Eşeğe Ters Binenlerden Ters Kelepçelilere
Güven Baykan
Son Köşe Yazıları

Eşeğe Ters Binenlerden Ters Kelepçelilere

13.07.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Bu hafta Akşehir’deydim. Nasreddin Hoca’nın şehrinde, Hıdırlık Tepesi’nde “Nasreddin’den Günümüze Gülmece” başlığı altında bir araya geldik.

Gülmenin yalnızca insanın yüzünü değil, aklını da uyandırdığını konuştuk. Nasreddin Hoca’nın fıkraları tam da böyledir. Önce yüzünüzde küçük bir gülümseme bırakır, ardından sizi beklemediğiniz bir soruyla baş başa bırakır.

Söyleşinin ardından Hoca’nın türbesine uğradık.

Türbenin dört yanı açık, kapısında ise kocaman bir kilit var. Her yanından girilebilen bir yeri kilitlemek, ancak Nasreddin Hoca’nın aklına yakışırdı.

Kapının tam önünde “Dünyanın Ortası”nı gösteren yuvarlak plaket duruyor. Hoca’ya göre dünyanın ortası orasıdır. İnanmayan ölçebilir.

Türbenin önünde aklıma takıldı: Nasreddin Hoca bugün yaşasaydı yine el üstünde tutulur muydu? Yoksa eşeğine ters bindiği, kadıyla alay ettiği, zenginin ikiyüzlülüğünü yüzüne vurduğu için hakkında soruşturma mı açılırdı?

Akşehir’de yüzyıllar önce yaşamış bir mizahçıyı şenliklerle anarken, bugün yaşayan bir mizahçı söyledikleri nedeniyle yargının karşısına çıkarılıyor.

Deniz Göktaş, “Ölü Deniz” adlı gösterisindeki sözler nedeniyle hakkında başlatılan soruşturmayı öğrenince Türkiye’ye döndü. Havalimanında gözaltına alındı, ardından tutuklandı. Ters kelepçeli görüntüleri yayımlandı, gösterisine de erişim engeli getirildi.

Nasreddin Hoca eşeğine ters biniyordu.

Deniz Göktaş’a ters kelepçe takıldı.

Aradan yüzyıllar geçti ama gücün mizahla ilişkisi pek değişmedi. Güç sahipleri kendilerine gülünmesinden hoşlanmaz. Çünkü kahkaha, korkunun sesini biraz kısar. Korku azalınca kürsüler küçülür, makamlar sıradanlaşır, dokunulmaz sanılanlar tartışılmaya başlanır.

Elbette her şakayı beğenmek zorunda değiliz. Bir gösteriyi kaba ya da incitici bulabilir, eleştirebilir, izlemeyebiliriz. Ama bir esprinin karşısına kelepçeyle çıkıldığında artık mizahın sınırını değil, gücün tahammülünü konuşuruz.

Ölmüş mizahçıları seviyoruz. Fıkralarını ders kitaplarına koyuyor, heykellerini dikiyor, adlarına şenlikler düzenliyoruz. Çünkü artık yeni bir şey söyleyip düzenimizi bozamıyorlar.

Yaşayanlardan ise uslu olmalarını bekliyoruz.

Belki de bu yüzden bugün yalnız mizahın değil, kelimelerin de sınırları yeniden çiziliyor.

Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yeni müfredata ilişkin sunumunda, “Kurtuluş Savaşı” yerine “Millî Mücadele” kavramının kullanılacağını anlatırken şöyle dediği aktarıldı:

“Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı.”

İlk okuduğumda bunun yeni bulunmuş bir Nasreddin Hoca fıkrası olduğunu sandım.

Değilmiş.

Ülkenin Millî Eğitim Bakanı gerçekten “Neyden kurtuluyoruz?” diye soruyordu.

Yanıtı çok zor değil.

İşgalden kurtulduk.

İngiliz, Fransız ve İtalyan işgal güçlerinden; İzmir’e çıkan Yunan ordusundan, İstanbul’a demirleyen işgal donanmasından kurtulduk. Anadolu’yu parçalara ayıran Sevr’den, manda ve himayeden kurtulduk. Bu ülkenin geleceğine başka devletlerin karar vermesinden kurtulduk.

Osmanlı’dan kurtulduk demiyoruz.

Osmanlı İmparatorluğu’nun yenilgisinin ardından ülkeyi paylaşmaya çalışan emperyalist devletlerden kurtulduk.

“Millî Mücadele” elbette yanlış bir kavram değil. O dönemde yürütülen siyasal, toplumsal ve askerî direnişin bütününü anlatıyor. “Kurtuluş Savaşı” ise bu mücadelenin neye karşı verildiğini ve nasıl sonuçlandığını söylüyor.

Biri sürecin adı, diğeri anlamı.

Asıl mesele “Millî Mücadele” denilmesi değil, “Kurtuluş Savaşı” sözünden neden rahatsız olunduğudur.

Aynı yaklaşımın izini Vahdettin anlatısında da görüyoruz.

Sekizinci sınıf ders kitabında daha önce yer alan, son Osmanlı padişahı Vahdettin’in bir İngiliz gemisiyle ülkeyi terk ettiği ifadesi çıkarılmış. Yeni anlatıda geminin İngiliz olduğu belirtilmeden, Vahdettin’in Malta’ya gitmek üzere ülkeyi terk ettiği söylenmiş.

İyi de “İngiliz gemisi” sözünü kitaptan çıkarınca gemi İngiliz olmaktan çıkıyor mu?

Vahdettin, 17 Kasım 1922’de HMS Malaya adlı İngiliz savaş gemisiyle İstanbul’dan ayrılmadı mı?

Bir cümleyi kitaptan çıkarabilirsiniz ama yaşanmış bir olayı tarihten çıkaramazsınız.

Önce “İngiliz gemisi” kaybolur.

Sonra “işgal” sözcüğü hafifler.

Ardından “kurtuluş” gereksiz bulunur.

Geriye kahramanlarla sorumluların birbirine karıştığı, nereden başlayıp nereye gittiği belli olmayan bir tarih kalır.

Nasreddin Hoca’nın türbesinin dört yanı açık, kapısında ise büyük bir kilit duruyor.

Şimdi aynı kilidi tarihin kapısına vurmaya çalışıyoruz.

Bir mizahçının gösterisine erişim engeli getiriyor, “Kurtuluş Savaşı” sözünü müfredattan çıkarıyor, İngiliz gemisini ders kitabından siliyoruz.

Ama hakikatin de dört yanı açık.

Kapıyı kilitleseniz pencereden girer.

Bir kitaptan silseniz başka bir kitapta yeniden karşınıza çıkar.

Dünyanın ortası gerçekten Akşehir midir, bilmiyorum.

İnanmayan ölçebilir.

Ama bir ülkenin ortasının hafıza olduğundan eminim.

Oraya kilit vurulduğunda yalnızca geçmiş içeride kalmaz.

Gelecek de dışarıda bırakılır.

Yazarın Son Yazıları

Palamutun Bol Olduğu Hafta

Bu haftaya güzel bir sofradan başlayalım istedim.

Devamını Oku
12.10.2026
Bir buzdolabından Ankara’ya bakmak

Sevgili arkadaşım Özlem Dengiz Uğur’un davetiyle yolum Ulus’a, Anafartalar Caddesi’ndeki VEKAM Büyük Apartman’a düştü.

Devamını Oku
05.10.2026
Taş Yerinde, Sorumluluk Nerede?

Bu hafta yine memleketin etrafında dolaşıyorum

Devamını Oku
28.09.2026
Yağmur denize ulaşamıyorsa

Trabzon’da yağmur sürpriz değildir.

Devamını Oku
21.09.2026
Boz, yap, bir daha yap

Bu hafta sözü güzel ülkemin güzel şehri Trabzon’dan açacağım.

Devamını Oku
14.09.2026
Millet dediğin

Akşamın sonunda kızlar birbirlerine sarılırken ekrana bakıp uzun süre gülümsedim.

Devamını Oku
07.09.2026
Bir noktadan sonsuzluğa

Yayoi Kusama’nın ölüm haberini okuyunca bir süre fotoğraflarına baktım.

Devamını Oku
31.08.2026
Yaylayı Tüketiyoruz

Bugün Trabzon’dan yola çıkıp önce Sümela Manastırı’na selam verdik, ardından Camiboğazı Yaylası’na doğru tırmandık.

Devamını Oku
24.08.2026
Sanatevi’ne Tahliye, Hamsiköy’e Beton

Ganita Çay Bahçesi denizin hemen üzerinde. Trabzon’a geldiğimde uğramadan geçemediğim yerlerden biri. Burası aynı zamanda Trabzon’un kültür ve sanatına yön veren buluşma noktalarındandır. Her zamanki yerimizi alıyoruz, çaylarımız geliyor. Önce çayın kokusu, hemen ardından denizin kokusu vuruyor yüzümüze. Bir süre sağdan soldan konuşuyoruz. Sonra laf dönüp dolaşıp Trabzon Sanatevi’ne geliyor.

Devamını Oku
17.08.2026
Genco Erkal’ı Bir Balıkçı Damında Hatırlamak

Genco Erkal için çok şey yazıldı.

Devamını Oku
10.08.2026
Nolan’ın Perdesinden Penelope’nin Tezgâhına

Christopher Nolan’ın Odyssey filmi gösterime girince Homeros’un binlerce yıllık destanı yeniden gündemimize girdi.

Devamını Oku
03.08.2026
Benim Çocukluğumda Okul Vardı

Ben ilkokulu Trabzon İsmetpaşa İlkokulu’nda okudum.

Devamını Oku
27.07.2026
Perdeden Tayta: Memleket Halleri

Bazı insanları tek bir sanat dalıyla anlatamazsınız.

Devamını Oku
20.07.2026
Eşeğe Ters Binenlerden Ters Kelepçelilere

Bu hafta Akşehir’deydim.

Devamını Oku
13.07.2026
Sessizliğin ahlakı

Bazı haftalar var, haberleri yan yana koyunca insanın önüne sadece ülkenin gündemi değil, kendi vicdanı da geliyor.

Devamını Oku
06.07.2026
Üç Taş, Dört Bölüm

Bazen memleketin gündemi insanın önüne bir masaya bırakılmış üç taş gibi düşüyor.

Devamını Oku
29.06.2026
Makyajlı Yollar, Süslenmiş Uçaklar

Bir ülkenin hafızası bazen pistlerde saklıdır.

Devamını Oku
24.06.2026
Babalar Günü: Bir hatıranın gölgesinde

Bazı günler takvimde yazdığı gibi yaşanmaz.

Devamını Oku
22.06.2026
Balina Görünce Ne Yapmalı?

Memleket dert üstü dert yaşıyor.

Devamını Oku
15.06.2026
Kültür Yolu mu, Festival Vitrini mi?

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın “Kültür Yolu” projesi artık yalnızca bir etkinlik takvimi değil; şehir şehir dolaşan, meydanlara sahneler kuran, konserlerle, sergilerle, söyleşilerle kendini gösteren büyük bir organizasyon ağı.

Devamını Oku
08.06.2026
İki Bayramlaşma, Bir CHP

Bayram dediğimiz şey biraz da kucaklaşma değil midir? Kırgınlıkları geride bırakmak, aynı sofraya oturmak, aynı gölgede serinlemek, aynı hafızanın içine yeniden sığabilmek…

Devamını Oku
01.06.2026
Söz Dönüp Dolaşıp Siyasete Gelince

Çoğu zaman güncel siyasetten uzak durmaya çalışıyorum.

Devamını Oku
25.05.2026
O Meşale Hâlâ Yanıyor mu?

19 Mayıs sabahı Samsun’da yalnızca bir vapur kıyıya yanaşmadı.

Devamını Oku
19.05.2026
Bir Kitap Fuarından Bir Kentin Hafızasına

Zonguldak Belediyesi Kitap Fuarı vesilesiyle geldiğim kentte, kitapların arasında dolaşırken yolum ister istemez kömürün, emeğin ve hafızanın izlerine çıktı.

Devamını Oku
11.05.2026
Yayla, Kitap ve 2 Bin 600 Kilometre Asfalt

“Bu ne acayip başlık?” diyeceksiniz belki.

Devamını Oku
04.05.2026
Bir Mahallenin Unutulan Sesleri

Pencerelerden içeri süzülen sabah güneşi, fırından eve taşınan sıcak ekmek, sokakta iki taştan kurulan kaleler, akşamüstü pencereden yükselen bir anne sesi...

Devamını Oku
27.04.2026
Sıradanlaşan Haksızlık

Adaleti en çok açık zulüm değil, kanıksanan küçük keyfilikler yaralar.

Devamını Oku
20.04.2026
Okul Koridorları Karanlığa Teslim Olmasın

Bir zamanlar Amerika’dan gelen okul saldırısı haberlerine uzaktan bakıyorduk.

Devamını Oku
16.04.2026
Kitapların Arasında Memleketin Yüzü

23. Ankara Kitap Fuarı bir kez daha gösterdi ki fuarlar yalnızca kitapların sergilendiği yerler değildir.

Devamını Oku
13.04.2026
Ordu’nun hafızası kazılamaz

Ordu’da büyüyen maden baskısı, yalnızca toprağı değil bir kentin belleğini, geçimini ve geleceğini hedef alıyor.

Devamını Oku
10.04.2026
Ankara’da bir iç yolculuk: Hüsamettin Koçan’ın 'Ben Bu'su

Yıllar önce Baksı Müzesi için “Rüzgârın elleriyle yapılan müze” diye yazmıştım.

Devamını Oku
06.04.2026
ArtAnkara ve Cumhuriyet’in Barış Yüzü

İsrail-ABD-İran hattında savaş büyürken, Yemen’den Gazze’ye, Lübnan’dan Körfez’e kadar Ortadoğu yeniden ateşin diliyle konuşuyor.

Devamını Oku
30.03.2026
Notun da bir hakkı var

Notun da bir hakkı var

Devamını Oku
23.03.2026
Savaş Önce Dilde Başlar

Bazı kelimeler vardır; yalnızca bir şeyi anlatmaz, insanlığın iç karanlığını da ele verir. “War” ve “savaş” böyle kelimeler.

Devamını Oku
16.03.2026
Bebeklerin Ulusu Yok

Başlığını Ataol Behramoğlu’nun aynı adlı şiirinden ödünç alıyorum. Çünkü bazı sözler yalnızca şiirde kalmaz; bir gün gelir, çağın vicdanına dönüşür.

Devamını Oku
09.03.2026
Bir El Daha: İki Sandalye Arasında Kalan Hayat

Konken oyunu, sahnede yalnız bir eğlence değil; bir temas biçimi. Kartlar dağıtıldıkça, aslında geçmiş dağıtılıyor. “Ben böyle yaşadım” diyen bir hafıza… “Ben böyle dayandım” diyen bir yalnızlık… Her el, bir önceki elin gölgesini taşıyor. Her kayıp, yalnız oyunda değil; hayatta da bir yerden eksilmeyi hatırlatıyor. Her kazanma, bir anlık sevinçten çok, “hâlâ buradayım” demek.

Devamını Oku
02.03.2026
Mutluluk Artmış: Peki Bu Memlekette Neden Yüzler Asık?

Geçen hafta açıklanan Yaşam Memnuniyeti verilerine baktım. Kâğıt üstünde tablo düzgün: “Mutlu olduğunu” söyleyenlerin oranı 2024’te yüzde 49,6 iken 2025’te yüzde 53,3’e çıkmış. Ortalama yaşam memnuniyeti puanı ise 10 üzerinden 5,7’de kalmış. Aynı tabloda ülkenin en önemli sorunu yine hayat pahalılığı: yüzde 31,3. Arkasından yoksulluk ve eğitim geliyor. Yani rakamların yüzü gülüyor ama memleketin derdi yerli yerinde duruyor.

Devamını Oku
23.02.2026
Ganita’yı Kurtaran Akıl Nereye Gitti?

Geçmiş öyküleri karıştırırken Ganita Direnişi’ne rastladım. Bir şehir bir zamanlar buldozerin önüne dikilmiş; bugünse denize varmak için iki yolu aşmayı kader sanıyor.

Devamını Oku
16.02.2026
Taç Gitti, Kravat Kaldı: Gücün Yazdığı Kurallar

Bazen bir akşamüstü, günün kalabalığı çekilirken kitaplığın önünde duruyorum.

Devamını Oku
09.02.2026
İstanbul “İptal” Dedi, Sorbonne “Hayır”

Randevuyu iptal ediyoruz. Aboneliği iptal ediyoruz. İlişkiyi iptal ediyoruz. Birbirimizi iptal ediyoruz. Bir süredir de diplomayı iptal ediyoruz.

Devamını Oku
02.02.2026