Çocukluğumda Karacabey’in Fevzi Paşa köyünde hem tarım hem de hayvancılık yapılırdı. O zamanlar yaklaşık 1–10 adet süt ineği ile aile işletmeciliği vardı. Bugün de Türkiye’de üretilen sütün yaklaşık yüzde 70’i, 1–20 süt ineği bulunan aile işletmelerinden sağlanmaktadır. O yıllarda üretilen sütün yarısı güğümlerle ilçe ya da kent pazarlarında satılarak aile ekonomisine katkı sağlanır, geri kalan yarısından ise peynir, tereyağı ve yoğurt yapılarak hem ailenin gereksinimi karşılanır hem de satılarak gelir elde edilirdi.
Süt, içeriğinde bulunan yüksek kaliteli protein, kalsiyum, fosfor, B vitaminleri ve birçok biyoaktif maddeyle doğanın en değerli besinlerinden biridir. Ancak süt yalnızca bir gıda değildir; hayvansal üretimin sürdürülebilirliği, halk sağlığı ve çocukların sağlıklı beslenme hakkının simgesidir.
Süt ineklerinden buzağı elde edilmektedir; buzağılar dişi ve erkek olarak ayrılır. Dişi buzağılar geleceğin süt üreticisi olarak yetiştirilirken erkek buzağılar genellikle besi hayvanı olarak değerlendirilir ve beslenerek et tüketimine sunulur. Böylece süt ve et üretimi birbirini tamamlayan bir bütün olarak toplumun besin gereksinimine katkı sağlar.
GIDA GÜVENLİĞİ ZAYIF MI?
Cumhuriyetin kuruluş yıllarında Atatürk önderliğinde tarım ve hayvancılıkta büyük bir kalkınma seferberliği başlatılmış, veteriner hekimlik mesleği bu kalkınmanın bilimsel dayanaklarından biri olmuştur. Ancak bugün, bu temelin üzerine inşa edilmesi gereken sistem, ne yazık ki zayıflamış durumdadır. Veteriner otoritesinin kurumsal anlamda eksikliği, gıda güvenliği zincirinin en hassas halkasında ciddi bir boşluk yaratmaktadır.
Süt, doğrudan hayvandan elde edilmesi nedeniyle uygun hijyenik koşullarda toplanmadığında ve veteriner hekim kontrolünden geçmeden piyasaya sunulduğunda, brusella, tüberküloz, salmonella, listeria gibi birçok zoonotik hastalığın kaynağı haline gelebilmektedir. Bu hastalıkların birçoğu sütten insana geçebilmekte; özellikle pastörize edilmemiş, sokakta satılan “kontrolsüz sütler” ciddi bir halk sağlığı tehlikesi oluşturmaktadır. Ne yazık ki ülkemizde hâlâ denetimsiz sütlerin “doğal” veya “köy sütü” adıyla pazarlanması, sağlıklı beslenme arayışındaki vatandaşları farkında olmadan riske atmaktadır.
Brusella hastalığı, bu tablo içinde en dikkat çeken zoonozlardan biridir. Türkiye’de brusellozun en sık görüldüğü meslek grubu veteriner hekimlerdir. Hayvanlarla doğrudan temas eden veteriner hekimler, laboratuvar çalışanları ve süt üreticileri bu hastalığın mesleki risk grubunu oluşturur. Dolayısıyla veteriner hekimliğin yalnızca hayvan sağlığını değil, toplum sağlığını da koruyan stratejik bir meslek olduğu unutulmamalıdır.
VERİMLİLİK VE KALİTE
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2024 yılında toplam süt üretimi yaklaşık 22 milyon 487 bin ton olarak gerçekleşmiştir. Bu rakam Avrupa’da üst sıralarda yer alsa da verimlilik ve kalite açısından sorunlar sürmektedir. Ortalama süt verimi gelişmiş ülkelerin gerisinde kalmakta; küçük ölçekli işletmelerin hâkimiyeti, modernizasyonu ve standartlaşmayı güçleştirmektedir.
Veteriner Hekimler Derneği olarak sahadan aldığımız verilere göre, 2025 yılı boyunca hem özel işletmelerde hem aile işletmelerinde süt üreticisinin ciddi biçimde sürdürülemez bir tabloyla karşı karşıya olduğu görülmektedir; 140 başlık modern işletmenin litre başına yalnızca 0.9 kuruş kâr etmesi, 15 başlık aile işletmesinin ise 1 litre süt satarak ancak 1.13 kg yem alabilmesi ve litre başına kârının 0.4 TL’de kalması, üreticinin maliyet baskısı altında ezildiğini net biçimde ortaya koymaktadır. 22 Ocak 2026 itibarıyla tavsiye edilen 22.22 TL’lik çiğ süt fiyatı da mevcut maliyet yapısı ve yem-süt paritesi düşünüldüğünde üreticiyi rahatlatmamakta, aksine birçok işletme için üretime devam etme motivasyonunu zayıflatmaktadır; özetle süt üreticisi para kazanamamakta ve sektör alarm vermektedir.
Hem üretici memnun değildir hem de tüketici yüksek fiyatlardan şikâyetçidir. Sorunun temelinde üretim maliyetleri ile satış fiyatı arasındaki uçurum yatmaktadır. Bu dengesizliğin en somut göstergesi “süt-yem paritesi”dir. Bir litre süt ile 1.5 kg yem alınması gerekirken bugün bu oranı ne yazık ki tutturmak mümkün değildir. Yem fiyatlarının döviz kuruna bağlı olarak sürekli artması üreticiyi kırılgan hale getirmekte; ithalata bağımlılık sürdükçe bu tablo değişmemektedir. Buna karşın çiğ süt fiyatları çoğu zaman maliyetin altında belirlenmekte, üretici zararına üretim yapmaktadır.
KOOPERATİFLER GÜÇLENDİRİLMELİ
Kooperatifleşme eksikliği, üreticinin pazarlama gücünü zayıflatmakta; soğuk zincir altyapısının yetersizliği ise süt kalitesini ve hijyenini olumsuz etkilemektedir. Özellikle soğuk zincir ve veteriner hekim denetimi olmadan toplanan sütler, hastalık etkenlerinin çoğalması için uygun zemin hazırlamakta, bu da süt ürünlerinde halk sağlığını tehdit eden sonuçlara yol açmaktadır.
Oysa çözüm mümkündür. Öncelikle, hayvan sağlığı ve gıda güvenliği arasında kesintisiz bir veteriner otorite zinciri kurulmalıdır. Süt, sanayiye girmeden önce mutlaka veteriner hekim kontrolünden geçmeli; üretim, depolama ve taşıma süreçleri tek elden izlenebilir hale getirilmelidir. Bu, hem üreticinin emeğini koruyacak hem de halkın güvenli süte erişimini sağlayacaktır.
Yerli yem üretiminin artırılması, Tarım Kanunu’nun 21. maddesinde belirtilen GSMH’nin yüzde 1’inin gerçekten tarımsal ve hayvansal desteklere ayrılması, kooperatiflerin güçlendirilmesi ve üreticinin fiyat belirlemede söz sahibi olması temel adımlardır. Eğitim, danışmanlık ve sürekli veteriner hekim denetimiyle hem verimlilik hem de gıda güvenliği artırılabilir.
Unutulmamalıdır ki süt üretimi yalnızca ekonomik bir faaliyet değil; ulusal gıda güvenliğinin, kırsal kalkınmanın ve toplum sağlığının teminatıdır. Bilimsel denetimden uzak her adım, hem üreticiyi hem tüketiciyi kaybettirir.
Türkiye, veteriner hekimliğin bilgi ve tecrübesini yeniden sistemin merkezine alarak, sağlıklı süt üretimini geleceğe taşıyabilir. Çünkü süt sağlığımızdır, geleceğimizdir.
Veteriner Hekimler Derneği Genel Sekreteri Mücteba Binici