy oranlarına ulaşmaları birlikte değerlendirilmeli. Birinci durum, topluma içkin otoriter bir özlemin değil, ortak bir kamusal zemin arayışının bir sonucu. İkinci durumu ise pek çok faktöre ek olarak kararsız bir kitlenin varlığının değil, birleştirici bir yurttaşlık anlayışına bağlılığın ve benzeşen siyasal aktörlere tepkinin küçük bir kısmının dışavurumu. 

Bütün bu veriler, neoliberal düzen siyasetine eklemlenerek o rotada yol almak isteyenler ve neoliberalizmi ambalajlayıp deva olarak sunmayı düşünenler için kritik bir uyarı. Muhalefetin görevi, toplumsal arayışı soyut kavramlarla geçiştirmek değil, somut bir yurttaşlık ve ekonomi siyasetine dönüştürmek olmalı. Aksi halde kapsayıcılık iddiasıyla kurulan daraltıcı yeni dile ve neoliberalizme her doğrudan/dolaylı destek, sessizliğin kendisi ses oluncaya kadar sessizlik üretmeye devam edecek.

Prof. Dr. Utku Yapıcı 

İlgili Konular: #türkiye

Yazarın Son Yazıları

Petrodolar sistemi bitiyor mu? - Fikret Bayır

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) 1 Mayıs 2026 itibarıyla Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nden (OPEC) ayrılacağını duyurdu.

Devamını Oku
05.05.2026
Yeni Sayıştay Kanunu ve Sayıştay ’ın görevleri - Turgut Aşçı

Sayıştay (Divan-ı Muhasebat) 1862’de Osmanlı İmparatorluğu’nun devlet gelir ve giderlerini denetleyen, günümüz Sayıştay’ının temeli olan en yüksek mali denetim ve yargı kurumu olarak kurulmuştur.

Devamını Oku
05.05.2026
Aşı karşıtlığı ve toplumsal etkileri - Ülkü Sarıtaş

Bakteri, virüs gibi mikrobial ajanlarla meydana gelen hastalıklardan korunmak amacıyla etkisi zayıflatılmış mikrobial ajanlar veya bunların genetik yapısını taklit eden parçacıkların laboratuvarda üretilmesi ile elde edilen aşıların tarihçesi yaklaşık iki bin yıl öncesine dayanmakta, Çin ve Hindistan’da aşıya benzer uygulamaların yapıldığı tarihi kalıntılardan anlaşılmaktadır.

Devamını Oku
04.05.2026
Eğitimde güvenlik sorunu - Levent Nayki

14 Nisan 2026 Salı günü Şanlıurfa’da bir okulda silah patladı.

Devamını Oku
04.05.2026
Gelir düzeyi ve kentsel dönüşüm - Aydın Öncel

Türkiye deprem kuşağında ve oldukça fazla riskli yapı stoğu olan bir ülke.

Devamını Oku
02.05.2026
Emek ve dayanışma - Kemal Akkurt

İşçi sınıfının 1886 yılında ABD’nin Şikago kentinde çalışma koşullarının iyileştirilmesi için yaptıkları başkaldırı hareketi, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Bayramı’nın ilk kıvılcımı oldu.

Devamını Oku
01.05.2026