Olaylar Ve Görüşler

Pek Yakında! - Ecz. Gamze TAŞCIER

11 Mayıs 2021 Salı

Bundan tam 10 sene önce, bu topraklarda imzalanan bir sözleşme, dünya tarihinde kadına yönelik şiddete karşı alınan en önemli ve kapsamlı metin olarak hayatımıza girdi. Bu sözleşme, içerdiği denetim mekanizmaları ve bağlayıcılığıyla, kadına yönelik şiddeti bir insan hakkı ihlali ve ayrımcılık olarak tanımlamasıyla birlikte, özellikle kadınlar için hava kadar, su kadar hayati bir öneme yükseldi. 11 Mayıs 2011’de imzalanan İstanbul Sözleşmesi’nden bahsediyorum.

ONLARCA YIL GERİYE…

Bu sözleşmenin 10. yılında, adını verdiğimiz bir sözleşmeden çıkma kararıyla, bir ülkenin uluslararası alanda yaşayabileceği en büyük utançlardan birine imza atıldı. Utancın kaynağı yalnızca adını vermekle de alakalı değil üstelik. 2009 yılında AİHM’nin ilk kez bir ülkeyi, kadına yönelik şiddeti sistematik olarak engellemediği ve mağduru ısrarla korumadığı için cezalandırmasında Türkiye fail konumundaydı. İşte bu nedenle bu ülkeyi yönetenler, bu sözleşmenin hazırlanmasında aktif rol oynayarak, bu topraklarda imzalanmasını sağlayarak ve ilk imzacısı olup parlamentosundan da ilk geçiren ülke olarak hem tüm kadınlardan bir anlamda özür diliyor hem de hepimizin takdir ettiği ve destek verdiği adımlar atıyordu. Mutlu ve umutluyduk.

Ancak umutlar kursaklarda kaldı. Nahide Opuz’u korumayarak Türkiye’nin ceza almasına neden olanlar, yıllar geçtikçe İstanbul Sözleşmesi hükümlerini uygulamamaya, uygulanmasını isteyenleri düşmanlaştırmaya ve sözleşmeyi tartışmaya açmaya başladı. Sözleşme rafta duran ve asla uygulanmayan bir hale getirildi. En sonunda da imzalanmasının 10. yılında bu ülkeyi yönetenler, kadınları ikinci sınıf insan göreceklerini, aynı Opuz’a yaptıkları gibi kadınları sistematik olarak korumayacaklarını tüm dünyaya ilan ettiler. Bir kişinin hukuksuz kararıyla Türkiye, onlarca yıl geriye gitmiş oldu.

YAKLAŞIMI GÖSTEREN İLETİ

İç hukukumuz bize yeter diyenlerin sarıldığı ve sözleşmeye göre son derece kapsamı dar olan 6284 Sayılı Kanun’un ilk maddesi İstanbul Sözleşmesi’ne atıfla başlar. Maalesef tüm bu utancın müsebbipleri, TBMM’de bu yasama yılı bitmeden önce bir kanun teklifi getirerek bu maddeyi de değiştirecektir. Bize yeter” denilen kanunun üzerinde yükseldiği temeli altından çekip alacaklar ve o binanın ayakta kalmasını bekleyecekler…

Bu utancı sahiplenmekte beis görmemeleri de karanlığın ne denli zifiri olduğunu gösteriyor. Israrla sormamıza ve İstanbul Sözleşmesi hükümlerine rağmen yıllardır kadın cinayeti verilerini düzenli olarak yayımlamayanlar, bir gün baktık ki sosyal medyadan bir görsel paylaşarak bu hukuksuz çekilme kararını savunmaya çalışıyorlardı. Dediklerine göre sözleşmenin yürürlükte olduğu son ayda 34 kadın öldürülmüşken çıkma kararı alındıktan sonra 25 kadın öldürülmüştü.

25 kadının öldürülmesini gururla paylaşan bu akıl, sözleşmenin, hükümlerine göre üç ay daha yürürlükte olduğunu göz ardı ediyordu. Yani hem bizim yıllardır söylediğimiz sözleşme hükümleri sistematik olarak uygulanmıyor ifadelerimizi doğruluyor hem de uluslararası bir sözleşmenin gerekliliklerini tanımadıklarını devletin resmi kurumlarından ilan ediyorlardı. Acaba bundan sonra bir ayda öldürülen kadın sayısı 34’ü geçerse de yine böyle gurur tablosu gibi sosyal medya hesaplarından paylaşacaklar mı?

BU BÖYLE GİTMEYECEK

Bu sorunun yanıtı belirsiz olsa da kesin olan bir gerçek var: Bu böyle bitmeyecek. İstanbul Sözleşmesi AKP-MHP ittifakı için bitmiş olabilir ancak bu ittifakın kullanım süresi de Türkiye için bitmek üzere. İlk seçimde hem bu karanlık kaynağı iktidar koltuklarından kalkacak hem de İstanbul Sözleşmesi, bu sefer hükümlerinin de gerçek anlamıyla uygulanacağı bir şekilde yeniden yürürlükte olacak. Kadınlar bu ittifaka gerekli dersi verecek.

ECZ. GAMZE TAŞCIER

CHP ANKARA MİLLETVEKİLİ
TBMM KADIN-ERKEK FIRSAT EŞİTLİĞİ KOMİSYONU ÜYESİ



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları