Önce hukukun üstünlüğü
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Önce hukukun üstünlüğü

02.04.2016 08:39
Güncellenme:
Takip Et:

Hâkime güven hukuk güvenliğine dayanmaktadır. Çünkü insanlar hâkimin kararlarında sübjektif veya siyasi bir eğilimin değil, objektif hukukun belirginleşmesini isterler.

Hukukun ölçülü, sürekli ve eşit uygulanması hak duygusunu besleyen bir etkendir. Bu nedenle mahkeme kararlarına karşı istinaf, itiraz, temyiz gibi kanun yollarıyla, bireysel başvuru yolu kabul edilmiştir. Hukuk düzeni belirli nedenlerle, belirli süreler içinde, söz konusu yollara başvurmayı öngörmüştür. Bu kabul adaletin sağlanması amacına yöneliktir.

Hukuk güvenliği
Hukukun diğer önemli bir işlevi hukukun amacıyla bağlantılıdır. Hukuk insanın yarar, çıkar, geleneksel ve tarihi amaçlarına hizmet eder. Ancak hukukun asıl hedefi olan adaleti gerçekleştirme amacını bu anlamdaki ampirik amaçlarına feda etmemek gerekir. Kuşkusuz hukuk toplumun ve bireyin korunmasını, hak ve özgürlükleri tehdit eden tehlikelerin önlenmesini, idari organizasyonun pratik amacına uygun şekilde işleyebilmesini, suçlarla etkili şekilde mücadele edilmesini, davaların zaman ve masraf bakımından zarara neden olmayacak şekilde düzenli ve hızla yürütülmesini amaçlar. Ancak bütün bunları amaçlarken hukukun gözeteceği hedef-amaç adalet, özgürlük ve insanlık idesidir.

Hukuk siyasileşirse...
Eğer bu hedef-amaç gözetilmezse hukuku çıkar, yarar ve bir siyasetin aracı durumuna düşürmüş oluruz. Hukukun siyasileşmesi ve idarileşmesi adaletin yitirilmesi demektir. Hukuk siyasetin ve bürokrasinin bir aracı değildir. Aksine siyaset ve bürokrasi hukuki bir temele dayanmalıdır. Bu nedenle siyasi güç kullananların hukuku araçsallaştırmaları, hukuk uygulayıcılarını kişisel ve siyasi hesapları uğruna adalet hedefinden uzaklaştırmaları, korku ve tehdit yoluyla baskılayıp teminatlarını (yargılanacak kişilerin hukuk güvenliği bakımından tanınmış olan) yok etmeleri kabul edilemez. Bu durum açıkça meşru hukukun dışına çıkarak iktidarın meşruiyetini kaybetmesi anlamına gelir ve söz konusu fiiller anayasayı ihlal suçunu oluşturur.
Hukukun anlamı unutulmuş, güce ve siyasete alet edilmiş olabilir. Bu anlamda bundan zarar görecek olan toplumdur. Böyle bir durumda toplumda uyumsuzluk ve huzursuzluk artacak, yaratıcılığın ve kültürün gelişmesi engellenmiş olacak ve toplumun geleceği de tehlikeye düşecektir. Buna karşılık hukuk nihai hedefine yönelik olarak görevini yapınca toplumda uyum, denge ve huzur sağlanacak ve gelişmenin yolları açılmış olacaktır. Bir toplumun hukuk toplumu olabilmesi için özgürlük ve adaletin gerçekleşmesi zorunludur. Hukukun ahlaki ideali de adalet ve insan onuruna yaraşır davranış (insaniyet) değerleridir.

Barışa hizmet etmelidir
Hukukun bir diğer işlevi de barışı sağlayacak bir ortamın yaratılmasıdır. Toplumun barış içinde yaşayabilmesi barış sever bir hukuk düzeninin kurulmasına bağlıdır. Bu nedenle hukuk düzeni değişik inanç ve düşüncelere sahip bireylerin bir arada yaşayabilmelerine olanak sağlayacak nitelikte olmalıdır. Kimlik farklılıklarına saygıyı oluşturacak bir hukuk düzeni oluşturmak zorunluluktur. William Connoly “Kimlik ve Farklılık” isimli yapıtında demokratik kimlik siyasetinin ne anlama geldiğini anlatıyor. “Demokratik bir kimlik siyaseti, aşkın gerçeğe sahip olduğunu iddia eden bir komuta etiğine karşıdır. Kendisinin ve dünyanın belirsizliğinin farkında olan, tartışmaya açık, bu yüzden de kendisine belli bir mesafe ve ironiyle bakan, ötekine özen gösteren ve yaşamın zenginliğine saygı duyan bir etiğe dayanır.”
Bu nedenlerle adalet ve eşitlik gibi etik değerlere dayanan ve bu değerlere ulaşmayı hedefleyen hukukun bu anlamda barışın ahlakiliğini sağlaması görevidir. Bunun sağlanamadığı yerde barış tehlikededir. Ve bireyi hiçe sayan bir hukuk düzeni hukuk adını taşımaya hak kazanamaz. Bu durumda devletin kullandığı şiddet de hukukun dışında kalır ve güç kullanıp uygulayanlar meşruiyet dışına çıkmış olurlar.

ÜMİT KARDAŞ
Emekli Askeri Hâkim

 

-

 

Gökdelenlere karşı olmak

 

Yıllardır gökdelenlerle ilgili olarak mimarlık etkinliklerinde ve çeşitli yazılarımda hep dile getirdiğim “ben gökdelenlere karşı değilim, ancak gökdelenlerin yapıldığı yerleri uygun bulmuyorum” şeklindeki söylemim birçok kişi tarafından, benim genelde gökdelene karşı olduğum şeklinde dillendirilmiştir. Peki, ya şimdi?

Bu tür yanlış değerlendirmelere üzülsem de maalesef yapılacak çok fazla bir şeyin olmadığının bilincindeydim.
Ancak, bu yazımla, söz konusu konuya bir açıklık getirmek istiyorum. “Keşke yukarıdaki değerlendirme doğru olsaydı.”

Neden karşıyım?
Başka bir deyişle, ben bundan böyle İstanbul’da nerede olursa olsun gökdelenlerin kentsel doku içinde hepsine karşıyım... Topyekün karşı olmamın başlıca nedenleri şunlardır:
* İstanbul’da, gökdelenler bir imar planı çerçevesinde tasarlansa da, imar planlarında verilen inşaat emsali tasarımın en önemli, çoğu kez de tek plan kriteri olarak değerlendiriliyor.
Yapının yüksekliği serbesttir ifadesi de imar planında yer aldı mı, projeler bazı kurullardan geçse de söz konusu gökdelenin kent siluetini nasıl etkileyeceği konusu yeterince araştırılmadan yapımına izin veriliyor.

Topoğrafya okunmuyor
* Kent siluetinin İstanbul’un, hem Avrupa, hem de Asya yakasında son on beş yılda nasıl değiştiğini hepimiz tanık olduk. Adeta, İstanbul Beyoğlu yakası tanınmaz hale geldi. Gökdelen uygulamaları olmadan İstanbul’un doğal topoğrafyasını okumak olanaklı idi, bugün ise bu topoğrafyanın gökdelen çatı uçlarının birleştirilmesinden oluşan bir çizgi nedeniyle algılanması olanaksızlaştı. Ne doğal tepeleri ne de vadiler fark ediliyor. Şanghay, Hong Kong olmayı marifet zannetik, keşke örnek olarak Viyana’yı, Berlin’i veya Londra’yı alsaydık.

Altyapı sorunları
* Bilindiği gibi gökdelenler bulundukları yerlerde noktasal olarak her türlü yoğunluğu artıran bir unsurdur. Mevcut kent içi nüfus ve yapı yoğunluğunun gerektiği gibi İstanbul’umuzun yine mevcut altyapısı tarafından yeterince karşılandığı söylenemez. Bu yetersiz sistemin gökdelenlerce noktasal olarak yüklenmesi kentin altyapı koşullarını daha da olumsuz hale getirmektedir. Bu olumsuzluğu İstanbul’un kent içi ulaşım sisteminde çok açık bir biçimde görüyoruz. Bazen 2 veya 3 km.’lik uzaklık için özel araba ile 1 saat harcıyoruz. Kuvvetli bir sağanakta, rögar kapaklarından sular fışkırıyor ve bodrum katlarını su basıyor.

Mikro klima
* Gökdelenlerin var olan kent içi dokusunda inşa edilmesi, çevresindeki yapıların güneşini, rüzgârını, kısaca bölgenin mikro klimasını olumsuz etkilemektedir. Dolayısıyla, gökdelenler kentlilerin yaşam kalitesini bozmaktadır...

Ekonomik etkisi
* Yukarıda değindiğim noktalar dışında topyekün gökdelene karşı olmamın diğer nedenleri arasında, gökdelenlerin sosyolojik ve ekonomik olumsuz gelişmelere aracı olmasıdır. Öncelikle, yapıların üretim maliyeti, 7-8 katlı yapılardan çok daha fazladır. Ayrıca, yapıların (işletme) giderleri, örneğin güvenlik giderleri, yangına karşı alınan önlemler, asansörlerin bakım ve onarımı temizlik giderleri çok yüksektir. Yine gökdelenlerde kira bedelleri de yüksek olup, tüm bu giderler hizmet ve üretim bedellerine ve mallarına yansımaktadır. Ayrıca, gökdelenlerin dünyada esas çıkış noktası, bu yapıların prestij yapısı olmasıdır. Başka bir deyişle, bazı kişilerce veya kurumlarca bu yapılarda çalışmak, bu yapılara sahip olmak kendilerine prestij sağlamaktadır.
Bu görüş veya gözlem yanlış değildir. Ancak, sosyal yönden de haksız rekabet doğuran bu durumdan da mutlu olmayan birçok işadamının da varlığı unutulmamalıdır. Kuşkusuz, bu tür görüşlerin sosyal adalet sorunsalını çözmüş ülkelerde pek anlamı yok olsa da, bizim gibi ülkelerde bu konuların tartışılmasının halen güncel olduğu düşüncesindeyim.
Sonuç olarak, bugün İstanbul’da ve bu imar etkinlik sistemi içinde, özellikle de kent dokusu olan bölgelerde gökdelene karşı olduğumu, bir kez daha belirtmek isterim. İstanbul’un, tarihi kent dokusunu ve siluetini yok etmek demek, kentlinin belleğini silmekten başka bir şey değildir. İnsanların anıları, onları gerçek kentli kılan en önemli öğedir. Artık, bu gökdelenlere dur diyelim... İstanbul’u tanınmaz hale getirmeyelim!  

Prof. Dr. METE TAPAN
İstanbul Arel Üniv.
Fen Bil. Enst. Müdürü

Yazarın Son Yazıları

Eşsiz bir yurtsever: Rauf Denktaş - Doç. Dr. İhsan Tayhani

Henüz 18-19 yaşlarında bir genç olarak Kıbrıs Türkünün özgürlük savaşımına omuz vermeye başlayan ve 88 yıllık yaşamının büyük bölümünü söz konusu savaşıma adayan Rauf Raif Denktaş, salt özverili bir dava adamı değil, omuzladığı savaşımı, bir devlet kurarak taçlandırmış olan çok yönlü bir liderdir.

Devamını Oku
13.01.2026
Roma yanılgısı ve İran - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Mesleğim gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen birçok bilimsel toplantıya katıldım.

Devamını Oku
13.01.2026
MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025
İBB davasında yargılama süresi - Hikmet Sami Türk

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkındaki yolsuzluk iddianamesiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12.12.2025’te başlayan ve ilk duruşmasının 9 Mart 2026 günü yapılmasına karar verilen davada hedeflenen yargılama süresi, mahkeme tarafından en çok 12 yıl 6 ay olarak belirlendi.

Devamını Oku
24.12.2025
Menemen Devrim Şehitleri Anıtı ve Cumhuriyet -

Yunus Nadi: “Kubilay timsalini taziz için ne yapsak yerinde olacağına şüphe yoktur.

Devamını Oku
23.12.2025
Kubilay olayının anlattıkları - Osman Selim Kocahanoğlu

23 Aralık 1930 salı günü, Menemen’de insanlık tarihi- nin en hunhar cinayetlerinden bi- ri işlendi.

Devamını Oku
23.12.2025
Cumhuriyetimizin vazgeçilmez değeri - Azmi Kişnişci

“Eşitlik”, Cumhuriyetin yalnızca hukuki bir ilkesi değil; toplumsal yaşamımızın adalet duygusunu ayakta tutan temel dayanaklarından biridir.

Devamını Oku
22.12.2025
Yenilmezlikler ve dokunulmazlıklar - Cengiz Kuday

Tarih, bazen büyük savaşlarla değil; küçük, sessiz ve ilk bakışta sıradan görünen olaylarla yön değiştirir.

Devamını Oku
20.12.2025
Büyüyen eşitsizlik, yaygınlaşan yoksulluk - Sıtkı Ergüney

Ekonomide; fiyatlar genel düzeyindeki; artış “enflasyon”, gerileme “deflasyon”, duraklama ile birlikte yaşanan artış da “stagflasyon” olarak tanımlanır.

Devamını Oku
20.12.2025
Hayvancılıktaki yol ayrımı - Gülay Ertürk

Türkiye bugün hayvancılıkta çok kritik bir eşiğe geldi.

Devamını Oku
19.12.2025