Onurdaş

10 Haziran 2020 Çarşamba

Beni onurlandıran bir yazısı için değerli dostum Yılmaz Özdil’e bir teşekkür mesajı yazarken, “Ne mutlu, onurdaşız” cümlesi çıktı kendiliğinden…

Onurdaş… Bir başka yerde rastlamamıştım bu sözcüğe. Nitekim şimdi bilgisayarda yazarken altındaki kırmızı çizgi, bilgisayarın da böyle bir sözcük tanımadığını gösteriyor. Aksi kanıtlanmadıkça buluş bana ait demektir!

***

Son zamanlarda, son yıllarda, ülkemizde pek çok kavram değerini yitirdi. 

Onur bunlardan biri, belki de başta geleni. 

Onur öncelikle özsaygı demektir. İnsanın kendine saygı duyması, eğilip bükülmemesi, inandığı doğrultuda kararlılıkla yürümesi, söylediğiyle yaptığının birbirini tutması, tükürdüğünü yalamaması vb…

Fakat onu kibirle karıştırmamak gerek. 

Kibirli insan, kendinden başkasına değer vermeyen, özeleştiri yapmasını bilmeyen, bencil, bireyci biridir.

İnandığı dava, tuttuğu yol ne olursa olsun, eninde sonunda yalnız kalacak; sonu düş kırıklığı, hüsran, yenilgi, çöküntü olacaktır.

Onur kavramının değerini bilen ve yaşayan kişi ise, öncelikle özeleştiri yapmasını bilir. Onurunu korumanın olmazsa olmaz koşuludur bu… Yanı sıra da kendisi için olduğu kadar başkalarının onuru karşısında da duyarlıdır. Kimsenin, düşmanının bile onurunun kırılmasını istemez. 

Çünkü bir insanın onurunun kırılması, bütün bir insanlığın onurunun kırılması demektir.

Günümüzde kaybolan başlıca değer derken, göz önünde tuttuğum da tam olarak budur.

Kendisi (ve belki birkaç yakını) dışında kimse için ciddi kaygı duymama özelliği..

Kendini dünyanın, yaşamın odağına koymak. Herkese tepeden bakmak. 

Bugün ülkemizde, hangi toplumsal sınıf ve tabakadan, hangi konumda, hangi yaşta olursa olsun, pek çok insanımızın böyle bireyci bir savrulma içinde olduğunu düşünüyor, gözlemliyorum.

Toplumsal yaşamın hiçbir alanında, ciddi, sağlıklı, sakin, yapıcı bir iletişim olasılığı kalmamış gibi…

Böyle bir duruma gelmiş olmanın arkasında da, hangi toplumsal konumda olunursa olunsun, ezilmişlik, aşağılık duygusu vb. türünden psikolojik sorunlar bulunduğundan kuşku duymamak gerekir…                                

***

Günümüzde özellikle de siyasetteki kirlenme, tepeden tırnağa bütün toplumu zehirliyor.

Köşe dönme, arkadan dolaşma, güçlünün önünde yaltaklanıp güçsüzü ezme, yalan, riya, tehdit, göz korkutma, şantaj, iftira türünden sayısız kötülük günlük yaşamlarımızın ayrılmaz parçası olmuş. 

Yazılı, görsel ve sosyal medya ise büyük çoğunluğuyla bu kötülüklerin mayalanıp üretildiği ortamlara dönüşmüş.

Bu nedenle de, böyle bir toplumsal ortamda, bir başka insana, içtenlikle, “onurdaşım” diye seslenebilmek önemlidir…

***

Ait olmakla onur duyduğum 1960 -1970 yılları arasında yükselen devrimci gençlik kuşağından olup da bu onuru taşıyamayanların düştükleri hazin durum gözler önündedir. 

Bu gibilerin, zihinlerinden geçiremeyecekleri, ağızlarına hiç alamayacakları sözcük herhalde onur sözcüğü olacaktır.

Birbirlerine “onurdaşım” diye hitap etmek de herhalde akıllarına en son gelebilecek şeydir.

Çünkü onurunu lekeletmiş, ayaklar altına aldırmış, konumuzla ilgili olarak söyleyecek olursak, kalemini, yeteneğini, özgür istencini buyruk altına aldırmış insan, itiraf edemese de kendisine ve benzerlerine ilişkin olarak bu onur yitiminin duygusunu taşır… 

Bu gibiler birbirlerine olsa olsa “çıkardaşım” diye seslenebilirler…

Buna karşılık, her türlü sıkıntıyı göz alarak, kimi kez yaşamları pahasına haksızlığa, adaletsizliğe karşı ellerinden geldiğince savaşım vermiş ve vermekte olanların  “onurdaş”lığı, insanca bir dayanışmanın ulaşabileceği en yüksek bir aşamadır. 


Yazarın Son Yazıları

Başkalarının hikâyesi 5 Ağustos 2020
Ne yazmalı? 29 Temmuz 2020
Melek Çetinkaya 22 Temmuz 2020
Abdülhamit 8 Temmuz 2020
Siyaset ve hukuk 24 Haziran 2020
Onurdaş 10 Haziran 2020
Menderes 3 Haziran 2020
Koronanın öğrettikleri 20 Mayıs 2020
Bozulan kimliğimiz 13 Mayıs 2020
Duagûyan 6 Mayıs 2020
Kötülük 29 Nisan 2020