Gıda Egemenliği İçin Toprak Egemenliği/ 1
Sadık Çelik
Son Köşe Yazıları

Gıda Egemenliği İçin Toprak Egemenliği/ 1

15.05.2010 06:08
Güncellenme:
Takip Et:

Dünyayı tehlikeli kılan, Toprak Ana’nın bize sunduğu gıda ve diğer gereksinim duyduğumuz maddelerin değiş tokuşuna getirilen sınırlamalar ya da ulaşılamayacak endişesinden kaynaklanan mahrumiyet korkusu mudur? Yoksa geçtiğimiz yüzyıldan bu yana endüstrileşmede ve teknolojideki baş döndürücü gelişmelerin doğada yarattığı tahribatın içinden çıkılamaz hale gelmesi midir?

Modern endüstrinin gereksinimi olan hammaddeler, dünyanın farklı yerlerinden elde edilir. Bunlar her ulusun kullanımına eşit olarak dağılmış durumda değildir. Gıda ve hammadde ihtiyacındaki eşitsiz artış ve dengesizlik uluslararası ilişkilere baskı, kısıtlamalar ve sorunlar getirmektedir. Uluslararası ilişkilere liderlik eden güçler, gıda ve hammadde kaynaklarının kontrolünü ellerinde bulundurmaya çalışmaktadırlar. Bu durum aleni olarak bilinmektedir. İnceden inceye hesaplanıp sürdürülen bölgesel savaşların temel nedenleri de bunlardır. Geçmişten günümüze yaşanan deneyimler gösterdi ki savaşlar anlaşmazlıkları çözmedi. Sadece sorunları daha feci biçimlerde ortaya çıkarılmak üzere bir süre için ileriye ertelemektedir. Kalıcı çözümlere ulaşmanın yolları daha başkadır. Örneğin insanların savaşa girmedeki isteksizliğine güvenebiliriz, ancak insanların savaşa girmesindeki belirleyici etken, aksi takdirde başlarına daha kötü belaların geleceği endişesidir. Bu korkuların nedeni gerçek de olabilir, onlara propaganda yoluyla aşılanmış olması da mümkündür.

İnsanların toprakla adil bir ilişki kurması, toprağın sömürülmesiyle değil korunmasıyla, kaynakların israfıyla değil, yeryüzündeki üretici güçlerin iyileştirilmesi ve gıda ve hammaddelere ulaşımın kolaylaştırılması ile sağlanır. Geçmişe baktığımızda ülkeler istila ettikleri topraklardaki insanlara boyun eğdirmek için gıda maddeleri dağıtımını, üretimini kontrolleri altına almışlardır. İnsanlık tarihi yiyecek uğruna özgürlüğünden vazgeçmişlerin isyanıyla çınlamaktadır. Maalesef hiçbir şey yiyeceğin yerini tutamaz, o olmazsa olmazdır, diğerleri ondan sonra gelmektedir. Medeniyetimizin temelini oluşturan işbölümü gıda gereksiniminden doğmuştur. Topraktan artı mahsul sağlanması, insanlara başka işlere ayıracak zaman ve imkân verdi. Bu durum, medeniyetin ilerlemesine ve işbölümünün daha da karmaşık bir yapıya kavuşmasına yol açtı.

İhtiyacımız olan güvenlik, barınma, sağlık, giyecek, eğitim, eğlence gibi birtakım hizmetleri, bu karmaşık işbölümü sayesinde elde ederiz. Ancak en başta bunun için gerekli hammaddelerin var olması ve gıda üretiminin sağlanması şarttır.

Gıda ve su, topraktan gelir. Toprak bilgili ve çalışkan olanı ödüllendirir, cahil ve tembel olanı ise merhametsizce cezalandırır. Karmaşık sosyal yapımızın temelinde çiftçilerle Toprak Ana arasındaki bu ortaklık yatar. Topraksal faaliyetler bundan 7000 yıl önce başlamış ve gelişimini iki belli başlı bölge; Mezopotamya’nın bereketli, alüvyonlu düzlükleriyle Nil Vadisi’nde sürdürmüştür. Tarımın doğduğu toprağın neresi olduğunun cevabını arkeologlara bırakalım. Burada önemli olan kurak iklimin hâkim olduğu bu alüvyonlu düzlüklerden sulama yoluyla bereketli mahsullerin alındığını bilmemizdir. Bu artı mahsulün verdiği rahatlık, onlardan sonra gelenlere işbölümü yapma olanağını sağlamış, ilerleyen süreç medeniyetlerin gelişimini de başlatmıştır. Bu toprakların işlenmesi, yönetilmesi, devletlerin yükseliş ve çöküşleri sırasında yaşadıklarının bu coğrafyada bıraktığı izler, 21. yüzyılda ders almamız için yeterlidir. Zamanında üzerinde ilk kez tarım yapılan bu topraklarda kurulan uygarlıkların neden bozulup yitirildiğini anlamak için 7000 yıl öncesini hatırlamamız gerekiyor. Mezopotamya ile İran’ı ayıran Zagros dağlarında çok eski zamanlarda çobanlar ve sürüleri yaşarmış. Bunlar zaman zaman dağlardan ovalara inip oralarda yaşayan şehirli halka ve çiftçilere felaket getirirlermiş. Rivayet odur ki, çiftçiyle çoban arasındaki bu mücadelenin başlangıcı Habil ve Kabil zamanına kadar uzanır. “Bugünün Kabilleri kimler?” derseniz toprağa hücum edenlere bakmamız gerekecek. Bu konuyu önümüzdeki hafta tekrar köşemize taşıyacağımızı belirtir, Dünya Çiftçiler Gününüzü kutlarım.

sadik.celik@keyveni.com.tr

Yazarın Son Yazıları

Haklısı Olmayan Bir Savaşın Ahlaki Enkazı

İran savaşında haklı olan var mı?

Devamını Oku
12.03.2026
Ortadoğu’da Yeni Perde; İran - Gerçekler Başka, Hesap Başka

Bu savaş bir gecede doğmadı.

Devamını Oku
06.03.2026
Sürekli kriz halinde yaşamanın psikolojisi

Dünya da, Türkiye de uzun zamandır kesintisiz bir sarsıntının içinde. Savaşlar, yıkımlar, ekonomik daralma, yerinden edilen hayatlar, büyüyen belirsizlik, gündelikleşen şiddet, aşınan güven…

Devamını Oku
27.02.2026
İnsan doğasının ikiliği ve ilkenin direnci üzerine

İnsan tek bir varlık değildir.

Devamını Oku
19.02.2026
Epstein ile dünya bir anda kararmadı

Epstein dosyaları ortaya döküldüğünde dünyanın durması gerekirdi, değil mi? Okunanlar akıl dışıydı, anlatılanlar mide kaldırmaz cinsten. Peki gerçekten sarsıldık mı…

Devamını Oku
13.02.2026
Trump’tan tüm dünyaya

Bugün siyaset, çözüm üretmekten çok sürekli bir gerilim hâlini yönetme sanatı gibi çalışıyor.

Devamını Oku
06.02.2026
İnsanoğlu devam etmeyi sorguluyor

Dünya yaşlanıyor.

Devamını Oku
30.01.2026
Atlas ve Taşıyamadığımız Tüm Çocuklar

Şehirlerde yeni binalar dur durak bilmeden yükseliyor, AVM’ler çoğalıyor, caddeler ışıklandırılıyor. Eski mahallelerin yerinde cam cepheli yapılar, betonun içine sıkıştırılmış “modern hayat” vaatleri…

Devamını Oku
23.01.2026
İran: Kontrol Edilebilir Kaosun Kıyısında

Bazı ülkeler vardır; haritada çizilen sınırlarından fazlasıdır.

Devamını Oku
15.01.2026
Neoliberal Masaldan Gücün Yasasına: Maduro’nun Derdest Edilmesinden Öğrendiklerimiz

Maduro…

Devamını Oku
08.01.2026
Takvim değişir, peki ya insan? 2026’nın bize gelişi

Takvim değişir, peki ya insan? 2026’nın bize gelişi

Devamını Oku
01.01.2026
Toplumsal duyarsızlığın maliyeti - İfşa çağında ünlülere uyuşturucu operasyonları

Kimsenin fark etmediği bir sessizlik dolaşıyor ortalıkta.

Devamını Oku
25.12.2025
Şaşırıyoruz… ve Şaşırmamaya Alışıyoruz

Her sabah yeni bir şaşkınlığın eşiğinde uyanıyoruz.

Devamını Oku
19.12.2025
Bu ülke gerçekten kimin?

Bu ülke, gerçekten hepimizin mi?

Devamını Oku
11.12.2025
Kötülüğün yeni yurdu

Psikoloji, hukuk, dinler ve gündelik ahlakın ortak ezberinde kötülük, bireyin içindeki karanlıkla açıklanır.

Devamını Oku
04.12.2025
Kasım Üzerine: Dökülmenin ve Hatırlamanın Zamanı

Kasım, takvimin yalnız ayı.

Devamını Oku
20.11.2025
Sadakat Çağında Muhalif Kalmak

Bir toplumun neye güven duyar? Akla mı, yoksa itaate mi?

Devamını Oku
13.11.2025
Bir Tapınağın Hikâyesi: Mekânlar Değişiyor, İnsan Hep Aynı Savaşın İçinde

Denizden 150 metre yukarıda, Akropolis’in kayalık tepesinde yükselen sütunlar…

Devamını Oku
06.11.2025
Cumhuriyetin aynasında bugün

Türkiye’de uzun zamandır yeni bir fikir doğmuyor.

Devamını Oku
31.10.2025
Bir ahlak meselesi… Temiz eller, kirli zihinler

Ahlak; herkesin ağzında dolaşan fakat kimsenin pek de hayatına almadığı kelime.

Devamını Oku
24.10.2025
Bir Mahpusluk Halidir Bu Memleket

Bir ülkeyi anlamak için hapishanelerine, yani adaletin son durağına bakabilirsiniz.

Devamını Oku
16.10.2025
Öfkenin İkliminde Yaşamak: Adaletin Suskun, Zorbanın Gür Olduğu Bir Ülke

Toplum adeta bir gerilim teline dönmüş durumda; dokunan yanıyor, çekilen tınlıyor, kimse sesin kime ait olduğunu ayırt edemiyor.

Devamını Oku
10.10.2025
Gücün yakıcılığı, çekiciliği ve kontrol edilebilirliğinin önemi

Güç, insanlık tarihinin en eski büyüsüdür: Çekici olduğu kadar sınayıcıdır da insana kendini tanrı sanma yanılsaması verir...

Devamını Oku
02.10.2025
Kayıp Meslekler, Kırık Hayatlar

İnsan yalnızca yaşayan, tüketen bir beden değildir; aynı zamanda anlam üreten, topluma katkı sunan bir varlıktır.

Devamını Oku
25.09.2025
Manşetlerin Gölgesinde “Hayat”

Her gün televizyonda, gazetelerde, sosyal medyada büyük sözler, manşetler, olağanüstü gelişmeler, son dakika olaylar…

Devamını Oku
18.09.2025
Eylül Manzarası: Eşitsizlikten Umuda Eğitim

“Çok çalışırsan her şeyi başarırsın”.

Devamını Oku
04.09.2025
Tarım, Toplum ve Gelecek: Bir Yeniden Kuruluş Çağrısı

Tarım, Toplum ve Gelecek: Bir Yeniden Kuruluş Çağrısı

Devamını Oku
21.08.2025
Aşktan Öte Dertler…

İnsanoğlunun istila ettiği bu yeryüzü, artık sadece coğrafyaların değil, dertlerin de haritası.

Devamını Oku
14.08.2025
Kendine mahkum, aşka ve suça kör

Var olmak için nefes almak yetmez; insan bir yere ait hissetmek ister, bağ kurmak.

Devamını Oku
07.08.2025
Her yaz aynı alevlere uyanmak kader değil!

Dünyanın nefes almayı unuttuğu yıllar…

Devamını Oku
31.07.2025
LGS ve Eğitimin Hal-i Pürmelali, Siyasi Ahlakın Evrildiği Yer ve Bahçeli’nin Temsil Önerisinin Anlattıkları

Bu yıl LGS’de 500 tam puan alan 719 öğrenciyle rekor kırıldı. Geçtiğimiz yıl bu sayı 352’ydi. Sınav zor; ama başarı fazla…

Devamını Oku
24.07.2025
Speed ve Galata: Sistem Hatası Veriyor - Kulenin Tepesinden Bakınca Görünen; Liyakatsizlik

İstanbul’un siluetine yüzyıllardır tanıklık eden Galata Kulesi…

Devamını Oku
17.07.2025
Dev aynasındaki bireyler ve hakikatin yerine geçenler

Dev aynasındaki bireyler ve hakikatin yerine geçenler

Devamını Oku
10.07.2025
Ütopyanın Maskesi, Distopyanın Gölgesi

Bir hayal ve bir kâbus: Ütopya ve distopya. Genellikle “var olmayan dünyalar” diye tanımlanırlar.

Devamını Oku
03.07.2025
İsrail-İran Savaşı Ekseninde Çivisi Çıkan Dünya

İnsanlığın kolektif aklı çöküyor gibi uzunca bir zamandır...

Devamını Oku
19.06.2025
Görmenin ve anlamanın göreceli olduğu bir dünyada hakikati kim belirler?

Batı felsefesi binlerce yıldır görmeyi yüceltir. Duyular arasında en "akıllı", en "ruha yakın" olan hep görme sayılmıştır. Platon, Timaios’ta, “Görüşümüz gerçekten de bize en büyük yararı sağlamıştır,” der. Çünkü ona göre göz, zihnin kapısıdır; ruhun dışarıyı yokladığı bir uzantı.

Devamını Oku
12.06.2025
Kendi Celladına Aşık Olmak: Gücün Büyüsüne Kapılan Toplumlar

Toplumlar bazen göz göre göre karanlığa yürür. Hatta yürümekle kalmaz, o karanlığa âşık olurlar. Tıpkı bazı bireylerin kendine zarar veren ilişkilerde ısrarla kalması gibi.

Devamını Oku
29.05.2025
Dans Vebası: İnsanlığın Ayaklarıyla Çığlık Atışı

1518 yazı. Strasbourg’un taş sokaklarında bir kadın, Frau Troffea, kimseye aldırmadan dans etmeye başladı. Ne müzik vardı ne şenlik. Zaten yüzünde de neşeye dair tek bir iz yoktu.

Devamını Oku
22.05.2025
İstanbul’u imar adaleti kurtaracak (Değiştirilmesi Gereken Boğaziçi İmar Yasası ve Kentsel Dönüşüm)

İstanbul'u imar adaleti kurtacak (DEĞİŞTİRİLMESİ GEREKEN BOĞAZİÇİ İMAR YASASI VE KENTSEL DÖNÜŞÜM)

Devamını Oku
01.05.2025
Ülkenin Gerçek Beka Sorunu: Umudu Tükenen Toplumlarda Nüfus Kaçınılmaz Olarak Yaşlanır

Ülkenin Gerçek Beka Sorunu: Umudu Tükenen Toplumlarda Nüfus Kaçınılmaz Olarak Yaşlanır

Devamını Oku
24.04.2025