Kıyıya vuran insan(lık)
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Kıyıya vuran insan(lık)

08.09.2015 07:40
Güncellenme:
Takip Et:

İnsan denen canlı varlık tarihsel bir varlıktır. Yani geçmiş, bugün ve gelecek olarak dile getirilen üç boyutlu zamana kök salmıştır.

İnsan tekleri olarak kişilerin varlık bütünlükleri çeşitli biçimlerde bu üç boyutlu zaman içinde gerçekleşir. Söz konusu varlık bütünlüğü zaman için de söz konusudur. Yani zaman da geçmişiyle bugünüyle ve yarınıyla bütündür. Böylece zaman, bir “olanaklar varlığı” olarak dünyaya gelen insanın sahip olduğu olanakları gerçekleştirebilmesi bakımından ona bir tür “yuva” sağlar. İnsanın olanaklar olarak varolan varlık özelliklerinin, en başta biyo-psişik bir varlık oluşunun, isteyen, inanan, bilen, düşünen, “akıl sahibi” bir varlık oluşunun ve diğer başka özelliklerinin gerçekleşebilmesi üç boyutlu zamanın bütünlüğünü öngörür.
Zamanla birlikte mekân da, insanın varlık özelliklerinin gerçekleşebilmesine “yer” hazırlar. Çünkü insan tekleri olarak kişiler, kendilerini şu veya bu biçimde hep bir yerde gerçekleştirip, kendilerince oluşturdukları, somut zaman ölçülerinde var ederler. Immanuel Kant’ın insanın “anlama yetisinin a priori formları” dediği zamanın, bütünlüğü ve mekânla olan birlikteliği bozulduğu ya da parçalandığında neler olur?

İnsanın trajedisi
Bu bir çeşit “kıyâmet senaryosu” sayılabilir. Üç boyutlu zamanın ve onun ayrılamaz bir parçası olan mekânla olan bağlarının kopması ya da zedelenmesi, giderek de parçalanması, doğrudan doğruya insanın sahip olduğu olanakların gerçekleşmesine son derece olumsuz etki eder.
Çeşitli nedenlerle yerini yurdunu terk eden insan için daha önce geçmişe dayanılarak oluşturulmuş olan bugün ve ona da dayanılarak oluşturulmuş olan bir yarın yoktur artık. Yaşanan “bugün” geçmiş ve gelecekten kopuk olduğu için bir anlam ifade etmez.
İstenen tek şey bedensel olarak ayakta kalmak, inanılan tek şey, kaynağı genellikle dinsel olan, “bir gün gelip bütün sorunların sona ereceğine” dair umut olur. Güdüsel bir yaşam kendini göstermeye, insan kendine yabancılaşmaya başlar.

Sağduyu
Zaman ve mekân kişi için, birbiriyle olan bağını ve sürekliliğini, böylece de bütünlüğünü yitirdiği zaman insan bu bütünlüğü ve sürekliliği yeniden kurmak ister. Çünkü ancak bu şekilde kendini bu dünyada var edebileceğine ilişkin belki de bir çeşit sağduyuya sahiptir. Ancak bunun için yürünmesi gereken yol çok çetindir. “Simurg”u aramaya giden kuşlar gibi birçoğu bu yolda ölümü bile göze alır. Bu yol, insan olmak ve insan olarak dünyasını kurmak için ölümü göze almaya değer bir yoldur. Böylece hepsi insan olmak, insan yerine konmak ister. Bunun için de karaları, denizleri aşmaları gerekir. Ama bunu yaparken “kıyıya vurmak” da vardır.
Toplumbilimsel adıyla göç, hukuksal adıyla “iltica”, insanın zamanın ve mekânın sürekliliğini ve bütünlüğünü yeniden nasıl kurabileceğinin, insan olarak nasıl yaşayabileceğinin arayışı olarak görülebilir. Göçenin hukuktaki adı da “mülteci” olur.

İnsan hakları
“Kıyıya vuran” insanlar politikacılara öncekilerden daha şiddetli bir biçimde her zaman insanlığı ve insan haklarını hatırlatmıştır. Söz konusu hatırlama genellikle “hamasi nutuklar” çerçevesinde ve insan haklarına “saygılı” söylemler bağlamında kendini göstermiştir.
Bu, zaman içinde bütün bunların unutulacağına ilişkin bir anlamı içinde barındırır. Ancak insan hakları sorunları, insan haklarına “dayalı” politikalar geliştirilmediği, tartışılmadığı ve yaşama geçirilmediği sürece var olacak olan sorunlardır. Gün geçtikçe kendisini her bakımdan tüketen dünyanın, insanlararası ilişkiler bakımından tek kurtuluşu, insan haklarına “dayalı” politikalar üretmekten ve bunları yaşama geçirmekten geçer.
Bu da insan haklarını, başta kendi ilişkileri olmak üzere her türlü çıkar ilişkisinin üzerinde gören kişileri (politikacıları) gerekli kılar. Mine Söğüt, bir yazısında ünlü şair Cesare Pavese’ye atfen şunu söylüyor: “Kaç yaşında olursan ol, uyuyunca geçecekmiş gibi gelecek. / Kaç yaşında olursan ol, uyuyunca geçmeyecek”

Prof. Dr. İsmail h. demirdöven
Hacettepe Üniversitesi

 

Şehitlik gölgesindeki yaşam

Gün geçtikçe önemi düşecek, hatta görmezden gelinecek şehit haberleri, üzerimizde yeniden onarılmaz travmalar yaratacak şekilde medyada yer almakta ve kahramanlık edebiyatının yaratıcıları, kitle psikolojisi üzerinde kirli destanlar oluşturmaya başlamaktadır.

“Ey bu topraklar için toprağa düşen, bir karış toprağın var mıydı yaşarken?” Ataol Behramoğlu’nun dizelerini, son zamanlarda kahramanlık ve tekrar yüceltilen şehitlik kavramının yeniden yaratılmaya çalışılan algı doğrultusunda anımsamamak elde değil. Ölümü kutsallaştıran din/siyaset, şehitlik kavramının kendisini öyle yüceltir ki, anlamını sıradan ölümlülerin çözmesi olanaksızdır. Şehitlik fenomeni peygamberlikle özdeşleşen ve geride kalan yakınlarının da kutsallaştırıldığı, neredeyse değiştirilemez bir teslimiyettir!

Siyasi ihtirasın sonucu
Türkiye’de ulusal, siyasal, sınıfsal, dinsel ve askeri nedenler ve amaçlarla gerçekleşen ölümlerin karşılığı “şehit” olmaktır. Bu noktada sormamız gereken, kime göre şehit, nasıl şehit? Örnek vermek gerekirse: Hakkari’nin Şemdinli İlçesi’nde şehit olan Piyade Uzman Çavuş 27 yaşındaki Ziya Sarpkaya’nın kız arkadaşı 26 yaşındaki Fatma Tepe, Facebook’ta acısını dile getirerek, “Vatan sağ olmasın, yeter başka canlar, yarım kalmışlıklar olmasın, yeter bu nasıl bir acıdır. Rabbim sabır ver bana” sözlerini paylaşırken, yaratılmaya çalışılan kahramanlık ve şehit algısında ilk yarayı açarak, sorgulanması gereken yönü gösterdi. Siyasilerin ihtirasları için ölüme gitmek, yüceltilmiş şehitlik mertebesine çıkmak mıdır?
İslam dinine göre şehitlik, nefsini Allah’a satıp, O’nun yolunda savaşan olarak tanımlanmaktadır. Yeni Türkiye ısrarını sürdüren ve meşru olmayan bir hükümet, iktidarları uğruna hem IŞİD, hem de Kürt ayrılıkçıları ile savaş durumuna geçti, mezhepsel olarak kendi dindaşları ile yapılan mücadelede ölen her bir asker şehit olmayacaktır. Kürt ayrılıkçı hareketini asıl hedef seçen siyasetin başındakiler, şehit güzellemesini ölümler çoğaldıkça yapmaya devam edecektir!

İlla ölüm mü?
Ölümlerin salt Türkiye’de, eğitimin ulusçu-ideolojik işlevine ve zorunlu askerlik hizmetinin ulus kuruculuğunda bir kimlik ve beden hafızası yaratma amacına yönelik olması yönünde yapılacak bir saptama, ülkenin içinde bulunduğu kaosta eksik olacaktır. Doğu’da ya da Güneydoğu’da çatışmalarda yaşamını yitiren erlerin ailelerini, şehit analarını hangi milliyetçi yaklaşımlar ve söylemlerle avutabilirsiniz? Bayrak, vatan, millet, ezan için illa ki ölmek gerekli midir?
Ulusal duyguların, dinsel ya da ideolojik söylemlerin, tumturaklı sözlerin, siyasetin/ dinin ve sosyolojinin bir gerçeği olduğunu kabul edelim; ya insana özgü yıkımlar? Ölüm doğanın değişmez bir yasası kuşkusuz ya da inananların deyişiyle bir Tanrı buyruğu, kaçınılmaz bir son(mu?) Aslında burada şu soruyu da sorabiliriz: Ölümlerin kanıksandığı Türkiye gibi bir coğrafyada, yine de ölümleri sorgulayabilmenin, şehit diyerek ölümü değil, insan diyerek yaşamı yüceltmenin olabilirliği mümkün mü?

Yaşamı yüceltmek
Ölümü değil yaşamı yüceltmenin insan için en üstün değer ve amaç olduğu gerçeğini Türkiye halkı kabul etmektedir; Tanrı, vatan, ideolojinin dışında başlatılan günümüzdeki kirli savaşın ardında yatan gerçek, tiranlar tarafından ‘Şehitlik’ perdesi ile karartılmak istenmektedir. Türkiye’de şehitlik söylencelerine ilişkin yapılabilecek tanımlamalar, militarizmin, cinsiyetçiliğin, bağnazlığın, faşizm ve milliyetçiliğin farklı türlerinin bir tehdit olarak hala güncelliğini korumakta olduğunu göstermektedir.
Ölümü kutsayan, öldürerek beslenen, ölüler üzerinden yarar sağlayan günümüz politikalarına karşı insanı ve yaşamı odak alan; öldürmek değil yaşatmak amacında olan yeni bir toplum ve siyaset anlayışını geliştirmek için yılgınlığa düşülmemelidir!  

Bayram Sarı
Yazar

Yazarın Son Yazıları

Bütün ülkelerin hukukçuları birleşin! - Ziya Yergök

Dünyanın ve ülkemizin içinden geçtiği süreç adeta hukuksuzluklar sürecine döndü.

Devamını Oku
14.01.2026
Öfke ekonomisi - Mehmet Utku Şentürk

Oxford Sözlüğü’nün 2025 yılı için seçtiği kelime “rage bait” yani “öfke tuzağı” idi.

Devamını Oku
14.01.2026
Eşsiz bir yurtsever: Rauf Denktaş - Doç. Dr. İhsan Tayhani

Henüz 18-19 yaşlarında bir genç olarak Kıbrıs Türkünün özgürlük savaşımına omuz vermeye başlayan ve 88 yıllık yaşamının büyük bölümünü söz konusu savaşıma adayan Rauf Raif Denktaş, salt özverili bir dava adamı değil, omuzladığı savaşımı, bir devlet kurarak taçlandırmış olan çok yönlü bir liderdir.

Devamını Oku
13.01.2026
Roma yanılgısı ve İran - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Mesleğim gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen birçok bilimsel toplantıya katıldım.

Devamını Oku
13.01.2026
MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025
İBB davasında yargılama süresi - Hikmet Sami Türk

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkındaki yolsuzluk iddianamesiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12.12.2025’te başlayan ve ilk duruşmasının 9 Mart 2026 günü yapılmasına karar verilen davada hedeflenen yargılama süresi, mahkeme tarafından en çok 12 yıl 6 ay olarak belirlendi.

Devamını Oku
24.12.2025
Menemen Devrim Şehitleri Anıtı ve Cumhuriyet -

Yunus Nadi: “Kubilay timsalini taziz için ne yapsak yerinde olacağına şüphe yoktur.

Devamını Oku
23.12.2025
Kubilay olayının anlattıkları - Osman Selim Kocahanoğlu

23 Aralık 1930 salı günü, Menemen’de insanlık tarihi- nin en hunhar cinayetlerinden bi- ri işlendi.

Devamını Oku
23.12.2025
Cumhuriyetimizin vazgeçilmez değeri - Azmi Kişnişci

“Eşitlik”, Cumhuriyetin yalnızca hukuki bir ilkesi değil; toplumsal yaşamımızın adalet duygusunu ayakta tutan temel dayanaklarından biridir.

Devamını Oku
22.12.2025
Yenilmezlikler ve dokunulmazlıklar - Cengiz Kuday

Tarih, bazen büyük savaşlarla değil; küçük, sessiz ve ilk bakışta sıradan görünen olaylarla yön değiştirir.

Devamını Oku
20.12.2025