Melek Çetinkaya

22 Temmuz 2020 Çarşamba

Melek Çetinkaya adında bir tanıdığım yok. 

Birkaç gün önce BirGün gazetesindeki bir haber başlığında rastladığım bir isim.

Başlıkta “Melek Çetinkaya tutuklandı” deniyor…

Bir de fotoğraf konmuş.  

Başörtülü, sıradan, olağan bir halk kadını. 

Yüzünde belli belirsiz gülümseyiş. Göğsüne asılı siyah bir önlükte ise beyaz harflerle “Askeri öğrencilere adalet istiyoruz” yazılı.

Haberin ayrıntısında, Melek Çetinkaya’nın Hava Harp Okulu öğrencisi oğlu Furkan’ın darbeye teşebbüsten tutuklanarak müebbet hapse mahkûm edildiğini öğreniyoruz.

Melek Hanım da Akit TV’ye yaptığı açıklamalar nedeniyle bir gün önce (17 Temmuz Cuma) tutuklanmış. 

Kızı Rüveyda, Twitter hesabından, annesinin 12 Temmuz’da bu TV kanalında söylediklerinde “suçu ve suçluyu övdüğü” iddiasıyla gözaltına alınarak Ankara’dan İstanbul’a götürüldüğünü bildiriyor…

***

Başta belirttiğim gibi, Çetinkaya ailesiyle bu gazete haberi dışında bir tanışıklığım yok. 

Zaten olması olası değil. 

Açıklamanın yapıldığı TV kanalı, çocukların isimleri gibi ayrıntılar, farklı dünya görüşlerine sahip olduğumuzun işaretleri. 

Fakat bir gazetenin köşesine sıkışmış bu haber ve çocuğu için mücadele eden annenin görüntüsü günlerdir zihnimden ve gözlerimin önünden gitmiyor.

Çünkü bütünüyle bir Türkiye fotoğrafı bu.            

İnsanlar işinde gücünde, bir şey olmamışçasına günlük yaşamlarını sürdürmektelerken, sessizce, ya da sesi bastırılmış olarak yaşanan bir acının fotoğrafı… 

Çünkü sesinizi çıkarmak, acınızı dile getirmek istediğinizde, başınıza gelecek olan Melek Hanım’ın başına gelen olacaktır…

***

Melek Hanım suçu ve suçluyu övmek için ne söylemiş olabilir, bilmiyorum.  

Olsa olsa, benim ve sanırım bu satırları okumaktayken pek çoğunuzun da zihninde beliren soruyu, 19 yaşında bir çocuğun darbeye nasıl teşebbüs etmiş olabileceğini sormuştur.

Ve ardından, anne yüreğinden yükselen acının da etkisiyle, bir çocuğun böyle bir iddiayla müebbet hapis cezasına çarptırılmasının nasıl bir adalet ve vicdan eseri olduğunu sormuş olabilir…

Yani benim ve bu satırları okumaktayken büyük olasılıkla pek çoğunuzun da zihninde beliren bu soruyu…

***

Bir iki hafta önce, üst üste iki yazıda, hapishanede ölüm oruçları sürmekte olan iki genç avukattan Aytaç Ünsal’ın annesi Nermin Ünsal Hanım’ın iletisi üzerine ve bu vesileyle de o genç avukatlara yapılan büyük haksızlıklar konusunda yazmıştım.

Şu ana kadar, ne yazık ki ne Yargıtay’dan ne bir başka kanaldan olumlu bir haber işareti geldi.

Gençlerine zulmedilen, annelerine acı çektirilen, vicdanlar üzerinde ağır baskıların uygulandığı bir ülke görünümündeyiz.

Bu kadar ağırlaşan kötülüğü bir ülke daha ne kadar süre taşıyabilir, bilmiyorum.              


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Sanal İstanbul 12 Nisan 2021
Düello 22 Şubat 2021
Tevfik Fikret'e 23 Kasım 2020