Antik Yunan filozofu Aristoteles’in dediği gibi, insan potansiyel durumda bir varlıktır. Bunun anlamı şudur: İnsan olduğu gibi sabit kalmaz, kendisini oluşturur. Aristoteles bu nedenle, insanın kendisini akıl ve deneyim yoluyla geliştirebileceğine ve erdemli bir varlık olabileceğine inanmıştır.
Fransız filozof Jean-Paul Sartre da potansiyellik ilkesini varoluşçuluğa uyarlarken, insanın her zaman henüz olmadığı şey olduğunu ve bu potansiyellik durumunun ölene kadar sürdüğünü vurgulamıştır. İnsan her zaman eylemleriyle ve seçimleriyle kendisini oluşturma sürecinin içindedir.
İngiliz filozof Thomas Hobbes, insanın doğası gereği bencil olduğunu ve kendi çıkarlarını öncelikli olarak gördüğünü, ancak çatışma ve savaş durumunun sürekli olması durumunda bunun insanın yararına olmayacağını, bu nedenle çatışma ve savaş durumunun sürdürülebilir olmadığını, insanın kendi yararı için, bir toplumsal uzlaşma yolunu seçmesinin kaçınılmaz olduğunu ifade etmiştir.
İsviçreli-Fransız filozof Jean-Jacques Rousseau ise, insanın doğasında iyi olduğunu, bozuk toplumsal düzenlerin içine düşünce kötü bir insana dönüştüğünü, insanın özgür doğduğunu, ancak her yerde zincire vurulduğunu, bu nedenle halk egemenliğinin geçerli olduğu bir toplumsal düzenin kurulması gerektiğini, bunun için de mutlak monarşinin, feodalizmin ve teokrasinin yıkılması gerektiğini söyler.
Alman filozof Karl Marx ise, sanayileşme devriminden sonra, üretim araçlarının özel mülkiyette olmasından dolayı sermayenin emekçi sınıfı sömürdüğü sermayeci bir düzenin ortaya çıktığını, kapitalist düzen yıkılıp sosyalizme geçilmeden, insanın insanı sömürdüğü düzenin ortadan kalkmayacağını söyler.
Bu filozoflar geçmişimize, günümüze ve geleceğimize ışık tutmaya devam ederken, insanın insanı sömürdüğü düzenler de ne yazık ki ayakta kalmaya devam etmektedir. Dünyanın belli başlı bölgelerinde sınırlı ölçüde ilerlemeler sağlanmaktadır, ancak küresel boyutta sömürünün ortadan kalktığını savunmak olanaklı değildir.
Üstelik bu sömürü sadece insanın insanı sömürmesi olarak değil, sanayi ve teknoloji devrimiyle birlikte, insanın doğayı sömürmesi olarak da karşımıza çıkmaktadır. İnsanın insanı sömürmesi on binlerce yıllık bir olgudur; ancak insanın doğayı bugünkü ölçeklerde sömürmesi, yaklaşık olarak son 150 yılın olayıdır.
Bazı ülkelerde, örneğin Batı Avrupa’da, 1980’li yıllardan itibaren, doğayı ve çevreyi korumak konusunda belli bir bilinç seviyesine ulaşılmış olsa da, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde, doğa insanlar tarafından acımasız bir biçimde katledilmektedir.
Sanayi tarzı üretimin ve bazı sanayi-teknoloji ürünlerinin kullanımı sonucunda oluşan gazların neden olduğu küresel ısınma; sanayi-teknoloji alanındaki üretimin sonucunda ortaya çıkan atıkların suyu, havayı ve toprağı kirletmesi; yeşil alanların betonlaşması ve çarpık yapılaşma; insanlığın karşı karşıya olduğu en önemli doğa sorunları arasında yer almaktadır.
Türkiye’de de AKP iktidarı bu konuda tamamıyla duyarsızdır. Sanayi ve teknoloji alanındaki üretim Türkiye’de zaten sınırlı olduğu için, ekonomi, ağırlıklı olarak, hizmet ve inşaat sektörleri üzerine kurulduğu için, Türkiye’deki betonlaşma ve çarpık yapılaşma, dünyanın en kötü örnekleri arasında yer almaktadır.
“Şehircilik ve Çevre Bakanlığı” adı verilen, ancak gerçekte, “Çarpık Yapılaşma ve Beton Bakanlığı” olan bakanlık, belediyeler, müteahhitler, arsa ve emlak rantçıları, herhangi bir yerde yeşil bir alan gördüklerinde, ağaçların ve ormanların yeşilini değil, ABD Doları’nın yeşilini görmektedirler.
Doğayı, bir çekirge sürüsü gibi kemirip talan eden bu kesimler, insana yönelik bir sevgi ve saygı duygusu içinde olmadıkları gibi, doğaya karşı da bir sevgi ve saygı duygusu taşımamaktadırlar. Çünkü bunlar kâr ve para sevici insanlardır.
Doğayı sevmeyenin insanı da sevemeyeceğini, insanı sevmeyenin doğayı da sevemeyeceğini anladığımızda, hem insan hem doğa için bir kurtuluş yolu açılacaktır. Tabii ki geç kalınmazsa!
İnsan ve doğa sömürüsü
Yazarın Son Yazıları
Siyasetçilerin ve sivillerin militarizme sığınmaları tarihte her zaman büyük felaketlerle sonuçlanmıştır.
Suriye’deki devlet krizi, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük ulusal ve uluslararası krizlerinden birisine neden oldu.
DEM’in “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporu”, DEM’in gerçek siyasi çizgisini bir kere daha deşifre etmiştir.
Müzisyenlerin sahnedeki kıyafetlerinden ve danslarından dolayı gözaltına alındığı, tutuklandığı, hapis cezası aldığı ve müzik festivallerinin, konserlerin iptal edildiği, yasaklandığı ve insanların yaşam tarzlarına doğrudan baskıların uygulandığı bir ülkede, “uyuşturucuya karşı mücadele” adı altında yürütülen operasyonların gerçekten uyuşturucuya karşı mücadele amacıyla yürütülüp yürütülmediği tartışma konusudur.
Terör örgütü PKK’nin ve DEM’in talepleri, medyaya yansıyan açıklamalara göre, her ne kadar federasyon ve özerklik gibi unsurlardan söz etmese de Türkiye’nin üniter yapısına zarar verecek niteliktedir.
Demokrasi, halk egemenliğine dayalı yönetim biçimidir.
Kurtuluş Savaşı’nın lideri, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve Aydınlanma devrimlerinin öncüsü Mustafa Kemal Atatürk’ün solcu olduğu tezi birçok kesim tarafından kabul edilmez ve genellikle tepkiyle karşılanır.
CHP’nin 39. olağan kurultayı, partinin ilkelerini, ideolojisini, kurumsal kimliğini özümsemiş olan parti üyelerinde ve seçmenlerde hayal kırıklığı yarattı.
Antik Yunan filozofları Platon’a ve Aristoteles’e göre yaşamın amacı iyi bir insan olmaktır ve iyi bir insan olmak da erdemli olmak anlamına gelmektedir.
ABD Devlet Başkanı Donald Trump ile AKP Genel Başkanı ve “Cumhurbaşkanı” Recep Tayyip Erdoğan arasında sık sık bir karşılaştırma yapılır ve ikisinin de popülist ve otoriter liderler olduğu söylenir.
CHP’nin geçtiğimiz hafta açıklanan yeni parti programı taslağında çok önemli ve doğru açılımlar olmakla birlikte, çok ciddi ve önemli eksikler de bulunmaktadır.
Kurtuluş Savaşı’nın lideri, Aydınlanma devrimlerinin öncüsü, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu ve ilk genel başkanı olduğu Cumhuriyet Halk Partisi...
Türkiye’nin Orta Asya’daki Türki devletlerle, yani Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Kırgızistan ile tarihsel, kültürel, dilsel bağları olduğu halde, AKP iktidarı döneminde bu ülkelerle de ilişkiler geriledi.
Adından da anlaşılacağı gibi, iddianame, belli başlı iddiaları içerir, bir mahkemenin ve hâkimin hüküm veya beraat kararını içermez.
Bugün, Kurtuluş Savaşı’nın lideri, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve Aydınlanma devrimlerinin öncüsü olan Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm yıldönümü.
New York ABD’nin en büyük kenti olduğu gibi, dünyanın da en büyük kentlerinden birisidir.
CHP’nin emperyalizm destekli AKP’nin baskılarına karşı direndiği bir ortamda, sosyal demokrasi ile “altı ok” arasında bir karşıtlık yaratarak, CHP’nin kurumsal kimliği ve CHP’nin kurultay tarafından belirlenen parti programındaki temel ilkeleri sorgulamak, CHP’de ideolojik bölünmeye ve emperyalizme yarar sağlar.
Britanya, Fransa, Yunanistan ve İtalya, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarını işgal ettiklerinde, Mustafa Kemal Atatürk işgal güçlerine karşı Kurtuluş Savaşı’nı başlatırken, Osmanlı İmparatorluğu’nun padişahı Vahdettin, önce Türkleri Anadolu’da küçük bir toprak parçasına sıkıştıran Sevr Antlaşması’nın imzalanmasını, sonra da Atatürk’ün idam fermanını onaylayarak, işgalci ülkelere boyun eğmişti.
29 Ekim’de Türkiye Cumhuriyeti’nin resmen kuruluşunun 102. yılı kutlanacak.
Bir hükümetin, milletin desteğiyle değil, sözde “savcıları” ve sözde “hâkimleri” kullanarak, polisin, jandarmanın, gardiyanın, kolluk kuvvetinin, askerin ve emperyalizmin desteğiyle ayakta durması, o hükümetin tükenmişliğinin ve çaresizliğinin göstergesidir.
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde Aydın ilinde yer alan Miletos antik kenti, felsefe ve bilim tarihi açısından, dünyanın en önemli kentlerinden birisidir.
Ortadoğu (“Middle East”) ve Kuzey Afrika (“North Africa”) bölgesi kısaca MENA olarak da anılıyor.
Emperyalizm bir komplo teorisinin ürünü değildir, bir olgudur, bir gerçektir.
Antik Yunan filozofu Platon’un dediği gibi, görünüşlerle gerçeği ayırmak, algılara aldanmamak, retoriğin esiri olmamak gerekir.
Anayasanın 34. maddesinin tanıdığı hakkı kullanarak “Gezi” protesto eylemlerine milyonlarca vatandaş katıldığı ve destek verdiği halde, onların içinden işadamı Osman Kavala, milletvekili Can Atalay, akademisyen-bürokrat Tayfun Kahraman, belgeselci-sinemacı Mine Özerden, yapımcıgazeteci Çiğdem Mater Utku, yapımcı-menajer Ayşe Barım, ne olduğu belli olmayan ölçütlere göre ayıklandılar ve tutuklandılar.
ABD Devlet Başkanı Donald Trump bu hafta içerisinde 20 maddelik “Gazze Barış Planı”nı açıkladı.
ABD Devlet Başkanı Donald Trump ile AKP Genel Başkanı ve “Cumhurbaşkanı” Recep Tayyip Erdoğan’ın karşılıklı “dostlukları” ve birbirlerine duydukları “saygı”, dillere destan olacak nitelikte gelişmeye devam ediyor.
Türkiye’de muhalefetteki siyasetçiler, belediye başkanları, belediye meclis üyeleri, bürokratlar, akademisyenler, gazeteciler, yazarlar, yayıncılar, sanatçılar, öğrenciler hukuka aykırı biçimde tutuklanırken...
İsrail devletinin onlarca yıldır Filistin’i işgal altında tutması; Batı Şeria ve Doğu Kudüs bölgelerinin işgalinden sonra, Gazze’yi yeniden işgal etmesi ve bu bölgede 60 bini aşkın insanı katletmiş olması, yüz binlerce insanı da göçe zorlaması, ABD’nin desteğinde gerçekleşmiştir.
Türkiye’de insanların birçoğunda adalet, merhamet, vicdan, insaf, sevgi duygusu kalmadı.
Türkiye Cumhuriyeti gibi laik bir ülkede, o ülkeyi yönetenlerin Müslüman olup olmadığını tartışmanın bir anlamı yoktur.
AKP iktidarının Cumhuriyet Halk Partisi üzerinde uyguladığı hukuk dışı baskılar Türkiye için birçok olumsuz sonuç doğurmaktadır.
Milliyetçi Hareket Partisi’nin milliyetçi bir parti olup olmadığı her zaman tartışma konusu olmuştur. Çünkü milliyetçi olmak tam bağımsız olmayı ve emperyalizme karşı mücadele etmeyi gerektirir.
Siyaset bir dava, ideoloji ve ilkeler bütünü doğrultusunda, toplumu ve ülkeyi iyiye doğru geliştirmek ve dönüştürmek için yapılır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu, ana muhalefet ve birinci partisi olan CHP tarihinin en zor dönemlerinden birisini yaşıyor.
Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı.
Sık sık laiklik karşıtı açıklamalar yapan Diyanet İşleri Başkanlığı yönetimi, son olarak, Kuran ayetine dayanarak, kadınların miras hakkında erkekle eşit olmadığına dair bir açıklama yaptı.
Cumhuriyetin, başka bir deyişle, halkın egemenliğine dayanan bir yönetim biçiminin yıkılması ve onun yerine teokratik ve monarşik bir yapının kurulması, normal değil, anormal bir durumdur.
CHP’li Aydın Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun AKP’ye geçmesi bir ahlaksızlık ve erdemsizlik örneğidir.
CHP’de 13 Ağustos’ta başlayıp 7 Eylül’e kadar sürecek olan mahalle/ muhtarlık bölgesi kongreleri, sadece CHP’nin değil, Türkiye’nin de geleceğini etkileyecektir.