Özgürlük düşkünü kadınlar

27 Mayıs 2020 Çarşamba

Bir erkek bir kadını öldürdü.

Ve başka bir erkek sorunu özgürlük düşkünü kadınların gayri meşru ilişkilerine bağlayan bir tweet attı.

“Hikâye aynı; özgürlük düşkünü bir kadın ve gayri meşru yaşantısı içinde geçen bir ölüm hikâyesi” yazdı.

Bu tweet’teki “özgürlük düşkünü kadınlar” sıfatını yazın bir kenara.

Burada kullanılan dile ve fikre öfke duysanız bile...

Özgürlüğe karşı içselleştirdiğiniz kendi negatif algılarınızı da başka bir kenara yazın.

Bunların arasında, daha önce hiç düşünmediğiniz şeyler düşünerek biraz dolanın. 

Bu olayda, öldürülen kadının fotoğrafına baktığınızda sizin aklınızdan neler geçtiğini düşünün.

Peki, ya öldüren erkeğe baktığınızda?

Sonra, düşündüğünüz her şeyi bir kenara bırakın ve sadece özgürlüğüne düşkün kadın sizin için ne demek... onu düşünün.

Özgürlüğün tehlikelerini, tehditlerini düşünün.

Kadınlar özgürlüklerine düşkün olduklarında onların başına ne gelir?

Sizin başınıza ne gelir?

Mesela anneniz özgürlüğüne düşkün olsaydı, nasıl bir evde büyürdünüz?

Karınız özgürlüğüne düşkün olsaydı, nelere katlanmak zorunda kalırdınız?

Kız kardeşiniz ya da ablanız özgürlüğüne düşkün olsaydı, neler çekerdiniz?

Kızınız özgürlüğüne düşkün olsaydı nelerden korkardınız?

Özgürlüğüne düşkün bir kadının akrabanız, komşunuz, iş arkadaşınız, okul arkadaşınız, çocukluk arkadaşınız olduğunu düşünün.

O aile, o mahalle, o iş, o okul, o çocukluk... nasıl kazınırdı beyninize?

Düşünün, sansürsüzce.

“Ama”larınızı düşünün.

“Ancak”larınızı ve “asla”larınızı ve “zaten”lerinizi de düşünün.

Mesela “Ama kız kardeşim zaten öyle biriyle sevişmezdi”, “Annem asla öyle giyinmezdi”, “Ancak kız arkadaşım öyle davranmazdı”larınızı bir daha düşünün. 

Çevrenizdeki kadınların ya da bizzat sizin tercihleriniz gerçekten kendi tercihleriniz mi?

Beklentileri karşılamak için mühürlenmiş olabilir mi çoğu kadının gerçek hevesleri?

Bunları düşünün, sonra da şükredin.

Etrafınızda özgürlüğüne düşkün kadın olmadığı için yaşadığınız sorunsuz hayata daha da sıkı sarılın.

Ve o hayata sarılırken sıktığınız, boğduğunuz, yok ettiğiniz o kadınları, o kadınlığı hiç umursamayın.

Kadınların özgürlüğüne düşkün olmaya kalkıştıklarında başlarına gelebilecek şeylerin onların kadınlığından mı yoksa ahlakınızın erkekliğinden mi kaynaklandığını sorgulayacak alanları inançlarla, geleneklerle, göreneklerle, toplumsal baskılarla, “el âlem ne der”lerle, korkularla, endişelerle kapattığınız...

Ve kadınları ve hatta bizzat kendi kadınlığınızı özgürlüğe değil tutsaklığa düşkün hale çevirerek oluşturduğunuz kozanızda...

Öldürülen her kadının ve onu öldüren her erkeğin içinde çırpındığı kaçınılmaz şiddet döngüsünü yine görmezden gelin.

Erkeğe sahiplenme, kadına daha sahiplenilme arzusunu zehirli bir şerbet gibi sunan genel ahlakı onaylamaya devam edin.

Sonra...

Öldürülen kadının ve 

öldüren erkeğin fotoğraflarına bakıp siz de kendi meşrebinizce “Hikâye aynı” deyin.

Hikâye gerçekten aynı.

Çünkü sizin hikâyeniz aynı. 


Yazarın Son Yazıları

Tek adam, çok baro! 1 Temmuz 2020
Sevdiğim kadın adları 26 Haziran 2020
İştah ve kötülük 10 Haziran 2020
Gezi darbesi? 29 Mayıs 2020
Geçmiş olsun 22 Mayıs 2020
Fotoğraflardaki kızlar 15 Mayıs 2020