Notun da bir hakkı var
Güven Baykan
Son Köşe Yazıları

Notun da bir hakkı var

23.03.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Ağzından helalliği, adaleti düşürmeyenler olabilir. Ama insanın asıl ölçüsü, başkasının emeği karşısındaki tutumunda belli olur. Bayram günleri belki de tam bu yüzden sadece kutlama değil, vicdanı yoklama zamanıdır.

Bugün önümüze başarı diye sürülen bazı hikâyeleri yeniden düşünmek gerekiyor. Çünkü her çalışkanlık anlatısının içinde yalnızca emek yok. Bazen orada, başkasının emeğinden kurulmuş görünmez bir düzen de bulunuyor.

Bir hukukçunun kendi açıklamasında verdiği bilgiye göre, üniversite yıllarında derslere düzenli olarak giriyor, hocaların anlattıklarını not alıyor, bu notları her gün bilgisayara aktarıyor, sonra da üniversite çevresindeki fotokopicilerde çoğaltıp dolaşıma sokuyordu. Yine kendi anlatımına göre, bu işi zamanla daha sistemli hâle getirmiş, ses kayıt cihazı kullanmış, böylece hem maddi kazanç elde etmiş hem de akademik olarak avantaj sağlamıştı.

Buraya kadar anlatılan şey ilk bakışta sıradan bir öğrenci girişimciliği gibi görünebilir. Ama meseleye biraz yakından bakınca başka bir soru çıkıyor karşımıza: Bir hocanın derste anlattıkları gerçekten sahipsiz midir?

Bir öğrencinin kendisi için not tutması doğaldır. Arkadaşlarıyla not paylaşması da öyle. Hatta kimi zaman dayanışmanın en temiz biçimidir bu. Ama bir anlatıyı düzenli biçimde kayda almak, çoğaltmak, yaymak ve bundan kazanç sağlamak, artık başka bir alana geçer. O alanın adı yalnızca çalışkanlık değildir.

Çünkü ders dediğimiz şey, yalnızca havaya söylenmiş cümlelerden oluşmaz. Onun içinde yılların birikimi vardır. Okuma vardır, yorum vardır, seçilmiş örnekler vardır, düşünceyi kurma biçimi vardır. Yani ortada yalnızca bilgi değil, aynı zamanda fikrî emek vardır. O emeği paketleyip dolaşıma soktuğunuzda, görünürde not çoğaltıyor olabilirsiniz; gerçekte ise bir başkasının zihinsel üretiminden yararlanıyorsunuzdur.

Asıl tartışılması gereken de budur. Bugün emek hırsızlığı çoğu zaman kaba yollarla yapılmıyor. Daha düzenli, daha cilalı, daha profesyonel biçimlerde karşımıza çıkıyor. “Derledim”, “Toparladım”, “Hizmet sundum” deniyor. Oysa bazen bütün bu sözlerin altında çok basit bir gerçek yatıyor: Birinin anlattığından bir başkası kazanç sağlıyor.

Üniversite, bilginin çoğaldığı yer olmalı; emeğin buharlaştığı yer değil. Çünkü bilgi paylaşılır, evet. Ama emek de tanınır. Tanınmak zorundadır. Aksi hâlde ortaya çıkan şey başarı hikâyesi değil, sınırı aşılmış bir istifadedir.

Notun da bir hakkı vardır. Daha doğrusu, o notun arkasındaki emeğin. Bunu unuttuğumuz anda, sadece etik çizgiyi değil, akademinin asıl ruhunu da kaybetmeye başlarız.

Yazarın Son Yazıları

Notun da bir hakkı var

Notun da bir hakkı var

Devamını Oku
23.03.2026
Savaş Önce Dilde Başlar

Bazı kelimeler vardır; yalnızca bir şeyi anlatmaz, insanlığın iç karanlığını da ele verir. “War” ve “savaş” böyle kelimeler.

Devamını Oku
16.03.2026
Bebeklerin Ulusu Yok

Başlığını Ataol Behramoğlu’nun aynı adlı şiirinden ödünç alıyorum. Çünkü bazı sözler yalnızca şiirde kalmaz; bir gün gelir, çağın vicdanına dönüşür.

Devamını Oku
09.03.2026
Bir El Daha: İki Sandalye Arasında Kalan Hayat

Konken oyunu, sahnede yalnız bir eğlence değil; bir temas biçimi. Kartlar dağıtıldıkça, aslında geçmiş dağıtılıyor. “Ben böyle yaşadım” diyen bir hafıza… “Ben böyle dayandım” diyen bir yalnızlık… Her el, bir önceki elin gölgesini taşıyor. Her kayıp, yalnız oyunda değil; hayatta da bir yerden eksilmeyi hatırlatıyor. Her kazanma, bir anlık sevinçten çok, “hâlâ buradayım” demek.

Devamını Oku
02.03.2026
Mutluluk Artmış: Peki Bu Memlekette Neden Yüzler Asık?

Geçen hafta açıklanan Yaşam Memnuniyeti verilerine baktım. Kâğıt üstünde tablo düzgün: “Mutlu olduğunu” söyleyenlerin oranı 2024’te yüzde 49,6 iken 2025’te yüzde 53,3’e çıkmış. Ortalama yaşam memnuniyeti puanı ise 10 üzerinden 5,7’de kalmış. Aynı tabloda ülkenin en önemli sorunu yine hayat pahalılığı: yüzde 31,3. Arkasından yoksulluk ve eğitim geliyor. Yani rakamların yüzü gülüyor ama memleketin derdi yerli yerinde duruyor.

Devamını Oku
23.02.2026
Ganita’yı Kurtaran Akıl Nereye Gitti?

Geçmiş öyküleri karıştırırken Ganita Direnişi’ne rastladım. Bir şehir bir zamanlar buldozerin önüne dikilmiş; bugünse denize varmak için iki yolu aşmayı kader sanıyor.

Devamını Oku
16.02.2026
Taç Gitti, Kravat Kaldı: Gücün Yazdığı Kurallar

Bazen bir akşamüstü, günün kalabalığı çekilirken kitaplığın önünde duruyorum.

Devamını Oku
09.02.2026
İstanbul “İptal” Dedi, Sorbonne “Hayır”

Randevuyu iptal ediyoruz. Aboneliği iptal ediyoruz. İlişkiyi iptal ediyoruz. Birbirimizi iptal ediyoruz. Bir süredir de diplomayı iptal ediyoruz.

Devamını Oku
02.02.2026
Kanada Tutmadı, Grönland’a Bakıyorlar

Bu hikâyeyi “jeopolitik” diye okumak kolay: Haritalar, üsler, rotalar, güvenlik…

Devamını Oku
26.01.2026
Onurlu bir miras: Uğur Mumcu

Onurlu bir miras: Uğur Mumcu

Devamını Oku
24.01.2026
15 Ocak 1902: Nâzım’ın Doğum Gününde Aşkın Israrı

15 Ocak, takvimde sıradan bir kış günü gibi durabilir.

Devamını Oku
19.01.2026
Karakol gölgesinde renk: Fikret Muallâ

Bu haftaki yazımda, bir ressamın paletine sinmiş bir duygunun izini sürmek istiyorum: Korkunun.

Devamını Oku
12.01.2026
Bir oda dolusu Cumhuriyet

Heykeltıraş arkadaşım Ahmet Çolak'ın köydeki evini ziyarete giderken, köyün içine girer girmez itfaiyeyi gördüm.

Devamını Oku
05.01.2026
İdare Etmek… Memleketin En Yorucu Fiili

İdare etmek… Bir fiil gibi durur; oysa çoğu zaman bir hayat biçimidir.

Devamını Oku
29.12.2025
Eskişehir’de Edebiyatın Işığı

Eskişehir’e her gelişimde, kentin kendine özgü bir “kültür dili” olduğunu yeniden fark ediyorum.

Devamını Oku
22.12.2025
İnadına Utanalım

İnadına Utanalım

Devamını Oku
15.12.2025
Kötülük Örgütlü, Edebiyat ve Sanat da Öyle Olmalı

Televizyonda, sosyal medyada, gazetede her gün aynı cümleyi duyuyoruz:

Devamını Oku
09.12.2025
Dünya’nın her yerinde, dağlara ve taşlara zeytin ağaçları dikilirken, biz bu ağaçlardan ne istiyoruz?

“Şimdi zeytin dikme zamanı mı?” diye sorabilirsiniz, ülkemizde seçilmiş belediye başkanları ve emekçiler aylardır tutuklu bulunurken… Toplu yemeklerde insanlar aynı gıdadan zehirlenirken… Kadınlar yalnızca kadın oldukları için yaşamlarını yitirirken... Çocukların isimleri resmi kayıtlara geçmezken… Barınaklarda ve sokak aralarında hayvanlar toplu yok edilirken…

Devamını Oku
01.12.2025
Köy Enstitülü öğretmenin öyküsü

Cumhuriyet’te ilk köşe yazıma nereden başlayacağımı uzun uzun düşündüm. İnsan ilk cümlesini bir kapı eşiği gibi kuruyor; içeriye neyi alacağını, ardında neyi bırakacağını tartarak. Ben o eşiği, babamla yaptığımız Köy Enstitüsü sohbetlerinden birinde duyduğum bu yaşanmışlıkla geçmek istedim. Çünkü hem benim öğretmenliğe, eğitime, Cumhuriyet fikrine bakışımın kökleri orada, hem de Öğretmenler Günü’ne yakışır bir hatırlama taşıyor içinde.

Devamını Oku
24.11.2025