Ağzından helalliği, adaleti düşürmeyenler olabilir. Ama insanın asıl ölçüsü, başkasının emeği karşısındaki tutumunda belli olur. Bayram günleri belki de tam bu yüzden sadece kutlama değil, vicdanı yoklama zamanıdır.
Bugün önümüze başarı diye sürülen bazı hikâyeleri yeniden düşünmek gerekiyor. Çünkü her çalışkanlık anlatısının içinde yalnızca emek yok. Bazen orada, başkasının emeğinden kurulmuş görünmez bir düzen de bulunuyor.
Bir hukukçunun kendi açıklamasında verdiği bilgiye göre, üniversite yıllarında derslere düzenli olarak giriyor, hocaların anlattıklarını not alıyor, bu notları her gün bilgisayara aktarıyor, sonra da üniversite çevresindeki fotokopicilerde çoğaltıp dolaşıma sokuyordu. Yine kendi anlatımına göre, bu işi zamanla daha sistemli hâle getirmiş, ses kayıt cihazı kullanmış, böylece hem maddi kazanç elde etmiş hem de akademik olarak avantaj sağlamıştı.
Buraya kadar anlatılan şey ilk bakışta sıradan bir öğrenci girişimciliği gibi görünebilir. Ama meseleye biraz yakından bakınca başka bir soru çıkıyor karşımıza: Bir hocanın derste anlattıkları gerçekten sahipsiz midir?
Bir öğrencinin kendisi için not tutması doğaldır. Arkadaşlarıyla not paylaşması da öyle. Hatta kimi zaman dayanışmanın en temiz biçimidir bu. Ama bir anlatıyı düzenli biçimde kayda almak, çoğaltmak, yaymak ve bundan kazanç sağlamak, artık başka bir alana geçer. O alanın adı yalnızca çalışkanlık değildir.
Çünkü ders dediğimiz şey, yalnızca havaya söylenmiş cümlelerden oluşmaz. Onun içinde yılların birikimi vardır. Okuma vardır, yorum vardır, seçilmiş örnekler vardır, düşünceyi kurma biçimi vardır. Yani ortada yalnızca bilgi değil, aynı zamanda fikrî emek vardır. O emeği paketleyip dolaşıma soktuğunuzda, görünürde not çoğaltıyor olabilirsiniz; gerçekte ise bir başkasının zihinsel üretiminden yararlanıyorsunuzdur.
Asıl tartışılması gereken de budur. Bugün emek hırsızlığı çoğu zaman kaba yollarla yapılmıyor. Daha düzenli, daha cilalı, daha profesyonel biçimlerde karşımıza çıkıyor. “Derledim”, “Toparladım”, “Hizmet sundum” deniyor. Oysa bazen bütün bu sözlerin altında çok basit bir gerçek yatıyor: Birinin anlattığından bir başkası kazanç sağlıyor.
Üniversite, bilginin çoğaldığı yer olmalı; emeğin buharlaştığı yer değil. Çünkü bilgi paylaşılır, evet. Ama emek de tanınır. Tanınmak zorundadır. Aksi hâlde ortaya çıkan şey başarı hikâyesi değil, sınırı aşılmış bir istifadedir.
Notun da bir hakkı vardır. Daha doğrusu, o notun arkasındaki emeğin. Bunu unuttuğumuz anda, sadece etik çizgiyi değil, akademinin asıl ruhunu da kaybetmeye başlarız.