Bu gençler solcu mu?
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Bu gençler solcu mu?

29.12.2019 07:30
Güncellenme:
Takip Et:

Kemal Ateş 

25 Aralık Çarşamba günü bir etkinlik için DTCF’deydim. Düşünce ve Edebiyat Topluluğu’nun davetlisi olarak “Kendi Diliyle Kavrulmak” konulu bir konferans verdim.

Kırk yılım DTCF’de geçti, kırk yıl Türkçe dersleri verdim bu fakültede, dahası romanını yazdım. İmge Yayınevi’nin bastığı Bir Başka Şehir’de 1948 yılında Behice Boran’ların, Pertev Naili Boratav’ların, Niyazi Berkes’lerin tasfiye edildiği dönemi 1980 yılındaki tasfiyelerle birleştirerek bir roman kurgusu içinde anlattım. Yani romanını yazdığım bir kurum DTCF... Fakültem beni unutmayacak, bir gün mutlaka çağıracaklar diye bekliyordum doğrusu. Adını andığım topluluğun gençleri yaptılar bu işi, birkaç yıl önce emekli olduğum fakülteme çağırdılar.

Hazırlığımı yaptım, çantamı, kitaplarımı aldım, kırk yıl ders verdiğim fakülteye sanki 41. yıl derse gider gibi yola çıktım.

İş öyle değilmiş meğer.

Artık üniversitelerde konuşmak, konferans vermek, kırk elli kişiyi bir araya getirmek öyle kolay değil.

PKK güdümündeki militanlar

PKK güdümünde solcu geçinen bir grup karşı çıkmış konferansımıza. İnanamadım doğrusu... Ben gelmeden önce bir tatsızlık yaşanmış, yüzlerden belli. Fakültenin zarif yöneticileri benden özür dileyerek bu nedenle konferans salonunun değiştirildiği bilgisini verdiler. Olsun, zararı yok, o salonun da yabancısı değilim. Bizim öğrenciliğimizde bölüm kütüphanesiydi, sonra derslik olarak kullandık, epey bir zamandır da konferans salonu olarak kullanılır Muzaffer Göker adı verilen bu salon. 

Ama salon değişikliğiyle PKK güdümündeki militanlar beni dinlemeye geleceklere mesajlarını vermiş oldular. Bu etkinliğe gitmeyin demek istediler.

Konu başlığı “Kendi Diliyle Kavrulmak”; yani dilden, dil dediğimiz dizgeden söz edeceğiz öncelikle.

Konuştuğumuz yer Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi...

Adı dil’le başlayan, içinde Hititoloji’sinden Sinoloji’sine değin bir sürü dil bölümünün bulunduğu bir fakültede dilden söz etmek bile bugün öyle kolay değilmiş meğer.

Öncelikle şunu söyleyeyim, kendi dili üzerine düşünmeyen, dilinin tarihini, sorunlarını ve inceliklerini bilmeyenlere aydın denmez. J. M. Coetzee’nin bir romanında, şöyle bir bölüm anımsarım: Halktan, yoksul bir köylü, karşısındaki kişinin profesör olduğunu anlayınca, önce diline bir çekidüzen verir, dilbilgisi yanlışı yapmadan konuşmaya çalışır. 

Aydın, karşısında dil yanlışı yapmaktan çekindiğimiz insandır. Öğretmen de öyledir... Karşısında dil yanlışı yapmaktan çekindiğimiz insandır öğretmen. Dil -Tarih mezunları genellikle öğretmen oluyorlar. Bu durumda dil üzerine kafa yormaları, kullandıkları dilin sorunlarını ve inceliklerini bilmeleri doğal değil mi? Böyle bir çaba içinde olan gençleri engellemeye çalışmak da zorbalık, faşistlik, bilim, bilgi düşmanlığı değil de nedir?

‘Güzel ile Çirkin’

Neler konuştuğumuzdan söz edeyim biraz da... Önce “Güzel ile Çirkin”in öyküsünü anlattım gençlere. Belki bilirsiniz bu kısa öyküyü: Çirkin, Güzel’e demiş ki, hadi denize girelim, birlikte yüzelim. Olur, demiş Güzel de. Önce Güzel soyunmuş, mavi sulara atmış kendini. Sonra Çirkin soyunup girmiş. Biraz sonra Çirkin denizden çıkmış, Güzel’in elbisesini giyip gitmiş. Güzel çıkmış ardından da, aa bakmış ki kendi elbisesi yok... Çırılçıplak kalamaz ya... O da Çirkin’in elbisesini giymiş. İşte o gün bugündür güzel ile çirkin, doğru ile yanlış birbirine karıştırılırmış.

Dil konularında da böyle bir karışıklık fazlasıyla var. Dil üzerine verdiğimiz konferansa karşı çıkan PKK güdümündeki o sözüm ona solcu gençler de (onlara solcu demeye dilim varmıyor) Çirkin’in oynadığı oyunu oynuyorlar. Oynasınlar, biz gene de güzel ile çirkini, doğru ile yanlışı birbirinden ayırt edeceğiz. Dil konularında da bu böyle olacak. 

‘Dilinizi çabuk unutuyorsunuz’

Son zamanlarda Osmanlıcaya, Osmanlı yazısına haksızlık edilmiş gibi bir hava yaratılmak isteniyor, Osmanlıca nerdeyse ilkokul öğrencilerine dek öğretilmek isteniyor. Dedim ya, güzel - çirkin, doğru - yanlış birbirine karıştırılıyor. Bu topraklarda altı yüzyıl Arapça ve Farsçanın etkisiyle halkın dili “lisan-ı avam” sayıldı, binlerce sözcük adeta bir mezarlığa gömüldü. O mezarlıktaki güzelim Türkçe sözcüklerden örnekler verdim gençlere. Ünlü Macar yazarı Dezsö Kostolanyi nerdeyse bizim yazarlardan önce farkına varmış geçmişte bıraktığımız bu dil mezarlığının. Yaklaşık 1930 yılında yazdığı “Küçük” adlı öyküsü bizim geçmişte bıraktığımız bu dil mezarlığının öyküsüdür. Kitaplarımda da kısa bir özetini verdiğim bu öyküyü anlattım gençlere. Macar yazar bize şu iletiyi veriyor öykünün sonunda: “Siz dilini çabuk unutan, sözcüklerinden kolay vazgeçen bir ulussunuz.” Üç ay kadar önce Köy Enstitülü bir şampiyonun yaşamını araştırmak için Almanya’daydım. Frankfurt’ta şoförlük yapan dostum Selçuk Ülger anlattı bana: Bir gün arabasına o bölgenin en büyük finans kuruluşunun ikinci adamı binmiş. Sevinç içindeymiş adam, “Bugün çok mutluyum, oğlum falan liseye girdi” demiş. “Aaa, kutlarım, benim oğlum da iki yıl önce o liseyi bitirdi” demiş Selçuk da... Kazananların böylesine sevindiği, sözünü ettikleri okul İngilizce değil, Almanca, yani resmi dille eğitim yapan bir lise. Çok varlıklı bir Alman ile bir Türk şoförün çocuklarının aynı sıralarda okudukları bir devlet okulu. 

Dili dile kırdırmak

Böyle bir sevinci bizde ana babalar, çocukları bir devlet okulunu değil, İngilizce eğitim veren bir koleji kazandıklarında yaşıyorlar bugün. Çok acı... Türkiye’de dili dile kırdırarak İngilizceyi eğitim dili yapma hesapları yazık ki tuttu. “Kolej” adıyla özel okulların sayısı nerdeyse devlet okullarını geçti. Hiçbir ileri ülkede böyle bir durum yok. Her mahallede en az bir tanesine rastladığımız imam hatiplerde öğrenciler Arapçayı daha iyi öğrensinler diye kendi aralarında Türkçe konuşmaları yasaklandı.

DTCF’de gençlere işte bunlardan söz ettim. Yazı ve dil devrimiyle, bin yılda bir yapılabilecek o büyük devrimle bizim neler kazandığımızı anlattım.

Yani Atatürk’ün kurduğu fakültede Atatürk’ten de söz ettim.

Etkinliği hazırlayan gençler fakülte dışına kadar beni yolcu ederlerken, belli bir mesafeden, saygıyla bize eşlik eden sivil birkaç kişi daha yürüyordu yanımızda. Belli ki bir saldırı olursa beni koruyacaklar. Oysa ben kırk yıl hiç böyle bir tehlike yaşamadan ders verdiğim fakültemde kırk birinci yıl gene ders vermeye gelmiş gibiydim. Kırk yıl boyunca anlattıklarımdan farklı değildi anlattıklarım. Ama o kırk yıl boyunca PKK güdümünde bir gençlik yoktu üniversitelerimizde. 

Yazarın Son Yazıları

Kurtuluş Savaşı’mızın önsözü... - Erol Ertuğrul

Ünlü sözdür, “Cumhuriyeti sokakta bulmadık”.

Devamını Oku
18.03.2026
18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi - Hüner Tuncer

Çanakkale Boğazı’nda 19 Şubat-18 Mart 1915 tarihlerinde yaşanan Deniz Savaşları, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin kazandığı muharebelerin başında gelir hiç kuşkusuz!

Devamını Oku
18.03.2026
Türkçe bilinci ve bağımsızlık marşımız - Mustafa Gazalcı

Yıl 1967...

Devamını Oku
17.03.2026
Türkiye’de motokuryelerin sorunları - Berna Özgül

Pandemi döneminin tetiklediği e-ticaret patlamasıyla birlikte motokuryelik, Türkiye’de hızla büyüyen ve milyonlarca insanı barındıran bir sektöre dönüştü.

Devamını Oku
17.03.2026
Hürmüz Boğazı ve süregelen emperyalizm - Salih Özbaran

Yazıya başlarken trajik iki anımsatma yapalım.

Devamını Oku
16.03.2026
Memura da ‘eşel mobil’ uygulanmalı - Güven Nazmi Demiralp

Bilindiği üzere, İran-ABD-İsrail Savaşı nedeniyle petrol fiyatları hızlı bir yükseliş göstermiş, bu da ister istemez akaryakıt pompa fiyatları üzerinde bir artış baskısı oluşturmuştur.

Devamını Oku
16.03.2026
Bir hukuk ilkesi, bir iktidar portresi: Malum in se - Esat Aydın

Bir hukuk ilkesi, bir iktidar portresi: Malum in se - Esat Aydın

Devamını Oku
15.03.2026
Cumhuriyetin sağlık vizyonundan piyasalaşmaya - Gamze Burcu Gül

Her yıl “Tıp Bayramı” olarak kutladığımız 14 Mart, bir meslek gününden ibaret değildir; aynı zamanda güçlü bir tarihsel semboldür.

Devamını Oku
14.03.2026
Andımız neyin pusulasıydı? - Yener Oruç

Gün geçtikçe suça bulaşan çocuk sayısı, çocuk çeteleri artıyor.

Devamını Oku
14.03.2026
Yoksulluk sorunu ve Marie Antoinette sendromu - Prof. Dr. Mehmet Tomanbay

TÜİK aralık ayı enflasyonunu yüzde 0.89, 2026 yılı ocak enflasyonunu yüzde 4.84 ve 3 Mart 2026 günü de şubat ayı enflasyonunu yüzde 2.97 olarak açıkladı.

Devamını Oku
13.03.2026
Vatan - emek - Cumhuriyet - Kaan Eroğuz

İnsanlığın, önüne ancak çözebileceği sorunları koyabileceği Marx’ın “Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı” isimli eserinden bu yana tekrarlanan bir tespittir.

Devamını Oku
12.03.2026
Dünya düzeni öldü mü? - İlker Başbuğ

3-15 Şubat 2026 tarihleri arasında toplanan Münih Güvenlik Konferansı’na katılan liderlerin çoğu, 1945 sonrası dünya düzeninin öldüğünü ilan etti.

Devamını Oku
12.03.2026
Üretim araçları sendikanın olursa - Engin Ünsal

İşçi sendikalarının temel görevi işveren karşısında güçsüz olan işçi sınıfına güvenli bir çalışma ortamı ve üretimden hakça bir pay sağlamaktır.

Devamını Oku
11.03.2026
Yapay zekâ nereye bağlanır? - Tayfun İşbilen

Bir yapay zekâ aracına “Bana bir paragraf yaz” dediğimizde ekranda beliren cümleler sanki “bulut” denen o belirsizlikten kendiliğinden süzülüp geliyormuş gibi görünüyor.

Devamını Oku
11.03.2026
Öncelikle Mavi Vatan’da sondaj - Hikmet Sami Türk

Yeni derin deniz sondaj gemimiz Çağrı Bey, 15 Şubat’tan bu yana petrol ve doğalgaz aramak amacıyla Somali’ye gitmek için yolda.

Devamını Oku
10.03.2026
Cumhuriyet’in bekası, ekonomi ve ‘kararsızlar’ - Sıtkı Ergüney

Kamuoyu araştırmaları, her üç seçmenden birinin yaklaşan genel seçimde oy vermeyi düşündüğü partiyi henüz belirleyemediğini gösteriyor.

Devamını Oku
10.03.2026
Cinsiyetçi düzen - M. Jülide Kızıltepe

Kadına yönelik şiddet, yalnızca bireysel patolojilerin değil, esasen toplumsal, kültürel ve kurumsal yapıların ürettiği ve yeniden ürettiği çok katmanlı bir sorun.

Devamını Oku
09.03.2026
Acının nesnesi değil, hayatın öznesi - Banu Tozluyurt

Dün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ydü.

Devamını Oku
09.03.2026
Eşitlik için mor, yeşil ve kamucu dönüşüm - Aylin Nazlıaka

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yalnızca bir anma günü değildir; eşitsizliğe, sömürüye, şiddete ve görünmez kılınan kadın emeğine karşı verilen tarihi direnişin adıdır.

Devamını Oku
07.03.2026
İklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç - Prof. Dr. Bekir S. Kocazeybek

Dünyada son yıllarda insan yaşamını tehdit eden faktörlerden en önemli ikisi olarak iklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç (AMD, bakterilerin antibiyotiklere karşı gösterdiği direnç) sayılabilir.

Devamını Oku
06.03.2026
Okulda bıçak, toplumda çöküş - Levent Nayki

İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde bir öğrencinin bıçaklı saldırısı sonucu biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik’in yaşamını yitirmesi, bir başka öğretmenin ve öğrencinin yaralanması, artık münferit bir “asayiş haberi” olarak geçiştirilemez. Bu olay, eğitim sistemimizin içine sürüklendiği büyük kırılmanın çarpıcı bir göstergesidir.

Devamını Oku
06.03.2026
Hürmüz Boğazı: Küresel enerjinin şah damarı - Can Erenoğlu

Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin en hassas Stratejik Dar Geçidi-Chokepoint olarak bilinir.

Devamını Oku
05.03.2026
‘Çocuklara kıymayın efendiler’ - Ziya Yergök

Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre, “18 yaşına kadar her insan çocuk sayılır.

Devamını Oku
05.03.2026
Susmayanlar İçin Bir Soru: Gerçekten Nedir Bu "İç Cephe"? - Murat Emir

Türk siyasetinin diline pelesenk olan, her kriz anında can simidi gibi sarılınan sihirli bir kavram oldu “İç cephenin tahkimi.”

Devamını Oku
05.03.2026
Avrupa zor durumda - Nejat Eslen

13-15 Şubat tarihleri arasında düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı, Avrupalılar için yeni ve zorlu bir sürecin başlangıcı oldu.

Devamını Oku
04.03.2026
Köprü geliri satışı ve Osmanlı örneği - Selim Soydemir

Son zamanlarda boğaz köprülerinin ve bazı otoyolların özelleştirilmesi (işletme hakkının devri) bir kez daha gündeme getirilmiştir.

Devamını Oku
04.03.2026
Toplumlar neden korumasız kalır? - İbrahim Çakmanus

Türkiye’de demokratik siyasal ve toplumsal muhalefet Tayyip Erdoğan iktidarı tarafından yok ediliyor.

Devamını Oku
04.03.2026
3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

Devamını Oku
03.03.2026
ABD-İsrail-İran denklemi ve Türkiye - Doğu Silahçıoğlu

ABD tarafından Ortadoğu’da İran için oluşturulan İsrail destekli geniş tecrit çemberi; son saldırı ile daha da daralmıştır. Bölgede sıcak savaş ihtimali giderek artmaktadır. Türkiye’nin yakın çevresinde oluşan bu resim, onun her üç ülke ile olan ilişkilerinde özenli, dengeli ve tutarlı bir politika izlemesini gerekli kılmaktadır. Bu da ancak; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük önder Atatürk’ün erken Cumhuriyet döneminde belirlediği “dış politika ilkeleri”ne bağlı kalmakla sağlanabilir.

Devamını Oku
02.03.2026
Savaş ve Türkiye’nin sessiz gücü - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Türkiye bugün iki dalganın kesişiminde duruyor: Birincisi, İran–İsrail–ABD geriliminden doğan askeri ve ekonomik sarsıntı; ikincisi, bölgesel kırılganlık arttıkça daha görünür hale gelecek olan su jeopolitiği.

Devamını Oku
02.03.2026
Kabul edilmeyen 1 Mart tezkeresi - Mustafa Özyürek

Abdullah Gül başkanlığındaki AKP hükümeti tarafından, ABD’nin Irak işgalini gerçekleştirmesini garanti altına almak için 1 Mart 2003’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilen tezkere reddedilmişti.

Devamını Oku
01.03.2026
Yitirdiğimiz yalnızca seçim mi? - Aykurt Nuhoğlu

İnşaat Mühendisleri Odası seçimlerini yitirdik.

Devamını Oku
01.03.2026
Ulus devletin vicdan anı - Enis Tütüncü

1 Mart 2003 Tezkeresi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan sıradan bir oylama değildir.

Devamını Oku
28.02.2026
Laiklik ve dönüştürülen Türkiye - Cengiz Karahan

Milli eğitim bakanı, bütün illere gönderdiği “Maarifin Kalbinde Ramazan” genelgesiyle; anayasada yer alan laiklik ilkesine aykırı davranmıştır.

Devamını Oku
28.02.2026
1 Mart tezkeresi üzerine - Prof. Dr. Mustafa Özyurt

1 Mart 2026 pazar günü 22. dönem CHP milletvekilleri, 1 Mart 2003 gününün 23. yılını kutlamak için, Ankara’da bir araya gelecekler.

Devamını Oku
27.02.2026
Hasan Âli Yücel’in ‘arkadaşı’... - Mustafa Gazalcı

Yedi yıl, 7 ay, 7 gün Milli Eğitim Bakanlığı yapan Hasan Âli Yücel’in eğitim ve kültür yaşamımızdaki hizmetleri saymakla bitmez.

Devamını Oku
26.02.2026
Tercih değil strateji: Eğitimde süreklilik - Burcu Aybat

Anne babaların çocukları için “en iyi” okulu seçmeye çalıştığı karar süreci her zaman heyecan vericidir ancak bugün durum karmaşık.

Devamını Oku
26.02.2026
Muzaffer İlhan Erdost: Baskıya boyun eğmeden ayakta kalan aydın - Mahmut Aslan

Muzaffer İlhan Erdost'u yitirişimiz üzerinden altı yıl geçti.

Devamını Oku
25.02.2026
Anlamın gölgesinde - Ferruh Tunç

Anlamsız dediğimiz şey çoğu zaman dünyaya değil, dünyayla kurduğumuz kopukluğa aittir.

Devamını Oku
24.02.2026
Alona’dan Silivri’ye; 53 yılın muhasebesi - Yavuz Saltık

Yeşil sahalarda her İstanbul takımı; adı, sanı, oynadığı seviye, lig vs. ne olursa olsun ben aynı kefede tutarım.

Devamını Oku
24.02.2026