Olaylar Ve Görüşler

‘Darbe sendromu’ ve sonrası

19 Temmuz 2016 Salı

15 Temmuz gecesi yaşananlardan sonra elbette halkın demokrasiye sahip çıkması iyidir ve gereklidir de. Ancak meydanları dolduran kitlelerin saiklerinin ve taleplerinin de biraz irdelenmesi gerekir.

15 Temmuz gecesi ne oldu? Yapmacık olduğuna, danışıklı dövüş olduğuna dair birçok emare var. Yazıldı, çizildi bütün bunlar. Bir kez daha tekrar etmeye gerek yok. Başarıya ulaşması hiçbir şekilde mümkün olmayan hukuk dışı bir girişimin engellenmesi elbette herkes için iyi oldu. Ancak bunun da ötesinde “darbenin” lafzının geçmesi ve girişim düzeyinde kalması bile bazı kesimleri harekete geçirdi. “Cin şişeden çıktı” yani.
Kimdir o kesimler?
Meydanları dolduran kalabalıktan bahsediyoruz. Elbette halkın demokrasiye sahip çıkması iyidir, hoştur ve gereklidir de.
Ancak meydanları dolduran kitlelerin saiklerinin ve taleplerinin de biraz irdelenmesi gerekir. Türk toplumu 80’li yıllardan beri kâh Ortadoğu bölgesinde çıkarları olan emperyalist aktörlerin kışkırtması, kâh içerideki politikacıların oy ve menfaat hesaplarıyla sürekli bir ayrışma bombardımanına tabi tutuldu. 30 yıldan fazla bir zamandan beri devam eden Türk-Kürt ayrışması, 2000’li yıllarla beraber yerini dinci-laik, Alevi-Sünni gibi yeni ayrışma eksenlerine bıraktı.
Mezhepsel ya da daha doğru bir tabirle inançsal bölünme ilkinden çok daha yok ediciydi.
Irak ve Afganistan’ın işgali ve nihayetinde Suriye’de yaşanan iç savaş mikro etnisiteyi ve inanç düzleminde bir ayrışmayı körükledi. Her şey BOP planı çerçevesine uygun bir şekilde yürütüldü.
Zihinsel bölünmeler
Türkiye, sorumsuz politikacıların kendi ikbal ve ihtirasları uğruna, kitlelerini ne pahasına olursa olsun elinde tuttukları ve sahaya sürdükleri bir ülke haline geldi. Bugün bir değil birçok “Türkiye”den bahsetmek mümkün. Bu zihinsel bölünme “biz” ve “onlar” algısını körükledi.
Taraflar bilendi!
Toplum olmanın gereği olan ortak paydalar azaldı ya da zayıfladı. Bir diğerinin sevinci ötekini çok da mutlu etmiyor artık! Sürekli iktidarda kalma arzusu, karşı tarafı her daim “düşman” olarak göstermek, elbette tabanlarını bir arada tutmak ve oy depolarını başkalarına kaptırmak istemeyen ucuz politikacılar için elzemdir. O kadar ki, iktidara şu veya bu sebeple “muhalif” olmak, “eleştirmek” hatta “şöyle de yapabilirdiniz” demek bile “vatan haini” olarak damgalanmaya yeter hale geldi. Demokrasi bayramı mı?
İsteyen istediği sloganı atar ve istediğine destek verir. Buna da bir itirazımız yok ama camilerden aralıksız verilen salâlarla sokağa çıkmaya davet edilen halk kitleleri durmadan tekbir getirirken, idam isterken, zikir çekerken, “vur de vuralım, öl de ölelim” derken,18-20 yaşlarında dünyadan haberi olmayan masum, kandırılmış çocukları linç ederken bir “demokrasi bayramı”ndan veya “demokrasiye sahip çıkmaktan” bahsetmek olası mıdır?
Darbe sendromu derken işte bu ruh halinden bahsediyoruz. “Aman darbeci yaftası yemeyelim” derken, halkın bu ayrışma haline ses çıkaramayan politikacılar ve muhalif kesimlerde aymazlık içindedirler. Türk halkı bu zihinsel bölünmeyle iç savaşın bir adım gerisindedir artık. Keşke politikacıların iddia ettiği gibi bir “demokrasi bayramı” olsaydı da hangi görüşten olursa olsun herkes beraber meydanları doldursaydı. Keşke idam için değil de, “adil yargılanma” hakkı için slogan atılsaydı... Keşke o “tek adam” için değil de, “sonsuza dek eksiksiz bir demokrasi” için çağrı yapılsaydı... Keşke linç için değil de “yaşatmak” için eylem yapılsaydı... En başta ben giderdim o meydanlara...

KUTLU YILDIZHAN
İnsan Kaynakları ve Eğitim Uzmanı-Yazar


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları