Nuriye Gülmen’den mektup
Ataol Behramoğlu
Son Köşe Yazıları

Nuriye Gülmen’den mektup

22.11.2023 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Toplum Nuriye Gülmen’i 9 Kasım 2016’da Ankara Yüksel Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde “İşimi Geri İstiyorum” talebiyle başlattığı eylemle tanıdı. Daha doğrusu tanımaya başladı. Çünkü bu demokratik hak talebi, kolluk kuvvetlerinin saldırısıyla kısa sürede, sadece Nuriye Gülmen’in değil, yasadışı gerekçelerle işlerinden çıkarılan herkesin hak isteme savaşımına dönüştü. Nuriye Gülmen işinden alındığında Selçuk Üniversitesi’nde görev yapıyordu. Çalışma alanı karşılaştırmalı edebiyat olan bir akademisyendi.

Karşılaştırmalı edebiyat... Onu görevden alanların, daha sonra ölüm orucuna dönüşen eylemine saldırı üstüne saldırı düzenleyenlerin, yaşamlarında büyük olasılıkla tek bir ciddi edebiyat yapıtı, tek bir şiir kitabı okumamış olan bu kişilerin, bu kavramın zengin çağrışımlarından zerrece haberleri var mıdır?

Nuriye Gülmen’i ve açlık grevinde birlikte oldukları Semih Özakça’yı o süreçte ziyaretlerine gittiğimde tanıdım.

Aylarca süren bu ölüm orucunda 59 kilodan 34 kiloya kadar düşen, bu süreçlerde tartaklanan, tutuklanan, hapis cezalarına çarptırılan bu genç kadının yüzünde, fotoğraflarında da hep görülen, o iyimser, o sevecen; bir edebiyatçıya, bir edebiyatsevere, bir edebiyat araştırıcısına yaraşan o sımsıcak gülümseyiş vardı.

Malatya Kitap Fuarı’nda onların açlık grevine simgesel de olsa bir günlük açlık greviyle destek olduğumu anımsıyorum.

Sonra, sanırım korona lanetinin araya girmesinin etkisiyle ilişkiler koptu. 

Önümde şimdi onun, “Marmara (Siz Silivri diye okuyun!) Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Mektup Okuma Komisyonu Görülmüştür” damgalı mektubu duruyor. (Damga öylesine kaba ve özensizce, ruhsuz bir duygusuzlukla vurulmuş ki basıldığı yerdeki birkaç sözcük, okunamıyor!

Zarif bir el yazısıyla, akıcı bir anlatımla yazılmış olan 23 Ekim 2023 tarihli mektup ancak bir edebiyat insanının elinden çıkmış olabilirdi. Önlü arkalı dört buçuk sayfadan oluşan mektubu buraya bütünüyle ne yazık ki alamıyorum. Sözünü etmek istediğim bölümlerin altını kurşun kalemle çizeyim dedim, neredeyse bütün satırların altı çizilmiş oldu. Bu nedenle elden geldiğince özetlemekten başka çare yok. “Değerli Hocam” diye başlayan bu değerli mektubun bütününü ise arşivimdeki yazar-arkadaş mektupları arasında yerini alacak.

Yazıyı şimdi mektubun yazarına, sevgili Nuriye Gülmen’e hitap ederek sürdüreyim.

Sevgili Nuriye, merak ettiğin konu, bir yazınsal yapıtın zihinde oluşmaya başlayarak yazılma sürecine dönüşmesi ve sonuçlanması, gerçekten de heyecan vericidir. Bunu kendi payıma kendi deneyimlerimle, şiirden biliyorum. Bir mucizenin gerçekleşmesi, bir armağan gibidir. Yokluğun varlığa dönüşmesi gibi bir şey... Bazen sancılı bir süreç, bazen apansız bir aydınlanma anıdır. Bu ikinci durumda insanın “bilinmeyen bir Tanrı’ya” teşekkür edesi gelir. 

Nasıl Yazıyorlar?” başlıklı TDK yayını bir kitap anımsıyorum.

Şu ara elimin altındaki bir kitaptan, V. Nabakov’un “Edebiyat Dersleri”nden birkaç bölümü (özellikle Çehov’un “Martı”sına ilişkin sayfaları) zevkle okudum.

Mektubunun F tipinden sonra bir süredir açılmakta olan “yeni tip” cezaevleri konusundaki bölümünde yazdıkların ise tüyler ürpertici.

Böylece yapılmak istenen şey cezalandırmak değil yok etmektir. Ve kuşkusuz sadece siyasal hasımlara, akla, aydınlığa, güzelliğe, iyiliğe, cesarete, insancalığa yönelik olarak. Şu satırları mektubundan aynen alıyorum: “Hapishaneleri üç katlı yapmışlar. En alt kattan gökyüzü ancak bir çizgi halinde görülebiliyormuş, o da tel kafesin ardından. Tam bir tabutluk yapmışlar. Buralarda kalan tutsakların çarpıcı benzetmeleri var. Mesela havalandırmanın bir kuyu hissi yarattığını söylüyorlar. Duvarlar yüksek, zemin küçük, kapı üstünüzden kilitleniyor ve tek başınasınız. Diri diri mezara gömülmek olarak tarif ediyorlar burada tutulmalarını.

Bu iblisçe uygulamaya karşı çıkmak namus ve insanlık görevidir.

Böylece bu yeni hapishaneler konusunu herkese duyurmuş olalım.

Mektubundaki bir kavramla ve sana katılarak ve aynı zamanda da 24 Kasım’daki (Arkadaşlarından öğrendim!) doğum gününü kutlayarak bitireyim sevgili Nuriye Gülmen: “İnsanın bu hayatta kapladığı yer” ancak ve her koşulda adalet ve özgürlük için savaşmakla bir anlam kazanabilir...

Yazarın Son Yazıları

Venezüella’da olan

Venezüella’da olan, uluslararası hukukun, Maduro’ya bir insan olarak yapılanlar bakımından insan haklarının hiçe sayılmasıdır.

Devamını Oku
07.01.2026
Yeni bir yıla doğru

İnsanlık iki hafta sonra yeni bir yıla giriyor.

Devamını Oku
17.12.2025
Barbarlar

İzlenebilecek bir film arayışında TV kanallarında gezinirken Güney Afrikalı-Avusturyalı romancı John Maxwell Coetzee’nin aynı adlı romanından sinemaya aktarılmış “Barbarları Beklerken”e rastladım.

Devamını Oku
10.12.2025
Ümmet

Haftada bir kez yazmanın “trajedi”si, sizin yazmayı tasarladığınız güncel bir konunun sizden önce başka yazarlarca yazılması oluyor.

Devamını Oku
03.12.2025
İmralı

Başka ülkelerde de öyle midir bilmem ama bizde siyasal örgütler arasında bir konu tartışılırken sanki irdeleyici-çözümleyici akıldan çok duygular-suçlamalar egemen oluyor.

Devamını Oku
26.11.2025
İddianame

Türkiye’de bugün hukukla ilgili kurumların en az güven duyulan kamusal kurumlar arasında en ön sırada yer aldığını, bu kurumların giderek siyasal erkin hukuk bürolarına dönüşmekte olduğunu iddia ediyorum.

Devamını Oku
19.11.2025
İki şiir

Gazetemiz Cumhuriyet ve Kadıköy Belediyesi’nce 7-9 Kasım günlerinde Kadıköy’de düzenlenen şiir günlerinde...

Devamını Oku
12.11.2025
Seraf Özer’in konuşması

Esenyurt’un tutuklu belediye başkanı Prof. Dr. ve yazar sayın Ahmet Özer’in kızı ve avukatı sayın Seraf Özer’in 31.10.2025 tarihindeki Aile Dayanışma Ağı’ndaki konuşmasında söylediklerini bir ölçüde özetleyerek de olsa okurlarımla paylaşmak istedim...

Devamını Oku
05.11.2025
Zulümle imtihan

Yazımın adı ne olmalı diye pazar gecesinden beri, şu sözcükleri yazmakta olduğum pazartesi öğleye kadar düşündüm.

Devamını Oku
29.10.2025
Hayâsız

İkinci a harfi üzerinde düzeltme (ya da inceltme, şapka vb.) işareti ile hayâ, utanma, utanç duygusu anlamına gelen bir sözcük.

Devamını Oku
22.10.2025
Sosyal demokrat bir lider nasıl olmalıdır?

Genç arkadaşım, değerli dostum ve düşündaşım profesör Okan Toygar’ın benimle yaptığı söyleşiler toplamı bir iki hafta önce bir nehir söyleşi olarak “Hayatımız Güzeldir” başlığı ve “Ataol Behramoğlu’nun Siyasal Kimliği” alt başlığı ile yayımlandı.

Devamını Oku
15.10.2025
Grup Yorum 40 yaşında

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve Yıldız Üniversitesi Şehir Planlama öğrencisi dört arkadaşın (Ayşegül Yordam, Metin Kahraman, Tuncay Akdoğan, Kemal Sahir Gürel) birlikte 1985 yılında kurdukları Grup Yorum, içinde bulunduğumuz 2025 yılında kırk yaşına basmış oluyor...

Devamını Oku
08.10.2025
Kara mizah

Zihnimde beliren kavramın karşılığını ve açıklamasını bulmak için internete baktığımda kara komedi de denen kara mizah kavramının en yakın açıklamasını TDK sitesinde buldum...

Devamını Oku
01.10.2025
Kara Bir Rüzgâr

Kara bir rüzgârdı üstünde bir yurdun...

Devamını Oku
24.09.2025
Erdem ve Erdemsizlik Üzerine

Utanç insana özgü bir duygu sanılır...

Devamını Oku
17.09.2025
Türk Türkçe Türkiye

Türkler Türkiye’yi oluşturan etnik unsurlardan sadece biri mi; yoksa öncü-kurucu etnik grup olarak aynı zamanda ülkeye adını veren topluluk mudur?

Devamını Oku
10.09.2025
30 Ağustos ruhu ve karşıtlığı

30 Ağustos ruhu; akıl, öngörü ve cesaret demektir.

Devamını Oku
03.09.2025
Felsefenin tesellisi

Geçen yaz okumayı tamamlayamadığım başucu kitaplarımdan biri de Roger Scruton adlı yazarın Modern Felsefenin Kısa Tarihi adlı yapıtıydı.

Devamını Oku
27.08.2025
Bir günün sonunda can sıkıntısı

Sonu gelmezce üst üste yığılan sıkıntılara Aydın’daki inanılması güç olay eklendi.

Devamını Oku
20.08.2025
Bir ahlak dersi

Tasarladığım yazının adını “Bir dilbilgisi dersi” olarak duyurmuştum. Sonradan yukarıdaki başlığı daha uygun gördüm.

Devamını Oku
13.08.2025
Etnik aidiyet ve ulus devlet

Prof. Dr. Hikmet Sami Türk’ün 28 Temmuz tarihli Cumhuriyet’te “Devlet yöneticilerinde ırk ve din farkı aramak” başlıklı bir yazısı yayımlandı.

Devamını Oku
06.08.2025
Kuraklık

Ülkemizin (bu demektir ki insanlığın) sorunlarına duyarlı bir arkadaşımdan aldığım mesajda Birleşmiş Milletler’e bağlı bazı kuruluşlarca hazırlanan raporlarda Türkiye’nin 2030 yılında su fakiri ülkeler statüsüne gireceğinin bildirildiğini öğrendim.

Devamını Oku
30.07.2025
Vatan

Yazmayı tasarladığım yazının başlığı olarak günlerdir zihnimde “vatan” sözcüğünü dolaştırıyorum.

Devamını Oku
23.07.2025
Türkiye düşünüyor

“PKK Öcalan’ın çağrısına uymuş. Öcalan da Bahçeli’nin çağrısına uymuş görünüyor. Peki, ya Bahçeli? Ona çağrıyı yaptıran kim? Vahiy mi geldi? Rüyasında mı gördü? Yoksa... Asıl soru budur... Çocuk mu kandırıyorsunuz?”

Devamını Oku
16.07.2025
Denklem çözülürken

Bu kadar kötülük tek bir kişinin ya da bir grup insanın eseri mi, yoksa daha geniş çevrelerce hazırlanan bir planın uygulanması mıdır?

Devamını Oku
09.07.2025
Kalbinde dünyayı taşımak

“O sözler ki bir kere çıkmıştır ağzımızdan... Uğrunda asılırız...

Devamını Oku
02.07.2025
Yeni Türkiye?(2)

Geçen haftaki yazıma “Türkiye eskidi mi ki yenisini konuşuyoruz” sorusuyla başlamış...

Devamını Oku
25.06.2025
Yeni Türkiye?

Epey zamandır iktidar çevreleri bu sözü ağızlarında geveleyip duruyor: Yeni Türkiye! Türkiye eskidi mi ki yenisini konuşuyoruz?

Devamını Oku
18.06.2025
Nekâhet

Birinci a harfinin inceltme işaretiyle yazıldığı bu Arapça sözcük, bir hastalık sonrasında sağlık ve güç kazanıncaya kadar geçen zayıflık dönemi demekmiş.

Devamını Oku
11.06.2025
Modern edebiyatımız konulu kitaplar (3)

Doğu Batı Yayınları’nın üç kitapta yayımlanan “Modern Türk Şiirinin Doğuşu” dizininin ilk kitabı üzerine yazmayı sürdürüyorum.

Devamını Oku
04.06.2025
Modern edebiyatımız konulu kitaplar (2)

İlki 30.10.24’te bu sütunda yayımlanan yazı dizisinin ikincisiyle, Doğu Batı Yayınları ürünü “Modern Türk Şiiri” kitapları üzerine düşünmeyi sürdürüyorum.

Devamını Oku
28.05.2025
Ahtapot

Ahtapot şirin bir varlıktır.

Devamını Oku
21.05.2025
Tersinden bakmak

Az sonra üzerinde duracağım bir olguyla ilgili olarak “tersinden bakmak” kavramı üzerine düşünürken aklıma bu kavramı metafor olarak en iyi anlatabilecek “dürbünün tersinden bakmak” gibi bir söz düştü. Öyle ya, işlevi uzaktaki canlı ya da cansız bir nesneyi yakınlaştırmak olan dürbünle yapılabilecek en ters şey ona (onunla) tersinden bakmaktır.

Devamını Oku
14.05.2025
Başarısız bir saldırının analizi

Başarısız bir saldırının analizi

Devamını Oku
07.05.2025
Ahmet Özer’in mesajı

Ahmet Özer’in mesajı

Devamını Oku
30.04.2025
‘Yapay zekâ’ hakkında

‘Yapay zekâ’ hakkında

Devamını Oku
23.04.2025
Yapay zekâ

Yapay zekâ

Devamını Oku
16.04.2025
Engizisyon

Engizisyon

Devamını Oku
09.04.2025
Yunus Gibi

Yunus Gibi

Devamını Oku
02.04.2025
Halkımız darbeye geçit vermiyor

Halkımız darbeye geçit vermiyor

Devamını Oku
26.03.2025