Necati Özkan

Bir dönem biterken

25 Temmuz 2022 Pazartesi

Görünen o ki, Sovyetler’in yıkılmasıyla başlayan globalizm rüzgârı, dünyaya mutluluk getirmedi. Beklenenin aksine tek kutuplu dünya insanlarda belirsizliği tetikleyip derin güvensizlik ve öfkeye neden oldu. Yükselen bu duyguların kaynaklarını şöyle özetleyebiliriz:

Ekonomik güvensizlik: Globalizm az sayıda ülkeye kaynak transfer ederken, çoğu ülkede gelir dağılımı dengelerini altüst etti. Orta sınıflar fakirleşti, gelecek endişesi yükseldi.

Fiziksel güvensizlik: Terörizm, kentsel yoksullaşma ve uyuşturucu bağımlılığının yayılması dünyanın her yanında bireysel can güvenliği endişesini artırdı.

Ulusal kimlik endişesi: İklim krizi, kuraklık ve iç savaşlardan kaynaklanan sığınmacı dalgaları göç alan ülkelerde işsiz kalma korkusunu ve ulusal kimlik endişesini tetikledi. 

Siyasete güvensizlik: Kitlelerde, kendi hükümetlerinin daha çok mültecilere ve zenginlere hizmet ettikleri duygusu yükseldi. Bu da onları ana akım yerine, sistem karşıtı popülist partilere oy vermeye meyilli hale getirdi.

Bilgi güvensizliği: İnternet ve sosyal medyadan akan bilgi seli bireylerde endişe ve güvensizlik duygusunu derinleştirdi. Geleneksel medyaya karşı güvenimizi sarsan dezenformasyon kampanyaları ve sahte haberlerle sürekli izlendiğimizi düşünmemize neden olan teknolojik gelişmeler, mahremiyet kaygılarımızı artırdı.

İşte son 20 yılda yaşadığımız gelişmelerin ardında bu faktörler var. Bu tür eğilimler pek çok ülkede millici, yerlici, korumacı ve otoriter liderlerin arkasındaki motor güç oldu. Azınlıklar, göçmenler, entelektüeller ve seçkinleri düşman gören politikalarla işbaşına gelen popülist liderler, toplumları “biz” ve “onlar” şeklinde iki kutba ayırdı, düşmanlaştırdı ve mevzilerini pekiştirdi. “Sadece son 10 yılda ve sadece Avrupa’da popülist partilere oy verme oranı yüzde 7’lerden yüzde 25’lere ve en az bir popülistin bulunduğu bir hükümet tarafından yönetilen Avrupalıların sayısı 12.5 milyondan 175 milyona çıktı.” (“Türkiye’de Demokrasi, Güvenlik ve Devlet Algısı” raporu)

POPÜLİZM ARTIK ÇALIŞMIYOR

Ancak bu liderlerin yönettikleri ülkelerin çoğunda tam tersi sonuçlar ortaya çıkmaya başladı. Türkiye, Rusya, Macaristan, Venezüella, Brezilya gibi ülkelerde, orta direk eridi, otoriter popülist siyasetin faturası yükseldikçe yükseldi. Öyle ki Türkiye yüz yıllık Cumhuriyet tarihinde görmediği bir çöküşle karşı karşıya. Bugün ekonomiden dış politikaya, eğitimden sağlığa, istihdamdan toplumsal barışa kadar tekinsiz zamanlardan geçiyoruz. Doğaldır ki pek çok araştırma başta Türkiye olmak üzere bu ülkelerde köklü bir siyasi dönüşümün eşiğinde olduğumuzu da gösteriyor. 

İstanbul Politikalar Merkezi ve Ankara Enstitüsü’nün “Türkiye’de Demokrasi, Güvenlik ve Devlet Algısı” adlı raporu nüfusun yüzde 72.5’inin ülkenin sorunlarını ancak seçimle işbaşına gelmiş bir hükümetin çözebileceğini söylüyor. KONDA’nın Haziran 2022 Barometresi ise sorunları Erdoğan’ın çözebileceğine olan inancın yüzde 25’e gerilediğini gösteriyor. Özetle araştırmalar, yurttaşların ezici çoğunluğunun “Reis artık yönetemiyor” ve “Sistem artık çalışmıyor” noktasına geldiğini ve “muhalefetin kazanacağına ilişkin yaygın inancın” pekiştiğini kanıtlıyor.

ŞAFAK VAKTİ Mİ, ALACAKARANLIK MI?

Bütün veriler şafak vaktine yaklaştığımızı gösteriyor. Lakin, değişimi yönetecek muhalefetin stratejik birlikten hâlâ uzak olduğu da aşikâr. Zira aynı veriler muhalefet bileşenlerinin Meclis’te rejim değiştirecek sandalye sayısına ulaşmasının da hâlâ uzak ihtimal olduğunu söylüyor. Türkiye’nin demokrasiyle kalkınmayı mümkün kılacak bir rotada ilerleyebilmesi için Altılı Masa’nın diğer muhalefet güçleriyle işbirliği şart. Siyasiler bu cesareti gösteremezse bilinmeli ki, şafak vakti aydınlığı yerine kısa sürede tuzaklarla dolu alacakaranlık kuşağına hızla geçebiliriz.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Öfke ve değişim 12 Haziran 2023
Nasıl oldu? 30 Mayıs 2023
Yakın elmalar 22 Mayıs 2023

Günün Köşe Yazıları