2025 öldü, yaşasın 2026!

2025 öldü, yaşasın 2026!

01.01.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı. Bizde krallık yok, sultanlık yok, padişahlık yok; o nedenle bağırmadan idare ediyoruz.

İyi ki bu yazım 1 Ocak gününe rastladı da “2025 öldü, yaşasın 2026” diye haykırıyorum!

Kötü, ahlaksız, hain, alçak, yalancı, cahil 2025! Şiddet, zulüm, öfke, kin, intikam yanlısı 2025! Hakkaniyetten, adaletten, ilimden, bilimden, emekten, şefkatten, vicdandan nasibini almamış 2025! Defol, git, yok ol!

Oh be dünya varmış! Rahatladım. 2026’yla birlikte artık her şey çok güzel olacak!

TEŞBİH VE YARATICILIK 

Cinsel taciz olaylarını, uyuşturucu davalarını, adalet arayışlarını... IŞİD’in ülkenin birçok yerinde yuvalanmasını, bu yapılanmaya kol kanat germiş iktidarı, taht kavgalarını... Yoksulluk sınırının çok altına düşmüş; 28 bin 75 TL asgari ücret meselesini bir yana koyabilirsek...

2025’in en çarpıcı olayı bence Bahçeli’nin söylemiydi. Dostluk, barış, süreç vb. gibi sıradan şeyler değil, o “muhteşem” benzetmesiydi.

“Günümüzün Sultan Süleyman’ı Reisicumhurumuz Erdoğan’dır; günümüzün mimar Sinan’ı, çevre bakanımız Murat Kurum’dur” dedi. Dinlerken gözlerim yaşardı. Yarabbi ne müthiş bir memleket burası!

Neyse ki Fazıl Say’ın yılbaşı konserini yeni dinlemiştim, hâlâ etkisindeydim. Kendimi Tanrı’ya yaklaşmış gibi hissediyordum. Sanki tüm kötülüklerden arınmış daha iyi, daha umutlu, daha dirençli bir insan olmuştum.

27 Aralık yılbaşı konserini Arena’da dinlemiştim ya, dünya da memleketim de daha güzel, millettim daha insancıl, adil ve vicdanlıydı. Fazıl gibi yaratıcılarımızın olduğu yeryüzü muhteşemdi! Hiçbir söylem bu harikuladeliği bozamazdı!

FAZIL SAY’LA KANATLANMAK

Yılbaşı konserinin tüm biletleri tükenmiş, fazladan matine konmuştu. Onun biletleri de anında tükendi. On bin kişi bir gün içinde Fazıl Say’ın iki yeni bestesinin Türkiye’deki ilk seslendirilişine tanıklık etti.

Yaşadığımız, konserden öte bir olaydı. Ben “Tanrı’ya yaklaşmak gibi” falan dedim ama on bin başka sözcükle de ifade edilebilir.

Fazıl Say birikimlerin insanı, kültür insanı, politik bir varlık, düşünce ve duygu insanı. Bütün bunların toplamı bestelerine, yorumlarına yansıyor. Konserin iki eseri de gezegenimizden yükselen ve tüm insanlığa yönelik müthiş birer çağrıydı.

İlk eser: “Mother Earth” (Toprak Ana) doğrudan iklim krizine dikkati çeken bir piyano konçertosuydu. Geçen ay Budapeşte, Londra, Prag’da çalınmıştı.

Genç şef Nil Venditti yönetimindeki Fazıl Say Festival Orkestrası yerini aldı. Klasik müzik dünyamızda fırtına gibi esen ve kendini geniş kitlelere sevdiren Nil Venditti ve Say, ellerinde mikrofon her eserden önce kısa bilgiler vererek dinleyicileri evlerinde hissettirdiler.

Bu eserde müzikle adeta bir resim çiziliyor: Doğanın sesini duyuyoruz: Toprak, ağaç, orman, ovalar, denizler, akarsular... Kâh bir güzelleme kâh bir ağıt... Kuş seslerini depremin, yangınların, yıkımların gürültüsü izliyor. Özetle “Efendiler doğaya kıymayın! Yeter” diye haykırıyor. Piyanoda Fazıl ile birbirinden başarılı solistlerden oluşan orkestra, şefin dinamizmi, hepsi bir bütün, eşsiz bir uyum içindeydi.

MOZART VE MEVLANA

İkinci eser “Mozart ve Mevlana”. Aralarında 500 yıl olsa da Doğu ile Batı, tasavvufla klasisizm, akılla aşk arasında bir kucaklaşma... Köprü falan değil, bir diyalog bu. Şiddeti lanetleyen; bilgeliği, barışı, zamansızlığı, sonsuzluğu kucaklayan bir eser. Mevlana’nın en bilinen iki metni “Gel, yine de gel” ve “7 Öğüt”, Mozart’ın bitiremediği “Requiem-Lacrimosa”nın vuslat hali... (Eser dünya prömiyerini Osaka’da yaptı.)

Şimdi sahnede koro şefi Volkan Akkoç, onun hazırladığı dev koro, soprano Görkem Ezgi Yıldırım, mezzosoprano Ezgi Karakaya, bas Burak Bilgili... Matinedeki konserde tenor Mert Süngü, 40 derece ateşle söyleyip hastaneye kaldırılınca (acil şifa diliyorum), yerine geçen genç tenor Uğur Etiler’in bir saatlik hazırlıkla yerini alması... Ney sanatçısı eşsiz Burcu Karadağ ve kudüm ustası Aykut Köselerli’nin katılması... En başta ve en sonda müthiş etkileyici fısıldaşmalar...

Solistler, koro, koro şefi, orkestra, orkestra şefi, Mozart, Mevlana, Fazıl... Her biri arasındaki ilişki denge, bütünlük, geçişler, kucaklaşmalar... Tanrım bu bir ayindi. Mistisizmin, romantizmin, ütopyanın, sonsuzluğun ayini... Bitmesin, bitmesin, bitmesin.

Bittiğinde, tüm salon ayağa kalkmış, gözyaşlarımızı tutmaya çalışıyorduk.

Yaşasın 2026! 

Yazarın Son Yazıları

İzninizle

Geçen yıl yine tam şu sıralarda bu köşede “80 Yaşım Merhaba” diye bir yazı yazmıştım!

Devamını Oku
15.02.2026
Faşizm ne demek?

İnternete girin...

Devamını Oku
12.02.2026
Rezillikler ve anmalar arasında...

Yine aynı şey oldu.

Devamını Oku
08.02.2026
Deprem

“6 Şubat” bir sayı, bir istatistik değildir; bir hafıza yarasıdır.

Devamını Oku
05.02.2026
24 Ocak-31 Ocak haftası

Bugün 1 Şubat. Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü gün.

Devamını Oku
01.02.2026
Refik Durbaş’la sohbet

Birkaç gündür, benim canım arkadaşım ve ülkemdeki şiir tutkunlarının sevgilisi, aşkı, hayran olduğu şair Refik Durbaş’la sohbet ediyorum.

Devamını Oku
29.01.2026
Sahne, hayatın metaforuydu: ‘Bindik bir alamete’

Hak hukuk ve adaletin yok sayıldığı, dünya diktatörlerinin aklımızla oynadığı, her an düş kırıklıkları, vahşet, ölümlerle sarmalandığımız; yalanın, riyakârlığın, iftiraların, örgütlü kötülüğün egemen olup vicdanı yok ettiği bir dünyada yaşıyoruz.

Devamını Oku
25.01.2026
Tan Sağtürk... Bir yıldönümü... PEN...

Geçen hafta içinde Tan Sağtürk’ün “görevden alındığı” haberi Resmi Gazete’de yayımlanınca herkes gibi ben de çok üzüldüm.

Devamını Oku
22.01.2026
Hepimiz buradayız! Hepimiz yanındayız!

Ne müthiş bir ülke burası!

Devamını Oku
18.01.2026
‘Folia’-Doğa ve biz

“Folia” Japonya’dan Güney Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyadan 100 kadar sanatçıyı ve 300 kadar eseri bir araya getiren serginin adı.

Devamını Oku
15.01.2026
Bahar hâlâ isyancı!

11 Ocak 1995.

Devamını Oku
11.01.2026
Şaşırdık mı?

Günlerdir, bütün dünya gibi Türkiye de Venezüella ve Maduro ile yatıp kalkıyor.

Devamını Oku
08.01.2026
Şiir aşk gibidir

“Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz.

Devamını Oku
04.01.2026
2025 öldü, yaşasın 2026!

Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı.

Devamını Oku
01.01.2026
Umudu savunma sanatı

Bugün 2025’in son pazar günü.

Devamını Oku
28.12.2025
Eskişehir-İstanbul seferi...

En tehlikeli yanı: Faşizm sıradanlaşmak, gündelik hayatın bir parçası olmak ister. Adaletsizliği “olağan”, eşitsizliği “kader”, baskıyı “gereklilik” diye sunar.

Devamını Oku
25.12.2025
Hayal kurmaktan vazgeçmeyin...

Sahnede bir adam var.

Devamını Oku
21.12.2025
Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı

Korkunç yoğun bir trafikte iki saat gitmeyi ve iki saat de dönmeyi göze alırsanız orada bulunduğunuz sürece müthiş keyiflenir ve “Yaşasın Tüyap Kitap Fuarı” diye haykırabilirsiniz.

Devamını Oku
18.12.2025
Işığı hiç sönmeyecek

O, Nermin Abadan Unat. Neden mi ona minnet borcumuz var?

Devamını Oku
14.12.2025
Roman gibi

Sabiha Sertel (1895-1968) ve Zekeriya Sertel (1890-1980). Osmanlı’nın sonu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında duygu ve düşünce dünyamıza sonsuz katkılarda bulunmuş bu iki önemli ismi bu ülkede yaşayan herkesin, hele hele gazeteciliği meslek edinmiş her insanın çok yakından bilmesi gerekir.

Devamını Oku
11.12.2025
Aşkla ölüm arası

O kadar güzeldi ki tadı damağımda kalmıştı.

Devamını Oku
07.12.2025
Yok etmek/Yaratıcılık

Bir yanımda yaratıcılık, bir yanımda yok edicilik. İkisi de çekiştirip duruyor iki kolumdan.

Devamını Oku
04.12.2025
Tiyatro hazinemize yolculuk...

Duvardaki dev afişten fırlayıp kucaklaşacakmışız gibi bana bakan genç kadın, Suna Pekuysal.

Devamını Oku
30.11.2025
Hukuk bitti

Dünkü gazetemizde, “Korkma Biz Kadınız!” başlığını görmek çok hoşuma gitti.

Devamını Oku
27.11.2025
Çocuklar için...

Çocuklarımız için neler neler yapmayız ki...

Devamını Oku
23.11.2025
Grup Yorum’dan mektup var

Ülkemin hapishaneler coğrafyasından sık sık mektup gelir.

Devamını Oku
20.11.2025
BACH, Diyarbakır'da...

Neredeyse 30 yıldır Hakan Erdoğan Prodüksiyon “Bach İstanbul’da” başlığıyla klasik müzik konserleri düzenler.

Devamını Oku
16.11.2025
Oktay Ekinci kitabı

Oktay Ekinci... Bu isim Cumhuriyet okurlarının hiç ama hiç yabancısı değil.

Devamını Oku
13.11.2025
Paris’ten Diyarbakır’a

Paris ve sonbahar.

Devamını Oku
09.11.2025
Her daim muhalif

“Ve sonunda Joan Baez hastalığı yendi, sağlığına kavuştu!”

Devamını Oku
06.11.2025
Susmak onaylamaktır

“Hava kurşun gibi ağır/ Bağır bağır bağırıyorum/ Koşun. Kurşun eritmeye çağırıyorum...”

Devamını Oku
02.11.2025
Küllerden doğan ışık

Cumhuriyetin 102. yıldönümünü dün kutladık.

Devamını Oku
30.10.2025
Bodrum Cup: Kuşaktan kuşağa ileri!

Ege’nin ortasında bir sabah...

Devamını Oku
26.10.2025
Tiyatro sorgulamaktır

Daha 29. Uluslararası İstanbul Festivali başlamamıştı.

Devamını Oku
23.10.2025
Filler ve Karıncalar

Prag Tiyatro Festivali’nden ayağımın tozuyla dönüp tüm gördüklerimi sizinle paylaşmaya hazırlanıyordum ki sevgili arkadaşım Genco Erkal’ın sesi kulağımın dibinde bitiverdi: “Çekya’yı bırak önce Cihangir’e bak!”

Devamını Oku
19.10.2025
Prag’dan sevgiler

Sevgili okurlar Prag’dayım.

Devamını Oku
16.10.2025
Jandarmalı-jandarmasız günler

Sabah 6.30’da kapı tekmeleniyor. Jandarma içeri dalıyor.

Devamını Oku
12.10.2025
Tiyatro ve siyaset

Bu yazının başlığı “Afife Jale Ödül Töreni’nin düşündürdükleri” olacaktı.

Devamını Oku
09.10.2025
Celladına âşık olmak...

Olmayan suçlar... Yazılmayan iddianameler... Yazılıp uygulanmayan kararlar... Ve hukuk ile guguk arasında yaşamaya devam çabası... Tamam yakınmayı bırakıp sadede geliyorum.

Devamını Oku
05.10.2025
Travmalarla yaşamak...

Nasıl yaşamak bu! Kâh gökyüzünde kanat çırpıyoruz kâh en dipsiz kuyuların derinliğinde kayboluyoruz.

Devamını Oku
02.10.2025