Hukukun Üstünlüğü ve Demokrasi (20.06.2019) (20.06.2019)
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Hukukun Üstünlüğü ve Demokrasi (20.06.2019) (20.06.2019)

20.06.2019 07:30
Güncellenme:
Takip Et:

Bir ülkenin demokratik hukuk devleti olarak tanımlanabilmesi için öncelikle özgürlüklerin ve en önemli güvencelerin başında bilinçli ve dinamik bir kamuoyu ile yargı bağımsızlığının gerçekleşmesi gelir.

Hukuk devleti alanında geçen hafta son derece önemli bir gelişme oldu. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. Dava Dairesi Yüksek Seçim Kurulu’ndaki bir uygulama ile ilgili bir karar verdi. Bu karar Cumhuriyet gazetesinde pazar günü “mühürsüz oylara yargı yolu” başlığı ile manşetten duyuruldu.
Bu yazımızda, İstanbul Barosu tarafından yürütülen bu davanın içeriği, bu dosya üzerinde Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. Dava Dairesi’nin verdiği karar ele alınacak ve bu kararın hukukun üstünlüğü ilkesi ile ilişkisi irdelenecektir.
Konuyu kısaca özetleyelim.
Yüksek Seçim Kurulu(YSK), 16 Nisan 2017’deki anayasa değişikliği referandumu sırasında, “mühürsüz oy zarfı ve pusulalarını yasanın açık hükmüne karşın geçerli sayan” bir karar verdi. YSK, seçimlerin Temel Hükümleri Yasası’nda açıkça belirtilen “mühürsüz zarfla verilen oy geçersizdir” kuralını bozmuş oluyordu.
Burada, YSK üyeleri yasaya aykırı olarak bir karara imza atmış oluyordu. Bu karara karşı İstanbul Barosu harekete geçti ve avukat Atilla Özen aracılığıyla YSK üyeleri hakkında suç duyurusunda bulundu. Savcılık, YSK’nin Danıştay kökenli olanlarının dosyasını Danıştay’a, Yargıtay kökenli olanlarınkini ise Yargıtay’a gönderdi.

Danıştay işleme koymadı
Ancak Danıştay Genel Sekreterlik Bürosu, 2 Ekim 2017’de, “Danıştay meslek mensupları hakkında işlem yapılmasına yer olmadığına” karar verdi.
İstanbul Barosu, Danıştay Genel Sekreterliği Bürosu’nun idari işlem niteliğindeki bu kararının iptali istemiyle Ankara 5. İdare Mahkemesi’nde dava açtı. “Esasa” girmeyen 5. İdare Mahkemesi, davayı “ehliyet” yönünden reddetti. Baro, bunun üzerine kararı İstinaf Mahkemesi’ne taşıdı.
Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. İdare Dava Dairesi konuyu inceledi ve “baronun dava açma ehliyeti olduğuna” karar vererek, idare mahkemesinin kararını kaldırdı. 21 Mart’ta verilen karar, baroya ancak tebliğ edildi.
Dava konusu işlemin baronun menfaatını etkilemekte olduğu hususunun açık olduğu vurgulanan kararda, “Bu durumda; davacının şikâyeti üzerine tesis edilen idari işlemin iptalini istemekte meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi ve ehliyeti bulunduğundan, uyuşmazlığın esasının incelenmesi suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, ehliyet yönünden davanın reddi yolunda verilen istinafa konu mahkeme kararında hukuki isabet bulunmamaktadır” değerlendirmesi yapıldı.

Mühürsüz oy nedeniyle işlem
Böylece Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. İdari Dava Dairesi, rejim değişikliğine neden olan 16 Nisan referandumunda, mühürsüz oyları yasaya rağmen geçerli sayan YSK üyelerinin soruşturulması yolunu açabilecek önemli bir karar verdi.
İstanbul Barosu’nun dava açma ehliyeti olmadığına karar veren idare mahkemesinin kararının, Bölge İdare Mahkemesi tarafından kaldırılması, İstanbul Barosu’nun idari işlemin iptalini istemekte meşru ve güncel bir menfaat ilgisi ve ehliyeti bulunduğunu” vurgulaması hukuk devleti yönünde önemli bir gelişmedir.
Bu karar sonrasında, idare mahkemesi, Danıştay’ın dilekçeyi işleme koymama kararının iptali talebini esastan görüşecek. Eğer mahkeme bu işlemi iptal ederse Danıştay, YSK kökenli üyeleri hakkında “mühürsüz oy”dan soruşturma açmak zorunda kalacaktır.

Hukuk devleti ilkesi
Bu karar, hukukun üstünlüğü ilkesinin gerçekleşmesi yönünde önemli bir gelişmedir.
Devletin üç önemli fonksiyonu vardır; yasa yapmak, yasayı uygulamak ve çıkan uyuşmazlıkları çözmek.
Çağdaş devlette, yasaları yasama organı yapar, yürütme organı uygular. Yargı ise yasanın uygulanması sonrasında ortaya çıkan “ihtilafları” (uyuşmazlıkları) çözer.
Bunlar devletin yasama, yürütme, yargı erkleridir. Çağdaş bir devlette ve evrensel bir demokraside bu erkler birbirinden ayrılmışlardır. Bu, “Kuvvetler ayrılığı” kuramıdır.
Yasama organınca kabul edilip yürürlüğe giren yasalar anayasa ile çelişirse ne olur?
Bu soru yıllar boyunca ortada kalmış, çözülememiştir.
Kimileri, “Yasalar Meclis komisyonlarında görüşülüyor, anayasaya aykırılığı böylece ortadan kaldırılıyor”, kimileri de “Yasama Meclis’i milli iradeyi temsil ediyor, Yasama Meclisi Anayasa’ya aykırı yasa çıkarmaz” diyerek savunmalar yaptılar.

Ortaçağ’da devlet
Bilindiği gibi ortaçağlarda egemenliği kullanan krallar iktidar güçlerini Tanrı’nın kutsal iradesinden alırlardı. Ne var ki, Aydınlanma hareketi eleştirel aklı öne çıkardı, dini dogmalar tartışmaya açıldı. 1789 Fransız Devrimi ile İnsan Hakları Bildirisi, “Hiçbir kurul ve kişi, milletin vermediği otoriteyi kullanamaz” diyerek “Milli Egemenlik” ilkesine evrensellik kazandırmıştı. Avrupa ülkelerinin anayasaları bu evrensel kurala göre düzenlenmişti. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra iktidara gelen partiler bu “millet egemenliği” kuralına dayanarak, parlamentoda da çoğunluğu sağladılar, siyasal iktidarı ele geçirdiler.

Faşist Yönetimler
Ancak, sonunda demokrasi düşüncesine aykırı durumlar, faşist yönetimler de yaşandı. İtalya’da Mussolini’nin faşist partisi demokrasinin kurumlarını ve özgürlükleri alabildiğine kullandı. Ekim 1922’de Roma’ya yürüyen 50 bin parti örgütü üyesi kralı zorlayarak Mussolini’nin başbakan olarak atanmasını sağladı. Böylece Mussolini’nin faşist düzeni doğdu. İspanya’da, Almanya’da da faşistler Meclis çoğunluğuna dayanarak anayasaya aykırı yasaları meclisten geçirdiler ve faşist bir yönetim kurdular.
Avrupa’nın en ileri sanayi ülkesi Almanya’da ve kültür köklerinin tartışmasız üstünlüğünün olduğu İtalya’da demokratik yollarla, siyasi iktidarın faşist yönetimler tarafından ele geçirilmesi, insan hakları ve temel özgürlüklere aykırı, utanç verici uygulamalar, demokratik sistemin zaaflarını ortaya koyuyordu. Bu durum demokratik sistemin reforma tabi tutulması ve geliştirilmesi ihtiyacını ortaya koyuyordu.

Yeni gelişmeler
Bu bağlamda İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa devletlerinin anayasaları yeniden düzenlendi. En önemli gelişme, “kanunların anayasal denetimi” kavramının anayasalara girmesidir. Bunun anlamı, “yasama organının kabul ettiği ve antidemokratik olan bir yasanın yürürlüğü durdurulabilir mi” sorununun yanıtıdır. Daha açık bir anlatımla, anayasaya aykırı olan bir yasa iptal edilebilir mi?
İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’daki yeni anayasaları oluşturan devlet adamları ve hukukçular bu konuda Amerika’daki uygulamaya yöneldiler.
Bu konuyu da kısaca özetleyeceğiz.

Anayasaya aykırılık itirazı
Mahkemelerde görülmekte olan bir dava sırasında, taraflardan birinin, uyuşmazlığın çözülmesinde uygulanacak kanunun, ya da kanunun belli bir hükmünün anayasaya aykırı olduğunu ileri sürmesi halinde, mahkeme öncelikle bu sorunu incelerse, itiraz yolu ile anayasal denetim söz konusudur.
Kanunların anayasaya uygunluğunun itiraz yolu ile denetimi, ilk kez ABD’de 1803 yılında Marbury/Madison davası nedeni ile gerçekleşti.
ABD Federal Yüksek Mahkeme’sinin, kanunların anayasaya uygunluğunu denetleme yetkisi 1787 Anayasası’nda öngörülmemiştir. Ancak 1803 yılında Marbury/ Madison davasında Federal Yüksek Mahkeme başyargıcı John Marshall, bir kıyaslama yaparak yasaların anayasa karşısındaki yargısal denetimini başlattı. Şöyle ki:
? Her hukuk kuralı kendinden üstün olan kural karşısında gücünü kaybeder:
? Anayasa kanunlardan üstün bir hukuk kuralıdır:
? Şu halde, kanunlar, Anayasa karşısında güçlerini kaybederler. Anayasa kanun çatışmasında, yargıç kanuna göre değil, Anayasaya göre davayı karara bağlamalıdır.
ABD’de 1803 yılında başlayan yasaların anayasal denetimi, Avrupa ülkelerine model oldu. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Avrupa’da kabul edilen tüm çağdaş anayasalar, anayasa mahkemesi sistemini kabul ettiler. Böylece yasaların anayasal denetimi kabul edildi.
Kanunların anayasaya uygunluğu denetimi, Türk hukuk sistemine 1961 Anayasası ile girmiştir. 1961 Anayasası, Anayasa Mahkemesi’nin kuruluşunu sağlayarak bu önemli hukuksal gelişmeyi sağlamıştır. Anayasa Mahkemesi 58 yıldan beri demokratik bu uygulamayı başarı ile yürütmektedir.

Hukukun üstünlüğü
Çağdaş demokratik devletlerde, siyasal iktidarın hukuk kurallarına bağlı olarak düzenlenmesi en önemli konudur. Burada güdülen amaç, yöneticilerin yasadışı, keyfi davranışlarını önlemektir. Böylece, Bir yandan kuvvetler ayrılığı ilkesi, öte yandan hak ve özgürlüklerin yargı bağımsızlığı ile teminat altına alınarak “ hukuk devleti”nin temellerini oluşturulmasını sağlamaktadır. Bu bakımdan, hukuk devletinde kurallar kademelenmesi zorunlu olup, hiç bir işlemin denetimsiz kalmaması temel bir ilkedir.
Anayasanın 125/1 maddesi şiirsel bir anlatımla önemli bir noktayı kurallaştırmıştır. Şöyle ki “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.” Aslında, yukarıda sözü edilen Ankara Bölge İdare Mahkemesinin kararı da, Anayasa’nın bu temel ilkesine dayanmaktadır.
Türk Anayasa Mahkemesi’nin, süreklilik kazanmış kararlarına göre (K:2009/69 ve 2010/32) hukuk devleti:
1. “Eylem ve işlemleri yargısal denetime bağlı olan”;
2. “İnsan haklarına dayanan”ve “insan haklarına saygılı”;
3. “Adaletli hukuk düzeni kuran”;
4. “Yasal düzenlemelerde belirlilik ilkesine bağlı olan”;
5. “Kişilere hukuk güvenliği sağlayan”;
6. “Hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan”;
7. “Kurumların da üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve anayasanın bulunduğu bilincinde olan bir devlet” olarak tanımlanıyor.

Demokratik hukuk devleti
Bir ülkenin demokratik hukuk devleti olarak tanımlanabilmesi için öncelikle özgürlüklerin ve en önemli güvencelerin başında bilinçli ve dinamik bir kamuoyu ile yargı bağımsızlığının gerçekleşmesi gelir.
Kuşkusuz burada yargıçların bağımsızlığı ön plandadır.
Hukukun üstünlüğü ilkesi ve yasaların Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenmesi 1961 Anayasası ile Türk Hukuk Sistemi’ne girmiştir. Anayasa Mahkemesi 1961’den bu yana tam 58 yıldır, bu konuda varlığını korumaktadır.
Bu noktada, Ankara Bölge İdare Mahkemesi’nin aldığı karar son derece önemlidir. Hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin uygulanması yönünde bir dönüm noktası olmasını dileriz.

DR. ALEV COŞKUN
Cumhuriyet Vakfı Başkanı

Yazarın Son Yazıları

Bütün ülkelerin hukukçuları birleşin! - Ziya Yergök

Dünyanın ve ülkemizin içinden geçtiği süreç adeta hukuksuzluklar sürecine döndü.

Devamını Oku
14.01.2026
Öfke ekonomisi - Mehmet Utku Şentürk

Oxford Sözlüğü’nün 2025 yılı için seçtiği kelime “rage bait” yani “öfke tuzağı” idi.

Devamını Oku
14.01.2026
Eşsiz bir yurtsever: Rauf Denktaş - Doç. Dr. İhsan Tayhani

Henüz 18-19 yaşlarında bir genç olarak Kıbrıs Türkünün özgürlük savaşımına omuz vermeye başlayan ve 88 yıllık yaşamının büyük bölümünü söz konusu savaşıma adayan Rauf Raif Denktaş, salt özverili bir dava adamı değil, omuzladığı savaşımı, bir devlet kurarak taçlandırmış olan çok yönlü bir liderdir.

Devamını Oku
13.01.2026
Roma yanılgısı ve İran - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Mesleğim gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen birçok bilimsel toplantıya katıldım.

Devamını Oku
13.01.2026
MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025
İBB davasında yargılama süresi - Hikmet Sami Türk

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkındaki yolsuzluk iddianamesiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12.12.2025’te başlayan ve ilk duruşmasının 9 Mart 2026 günü yapılmasına karar verilen davada hedeflenen yargılama süresi, mahkeme tarafından en çok 12 yıl 6 ay olarak belirlendi.

Devamını Oku
24.12.2025
Menemen Devrim Şehitleri Anıtı ve Cumhuriyet -

Yunus Nadi: “Kubilay timsalini taziz için ne yapsak yerinde olacağına şüphe yoktur.

Devamını Oku
23.12.2025
Kubilay olayının anlattıkları - Osman Selim Kocahanoğlu

23 Aralık 1930 salı günü, Menemen’de insanlık tarihi- nin en hunhar cinayetlerinden bi- ri işlendi.

Devamını Oku
23.12.2025
Cumhuriyetimizin vazgeçilmez değeri - Azmi Kişnişci

“Eşitlik”, Cumhuriyetin yalnızca hukuki bir ilkesi değil; toplumsal yaşamımızın adalet duygusunu ayakta tutan temel dayanaklarından biridir.

Devamını Oku
22.12.2025
Büyüyen eşitsizlik, yaygınlaşan yoksulluk - Sıtkı Ergüney

Ekonomide; fiyatlar genel düzeyindeki; artış “enflasyon”, gerileme “deflasyon”, duraklama ile birlikte yaşanan artış da “stagflasyon” olarak tanımlanır.

Devamını Oku
20.12.2025