Tam bağımsızlık, yüzde yüz bağımsız olmak demekse, insanlık tarihinde tam bağımsız bir devlet, ülke, imparatorluk, beylik, kent-devlet hiçbir zaman var olmamıştır. Bu anlamda tam bağımsız olmak, insanın ve toplumun doğasına aykırıdır.
İnsanlar ve toplumlar gibi, devletler, ülkeler, imparatorluklar, beylikler, kent-devletler de her zaman belli bir ölçüde, siyasi, sosyal, ekonomik ve stratejik açıdan birbirlerine bağımlı olmuşlardır. Devletler, ülkeler, imparatorluklar, beylikler ve kent-devletler bir işbirliğine girdiklerinde, bağımlı olmak kaçınılmazdır. Kimse dünyada yalıtılmış bir biçimde tek başına yaşamadığı ve yaşayamayacağı için, bu bağımlılıklar yaşamın doğal akışı içinde olağan durumlar olarak görülmelidir.
Ancak söz konusu bağımlılığın belli dereceleri vardır. Bu bağımlılık bazı durumlarda kısmen bir bağımlılık, bazı durumlarda da tam bağımlılık olarak karşımıza çıkmaktadır. Tam bağımlılık durumu sömürge olmak anlamına gelmektedir.
Türkiye’de bağımsızlığın azami derecede, bağımlılığın ise asgari derecede olduğu dönem, Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhurbaşkanı olduğu dönemdir. Atatürk, hem Kurtuluş Savaşı sürecinde hem de Cumhuriyetin kuruluşundan sonraki dönemde, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ile yakın işbirliği içinde olmuştur ve SSCB’den destek almıştır. Ancak SSCB o dönemde anti-emperyalist bir devlet olduğu ve Atatürk de anti-emperyalizmin dünyadaki öncü liderlerinden birisi olduğu için, bu işbirliği, Türkiye’nin bir sömürge olmasıyla sonuçlanmamıştır.
Türkiye’nin 1949’da Avrupa Konseyi’ne, 1952’de NATO’ya üye olmasıyla birlikte, Batı Avrupa ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletleri ile işbirliği hız kazanmıştır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra emperyalizmin öncülüğünü ABD üstlendiği için, Türkiye’nin ABD ile gerçekleştirdiği işbirliklerinin, Türkiye’nin lehine sonuçlandığını savunmak olanaklı değildir.
Türkiye, Atatürk’ün öncülük ettiği çağdaş uygarlık hedefinden sapmasaydı, dinci ve feodal yapıların esiri olmasaydı, ABD emperyalizmine karşı direnç gösterebilirdi ve eşit bir ortak olarak bu uluslararası örgütlenmelerin içinde yer alabilirdi. Ancak Türkiye, 1950’li yıllardan itibaren çağdaş uygarlık hedefinden sapınca ve popülizmin yörüngesine girince, bir taraftan emperyalizm, bir taraftan kapitalizm, Türkiye’nin üzerinden silindir gibi geçmiştir.
Günümüzde dış politika alanında yaşanan sıkıntıları bu gerçeklerden bağımsız olarak anlamamız olanaklı değildir. Kuru jeopolitik ve stratejik çıkarımlarla, milliyetçi söylemlerle, Türkiye’nin uluslar-arası alanda içine girdiği kısırdöngüden çıkması olanaklı değildir.
Türkiye öncelikle cehaletten kurtulmalıdır. Türkiye’nin bunu yapabilmesi için de eğitim alanında radikal reformlara ihtiyacı vardır. Bu da, eğitimi dinselleştiren AKP iktidarının yapabileceği bir şey değildir.
Yapılması gereken bir başka şey de, Türkiye’de sosyal ve ekonomik adaletin sağlanmasıdır. Bunun için de ekonomi alanında radikal reformların gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu da, sosyal ve ekonomik adaletsizliğin kaynağı olan serbest piyasa ekonomisini savunan AKP iktidarının yapabileceği bir şey değildir.
Yapılması gereken bir başka şey de, yasama, yürütme, yargı arasındaki güçler ayrılığının, hukuk devletinin, yargı bağımsızlığının, düşünce, ifade, basın, yayın ve örgütlenme özgürlüğünün yeniden inşa edilmesidir. Bu da, padişahlık sistemini uygulamaya koyan AKP iktidarının yapabileceği bir şey değildir.
Sonuçta, AKP ve onun ortağı MHP veya onlara benzer siyasi partiler iktidarda oldukları sürece, emperyalizme karşı mücadele vermek olanaklı değildir. AKP’nin ve MHP’nin, PKK-PYD, FETÖ, Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Ege karasuları, Suriye, Irak, İran ve S-400 füzeleri konusunda söyledikleri, havada uçuşan arkası boş sözlerden ibarettir. Türkiye’yi çağdaş uygarlık, demokrasi, adalet ve laiklik hedefinden kopartan bir yapılanmanın, emperyalizme karşı mücadele vermesi olanaklı değildir. Çünkü bu tür yapılanmalar, emperyalizme hizmet eden yapılanmalardır.
Bağımsızlık (29.07.2019)
Yazarın Son Yazıları
Siyasetçilerin ve sivillerin militarizme sığınmaları tarihte her zaman büyük felaketlerle sonuçlanmıştır.
Suriye’deki devlet krizi, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük ulusal ve uluslararası krizlerinden birisine neden oldu.
DEM’in “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporu”, DEM’in gerçek siyasi çizgisini bir kere daha deşifre etmiştir.
Müzisyenlerin sahnedeki kıyafetlerinden ve danslarından dolayı gözaltına alındığı, tutuklandığı, hapis cezası aldığı ve müzik festivallerinin, konserlerin iptal edildiği, yasaklandığı ve insanların yaşam tarzlarına doğrudan baskıların uygulandığı bir ülkede, “uyuşturucuya karşı mücadele” adı altında yürütülen operasyonların gerçekten uyuşturucuya karşı mücadele amacıyla yürütülüp yürütülmediği tartışma konusudur.
Terör örgütü PKK’nin ve DEM’in talepleri, medyaya yansıyan açıklamalara göre, her ne kadar federasyon ve özerklik gibi unsurlardan söz etmese de Türkiye’nin üniter yapısına zarar verecek niteliktedir.
Demokrasi, halk egemenliğine dayalı yönetim biçimidir.
Kurtuluş Savaşı’nın lideri, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve Aydınlanma devrimlerinin öncüsü Mustafa Kemal Atatürk’ün solcu olduğu tezi birçok kesim tarafından kabul edilmez ve genellikle tepkiyle karşılanır.
CHP’nin 39. olağan kurultayı, partinin ilkelerini, ideolojisini, kurumsal kimliğini özümsemiş olan parti üyelerinde ve seçmenlerde hayal kırıklığı yarattı.
Antik Yunan filozofları Platon’a ve Aristoteles’e göre yaşamın amacı iyi bir insan olmaktır ve iyi bir insan olmak da erdemli olmak anlamına gelmektedir.
ABD Devlet Başkanı Donald Trump ile AKP Genel Başkanı ve “Cumhurbaşkanı” Recep Tayyip Erdoğan arasında sık sık bir karşılaştırma yapılır ve ikisinin de popülist ve otoriter liderler olduğu söylenir.
CHP’nin geçtiğimiz hafta açıklanan yeni parti programı taslağında çok önemli ve doğru açılımlar olmakla birlikte, çok ciddi ve önemli eksikler de bulunmaktadır.
Kurtuluş Savaşı’nın lideri, Aydınlanma devrimlerinin öncüsü, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu ve ilk genel başkanı olduğu Cumhuriyet Halk Partisi...
Türkiye’nin Orta Asya’daki Türki devletlerle, yani Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Kırgızistan ile tarihsel, kültürel, dilsel bağları olduğu halde, AKP iktidarı döneminde bu ülkelerle de ilişkiler geriledi.
Adından da anlaşılacağı gibi, iddianame, belli başlı iddiaları içerir, bir mahkemenin ve hâkimin hüküm veya beraat kararını içermez.
Bugün, Kurtuluş Savaşı’nın lideri, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve Aydınlanma devrimlerinin öncüsü olan Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm yıldönümü.
New York ABD’nin en büyük kenti olduğu gibi, dünyanın da en büyük kentlerinden birisidir.
CHP’nin emperyalizm destekli AKP’nin baskılarına karşı direndiği bir ortamda, sosyal demokrasi ile “altı ok” arasında bir karşıtlık yaratarak, CHP’nin kurumsal kimliği ve CHP’nin kurultay tarafından belirlenen parti programındaki temel ilkeleri sorgulamak, CHP’de ideolojik bölünmeye ve emperyalizme yarar sağlar.
Britanya, Fransa, Yunanistan ve İtalya, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarını işgal ettiklerinde, Mustafa Kemal Atatürk işgal güçlerine karşı Kurtuluş Savaşı’nı başlatırken, Osmanlı İmparatorluğu’nun padişahı Vahdettin, önce Türkleri Anadolu’da küçük bir toprak parçasına sıkıştıran Sevr Antlaşması’nın imzalanmasını, sonra da Atatürk’ün idam fermanını onaylayarak, işgalci ülkelere boyun eğmişti.
29 Ekim’de Türkiye Cumhuriyeti’nin resmen kuruluşunun 102. yılı kutlanacak.
Bir hükümetin, milletin desteğiyle değil, sözde “savcıları” ve sözde “hâkimleri” kullanarak, polisin, jandarmanın, gardiyanın, kolluk kuvvetinin, askerin ve emperyalizmin desteğiyle ayakta durması, o hükümetin tükenmişliğinin ve çaresizliğinin göstergesidir.
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde Aydın ilinde yer alan Miletos antik kenti, felsefe ve bilim tarihi açısından, dünyanın en önemli kentlerinden birisidir.
Ortadoğu (“Middle East”) ve Kuzey Afrika (“North Africa”) bölgesi kısaca MENA olarak da anılıyor.
Emperyalizm bir komplo teorisinin ürünü değildir, bir olgudur, bir gerçektir.
Antik Yunan filozofu Platon’un dediği gibi, görünüşlerle gerçeği ayırmak, algılara aldanmamak, retoriğin esiri olmamak gerekir.
Anayasanın 34. maddesinin tanıdığı hakkı kullanarak “Gezi” protesto eylemlerine milyonlarca vatandaş katıldığı ve destek verdiği halde, onların içinden işadamı Osman Kavala, milletvekili Can Atalay, akademisyen-bürokrat Tayfun Kahraman, belgeselci-sinemacı Mine Özerden, yapımcıgazeteci Çiğdem Mater Utku, yapımcı-menajer Ayşe Barım, ne olduğu belli olmayan ölçütlere göre ayıklandılar ve tutuklandılar.
ABD Devlet Başkanı Donald Trump bu hafta içerisinde 20 maddelik “Gazze Barış Planı”nı açıkladı.
ABD Devlet Başkanı Donald Trump ile AKP Genel Başkanı ve “Cumhurbaşkanı” Recep Tayyip Erdoğan’ın karşılıklı “dostlukları” ve birbirlerine duydukları “saygı”, dillere destan olacak nitelikte gelişmeye devam ediyor.
Türkiye’de muhalefetteki siyasetçiler, belediye başkanları, belediye meclis üyeleri, bürokratlar, akademisyenler, gazeteciler, yazarlar, yayıncılar, sanatçılar, öğrenciler hukuka aykırı biçimde tutuklanırken...
İsrail devletinin onlarca yıldır Filistin’i işgal altında tutması; Batı Şeria ve Doğu Kudüs bölgelerinin işgalinden sonra, Gazze’yi yeniden işgal etmesi ve bu bölgede 60 bini aşkın insanı katletmiş olması, yüz binlerce insanı da göçe zorlaması, ABD’nin desteğinde gerçekleşmiştir.
Türkiye’de insanların birçoğunda adalet, merhamet, vicdan, insaf, sevgi duygusu kalmadı.
Türkiye Cumhuriyeti gibi laik bir ülkede, o ülkeyi yönetenlerin Müslüman olup olmadığını tartışmanın bir anlamı yoktur.
AKP iktidarının Cumhuriyet Halk Partisi üzerinde uyguladığı hukuk dışı baskılar Türkiye için birçok olumsuz sonuç doğurmaktadır.
Milliyetçi Hareket Partisi’nin milliyetçi bir parti olup olmadığı her zaman tartışma konusu olmuştur. Çünkü milliyetçi olmak tam bağımsız olmayı ve emperyalizme karşı mücadele etmeyi gerektirir.
Siyaset bir dava, ideoloji ve ilkeler bütünü doğrultusunda, toplumu ve ülkeyi iyiye doğru geliştirmek ve dönüştürmek için yapılır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu, ana muhalefet ve birinci partisi olan CHP tarihinin en zor dönemlerinden birisini yaşıyor.
Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı.
Sık sık laiklik karşıtı açıklamalar yapan Diyanet İşleri Başkanlığı yönetimi, son olarak, Kuran ayetine dayanarak, kadınların miras hakkında erkekle eşit olmadığına dair bir açıklama yaptı.
Cumhuriyetin, başka bir deyişle, halkın egemenliğine dayanan bir yönetim biçiminin yıkılması ve onun yerine teokratik ve monarşik bir yapının kurulması, normal değil, anormal bir durumdur.
CHP’li Aydın Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun AKP’ye geçmesi bir ahlaksızlık ve erdemsizlik örneğidir.
CHP’de 13 Ağustos’ta başlayıp 7 Eylül’e kadar sürecek olan mahalle/ muhtarlık bölgesi kongreleri, sadece CHP’nin değil, Türkiye’nin de geleceğini etkileyecektir.