Ayşe Emel Mesci

Bu hasret bizim

06 Mayıs 2019 Pazartesi

20. yüzyıl tiyatrosunda yaratıcılığıyla çığır açmış Vsevolod Meyerhold’un sahne çalışmalarında şiir/şairler ile ilişkileri hep özel bir yer tutmuştu. Çağının sahne plastiğinde, oyunculuğunda, reji anlayışında devrim denebilecek düzeyde derin değişimler yaratan Meyerhold, yeni sahne dili arayışlarında şiir-sahne/sahneleme ilişkisinden çokça yararlanmıştı. Meyerhold’un tiyatrosu şiirden beslenirken, çok önemli şairler de onun tiyatrosunu esin kaynağı olarak görmüşlerdi. Bu şairlerden biri de Nâzım Hikmet’ti. Ekim Devrimi’nden hemen sonra tanıştığı Meyerhold’un ve onun tiyatrosunun kendi sanatı üzerindeki etkilerinden birçok yazısında ve konuşmasında söz etmişti.
Nâzım Hikmet ömrü boyunca tiyatro ile hep içli dışlı oldu, bu arada birçok oyun da kaleme aldı. Ama Meyerhold’un etkisinden söz ederken kastettiği, oyunları ve yaptığı tiyatro çalışmaları kadar, onun şiiri üzerindeki tiyatro/Meyerhold etkisiydi.

Kuvayi Milliye Destanı
“Kuvayi Milliye Destanı” da bu etkinin kendisini gösterdiği Nâzım şiirlerinden biri… Kuşkusuz bu nedenle defalarca sahnelenmiş, “Şeyh Bedreddin Destanı”, “Memleketimden İnsan Manzaraları”, “Benerci Kendini Niçin Öldürdü” gibi yapıtlarla birlikte o da Nâzım’daki şiir/tiyatro birlikteliğinin somut örneklerinden biri olmuştur.
Memleketin ilginç bir paradoksu: Nâzım Hikmet, Kurtuluş Savaşı’nı konu alan herhalde en güzel manzum yapıt olan “Kuvayi Milliye Destanı”nı yazmaya 1939’da İstanbul Tevkifhanesi’nde başlamış, 1940’ta Çankırı Cezaevi’nde devam etmiş, 1941’de Bursa Cezaevi’nde tamamlamıştı. Destanı yazmaya başladığında düzmece Donanma Davası’ndan tutuklanalı bir yıl olmuştu, daha 11 yıl hapis yatacaktı.
Bilkent Üniversitesi Tiyatro Bölümü Başkanı Jason Hale, bana bu yıl 4. sınıf öğrencileriyle mezuniyet oyununu çalışmamı önerip hangi oyunu düşündüğümü sorduğunda, fazla düşünmeden “Kuvayi Milliye Destanı”nı yapmak istediğimi söyledim. Ali Berktay’ın oyunlaştırdığı metin, Meyerhold tekniklerinin uygulanmasına olanak sağladığı gibi, sahnede kolektif bir bütünlük, tiyatrocu tabiriyle “ansambl” yaratılmasına da yardımcı olan bir malzeme sunuyordu. Daha önce, 2016’da Müjdat Gezen Okulu’ndaki öğrencilerimle de bu oyunu çalışmıştım. Ali Berktay, Bilkent’teki çalışma için metni elden geçirdi ve yeni bölümler ekledi.

Kurtuluş Savaşı’ndan günümüze
Ülkemizde sahneye koyduğu “Sırça Hayvan Kümesi”, “Fareler ve İnsanlar” gibi önemli yapıtlarla da tanıdığımız değerli tiyatro insanı Jason Hale’in çok yapıcı, yol açıcı yaklaşımı bu oyunu çalışırken en büyük desteğim oldu. Dekorda Selim Cinisli, kostümde Gökçe Şener, ışıkta Yılmaz Ertekin’in özverili çalışmalarıyla ve tabii perküsyonlarda her zamanki gibi imdadıma yetişen Okay Temiz’in katkısıyla artık sona yaklaştık, 9 Mayıs’ta oyun seyirciyle buluşacak. Daha sonra 10, 12, 13, 16 ve 19 Mayıs’ta, bunun ardından haziran ayında da 8. Bilkent Uluslararası Tiyatro Günleri kapsamında sahnelenecek.
“Kuvayi Milliye Destanı”nın şiir-tiyatro ilişkisinin sahnesel karşılıklarının aranması anlamında çok değerli bir malzeme sunmasının yanı sıra, günümüz açısından farklı bir anlam yüklü olduğunu, Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze Nâzım Hikmet’in dizeleriyle, onun Kurtuluş Savaşı’na bakışıyla seslenme olanağı da verdiğini düşünüyorum.
Çünkü 20. yüzyılın ilk antiemperyalist bağımsızlık savaşının anlatıldığı bu destanda, “toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çok” olanların maceraları ve “Dört nala gelip Uzak Asya’dan Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket”te, “bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” yaşamak hasreti var.
“Bu memleket bizim”,
“Bu hasret bizim...”  


Yazarın Son Yazıları

Korona Günleri 16 Mart 2020
Hesabı kim soracak? 10 Şubat 2020
Mahşer Görüntüleri 13 Ocak 2020
Bilkent ve antik tiyatro 9 Aralık 2019
Bir kuşak giderken 25 Kasım 2019
Tiyatro ödülleri 14 Ekim 2019
Mefisto’laşmak 30 Eylül 2019