AKP’ye oy vermekten vazgeçen, kararsız kalan büyük bir seçmen kitlesi var. Bu kararsız kitlenin tavrı olasıdır ki yapılacak ilk seçimde iktidarı belirleyecek.
AKP ve ortağı MHP’nin ilk çabası giden oyların yerine blok olarak bir oy kaynağı bulmak. Bu yöndeki arayışlar sürüyor. İki partinin liderleri; Erdoğan ve Bahçeli, bu amaçla yerel seçimlerde yaşanan hüsranın ardından bu konuya ciddi şekilde kafa yormaya başladılar. Bütün halinde hareket eden tek oy kaynağı olarak DEM Parti seçmeni gözlere kestirilmiş görünüyor. Bu amaçla Meclis’te tokalaşmalarla başlayan ve tam bir yıl önce PKK lideri Öcalan’ın açıklaması ile netleşen süreç yeni sulara açılmak üzere.
Bunu Bahçeli’nin son grup toplantısında, “Öcalan’ın statüsünün ne olacağının tartışılması gerektiğini” söylemesinden anladık. Öyle anlaşılıyor ki iktidar kafasında Öcalan’a yeni bir statü hazırlamış. Şimdi kamuoyunu hazırlamaya çalışıyor. Çünkü yine Bahçeli, “Öcalan verdiği her sözün arkasında durdu” diyor. Yeni statü ne olacak?
DEM Parti Öcalan’ın istediği her kesimle özgür iletişiminin olması gerektiğini, bunun sürece faydalı olacağını savunuyor. Öcalan’ın lideri olduğu, “feshedildiği” söylenen PKK sözcüleri ise “Öcalan’a özgürlük” istiyor. Öcalan’ın yeni statüsü, şüphesiz toplumdan, kamuoyundan, seçmenden gelecek tepkilere göre belirlenecek. En azından Cumhur iktidarının ortakları bunun üzerine kafa yorup ona göre bir sınır çizeceklerdir. Peki o zaman bir sonraki aşamaya geçebiliriz. Yeni statüsüne kavuştuktan sonra Öcalan’ın konumu ne olacak?
Milletvekili olması gerektiğini savunanlar var. “Bir toplum önderi, siyaset üstü akil adam” olmasını önerenler var. Öcalan, kendisi için ne istediği konusuna hiç değinmiyor. Ancak DEM Parti ve örgüt sözcülerinin bu konudaki açıklamalarından çıkarımlar yapılmaya çalışılıyor.
Kaba taslak 1-1.5 yıl sonra genel seçim olacağını kabul edersek yeni statüsü ile Öcalan’ın seçimlere etkisi merak konusu olabilir. Bu bölümü soruyla kapatalım: Sürecin sağlıklı yürütülmesi gerekçesi ile Öcalan, bir dönem daha Cumhur iktidarının sürmesi gerektiği yönünde destek açıklar mı?
Yani soru yerinde durmuyor ki gelip takılıyor aklımıza...
İkinci konu, girişte de dikkat çektiğimiz, kaçan seçmeni döndürme arayışı...
Yerel seçim hüsranının temel nedeni ekonomikti. Bir seçmen kitlesi sandığa gitmedi. Bunu özellikle AKP’nin daha önceki seçim sonuçlarına göre güçlü olduğunu bildiğimiz bölgelerde sandığa gitmeyen seçmen sayısına bakarak anlamak olanaklı. Gidenlerin döndürülmesi, gitmeye hazırlananların engellenmesi için üzerine düşenleri fazlasıyla yapanlar var. Milli Eğitim Bakanı Tekin. Yayımladığı “ramazan genelgesi” tuzaktır. Birileri tepki gösterecek, AKP sözcüleri de çıkıp “Bakın CHP din düşmanı, ona nasıl oy vereceksiniz” diyecek, seçmeni kararından caydırmaya çalışacaktı ki, fazlasıyla yaptılar.
Özgür aklın yükselişi, zihinsel gelişim ve kalkınmış toplum için proteinle beslenmenin kaçınılmazlığı, Türkiye’de okul çağında bulunan çocuklardaki yetersiz beslenme ile bu hedeflere ulaşılamayacağı Tekin’in çözebileceği konular değil tabii. Odak noktası CHP’yi bir kere daha şeytanlaştırıp seçim kazanmasını engellemek.
Şeytanlaştırma demişken CHP Genel Başkan Yardımcısı Tanrıkulu’nun ülkemizdeki anadillere ilişkin açıklaması da akla geliyor. Acaba, parti seçmeninin Tanrıkulu’nun açıklamalarıyla paralelliği var mı? Örtüşme varsa sorun yok. O zaman da Anahtar Parti lideri Ağıralioğlu’nun, “CHP, kurduğu ülkenin üniter yapısına ve resmi diline sahip çıkmalı” şeklindeki sözlerini ele alalım. Ulusal konularda CHP aleyhine yürütülen kampanyanın, son seçimi kaybettirdiğine, sağdan gelecek oyların önünü kestiğine ilişkin iddialar var da...
İktidar denklemini dikkatli kurmak lazım.