Haldun Dormen’in ardından
Ayşe Emel Mesci
Son Köşe Yazıları

Haldun Dormen’in ardından

26.01.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Tiyatromuzda 1950’lerden beri derin iz bırakmış, sayısız öğrenci yetiştirmiş çok önemli bir sanatçıyı, Haldun Dormen’i 21 Ocak’ta, 97 yaşında yitirdik.

Konservatuvarda hocamdı Haldun Dormen. Gerek onun gerekse Yıldız Kenter’in derslerinde, “tatbikatlar”, yani sahne uygulamaları bazen konservatuvar sahnesinde bazen de Dormen veya Kent Oyuncuları tiyatrolarında yapılırdı. Bu iki topluluk sonradan Ferhan Şensoy’un yaşattığı İstiklal Caddesi’ndeki Ses Tiyatrosu’nu paylaşmışlardı. Muhtemelen aşırı iş yoğunluğu olduğunda “tatbikatlar”ı kendi tiyatrolarına taşıyarak biraz zaman kazanıyorlardı. Ama bize de dersini profesyonel bir tiyatro sahnesinde yapma olanağını sağlıyorlardı.

Zaten tiyatrolarının kapıları başarılı öğrencilerine hep açıktı.

DORMEN TİYATROSU’NDA

Ben İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrosu’na 1966’da çocuk tiyatrosu ile başlamıştım. Aynı yıl Gülriz Sururi ve Engin Cezzar’ın teklifiyle Güngör Dilmen’in “Kurban” oyununda Gülsüm rolünü üstlendim. O dönemde Haldun Dormen, Feydeau’nun “Bit Yeniği”ni sahneye koymuştu. Sonra oyundaki “hizmetçi” rolünü oynayan sanatçı ayrılınca rolü bana teklif etti. İnanılmaz bir kadro vardı: Erol Günaydın, Erol Keskin, Suna Keskin, Altan Erbulak, Füsun Erbulak, Metin Serezli, Nisa Serezli... Oyunu sahneye koyan Haldun Dormen ise hem uşağı hem evin zengin sahibini oynuyordu. Unutulmaz bir performanstı. Sahnenin bir tarafından uşak olarak çıkıyor, kuliste yürürken kostüm değiştiriyor, sonra sahnenin diğer tarafından evin zengin sahibi olarak bambaşka bir tavırla giriyordu.

Haldun Dormen, tiyatrosunun etrafını iyi ilişkilerle örmenin de ustasıydı. Kuşkusuz bunda aldığı eğitimin olduğu kadar, Türkiye’yi “halkla ilişkiler” kavramıyla tanıştıran Betûl Mardin’in de payı vardı. Haldun Bey tiyatrosunda tanınmış isimler ister, yeni kadroya aldığı gençleri de isim yapmaya uğraşır, bir tür “star yaratma” politikası izlerdi. Ali Poyrazoğlu ile Hadi Çaman’ın yolu zaten açıktı. Benim için de yeni çıkmaya başlamış Saklambaç fotoroman gazetesinin genel yayın yönetmeni İren Kayno’yu tiyatroya çağırdı. İren Hanım fotoroman çekmemi önerdi. O sırada bir yarışmada birinci seçilen Kadir İnanır ile birlikte “Mutluluk” adlı fotoromanda, üstelik kendi adlarımızla oynadık. Haldun Dormen bu tarz tanıtımları çok iyi bilir, hem tiyatrosunu hem de genç sanatçıları öne çıkarmak adına kullanırdı. “Turp Suyu”, “Oliver Twist” müzikali ve “Eski Çamlar Bardak Oldu”da oynadıktan sonra, Şehir Tiyatrosu’na dönmek istedim. O sırada tiyatronun müdürü, İlhan Selçuk’un eşi Handan Selçuk’tu. Handan abla konuyu Haldun Bey’le görüşmem gerektiğini söyledi. Odasına girdik, “Hocam yanınızda büyük tecrübe kazandım, çok teşekkür ediyorum ama artık Şehir Tiyatrosu’na dönmek istiyorum” dedim. “Tamam Emelciğim, bu senin seçimin ama bu kararı niye verdiğini merak ediyorum” dedi. “Tiyatroyu çok seviyorum, kulis olaylarını sevmiyorum, çok çabuk kırılıyorum, üzülüyorum” dedim.

“Daha yolun başındasın, bak sana hoca tavsiyesi” dedi: “Başarılı olmak istiyorsan çok soğukkanlı olacaksın ve duymayacaksın, bütün dünyada bu iş böyle, aşağıya çekmeye çalışanlar olur, güçlü durursan başarırsın.”

VEFALI KİŞİLİK

12 Mart’ta cezaevine girdim. 1974’te afla çıktıktan sonra ilk arayanlardan biri Haldun Dormen oldu. O sırada TRT için senaryosunu yazıp yönettiği “Unutulanlar” adlı diziyi çekiyordu. Ben de “Turan Seyfioğlu” bölümünde oynadım. Unutulanları unutmayan vefalı kişiliği o diziye de yansımıştı zaten.

Uzun yıllar sonra, 1991 veya 1992’de dostlar aracılığıyla Paris’te buluştuğumuzda, bir zamanlar verdiği hoca tavsiyesini hatırladı mı bilmiyorum ama ben o sözleri hiç unutmadım. 1990’da Halk Oyuncuları ile Fransızca sahneye koyduğum “Kurban”ın başarısını oyunu Avignon Festivali’nde izleyen Akbank genel müdürü ve Aksanat’ın kurucusu, İKSV’nin kurucularından Hamit Belli’den duymuş, beni görmek istemişti. Öğrencisinin başarısından mutluluk duyan bir hocanın gülümseyişini hissetmiştim yüzünde.

Düşünüyorum: Yıldız Kenter, Gülriz Sururi, Genco Erkal, Haldun Dormen... Neredeyse yaşamlarının sonuna kadar çalışmayı, sahne tozunu solumayı, yaratmayı sürdürdüler. Uzun ömürlü olmalarının bir sırrı da buydu belki.

Haldun Dormen’in asırlık yaşamının, sanatçı ve eğitimci olarak bana ve herkese kattığı değerlerin, vefalı ve renkli kişiliğinin önünde saygıyla, sevgiyle eğiliyorum.

İlgili Konular: #Haldun Dormen

Yazarın Son Yazıları

Haldun Dormen’in ardından

Haldun Dormen’in ardından Tiyatromuzda 1950’lerden beri derin iz bırakmış, sayısız öğrenci yetiştirmiş çok önemli bir sanatçıyı, Haldun Dormen’i 21 Ocak’ta, 97 yaşında yitirdik.

Devamını Oku
26.01.2026
Artık her şey insana bağlı

Aradan tam 53 yıl geçti; 3 Ocak 2026’da, Amerikan özel kuvvetleri Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu, eşi Cilia Flores ile birlikte kaçırıp ABD’ye götürdü.

Devamını Oku
12.01.2026
Sanat uzun, ömür kısa

Ne yazık ki prova sürecinde yaşanan sayısız talihsizliğe bir yenisi eklendi ve Mefisto’yu oynayan Sükûn Işıtan sakatlanınca, oyun ancak 18 Aralık’ta prömiyer yapabildi. Ama çok başarılı bir şekilde yaptı.

Devamını Oku
29.12.2025
Uzun bir macera: ‘Faust’

Sevgili İlhan Selçuk 2004’te bir dergi kataloğu armağan etmişti. Değerli ressamımız Bilge Alkor’un kargalarıyla böyle tanıştım. Daha sonra tanışıklık, “Meleklerin ve Şeytanların Aynası” (2011) ile derinleşti. Uzunca bir süredir başucumda duran, dönüp dönüp baktığım, sonra “Belki bir gün” diyerek tekrar kenara koyduğum “Faust”, Alkor’un imge dünyasıyla farklı bir boyuta taşınmıştı.

Devamını Oku
08.12.2025
İnsan idrak ettiği ruha benzer

Aleksandr Puşkin, “dramatik büyünün titreştirdiği düş gücümüzün üç telinden” söz eder. Bunlar; gülme, acıma ve dehşettir. Vsevolod Meyerhold ise Charlie Chaplin ve Sergey Ayzenştayn’ı karşılaştırırken, her iki sinemacıda bu “üç tel”in ne denli ustalıkla kullanıldığına değindikten sonra, bir ayrım yapar: “Chaplin’de gülmece ve acımanın ön planda olduğunu, dehşetin gölgede kaldığını söyleyebiliriz oysa Ayzenştayn’da gülmece geri plana kayarken acıma ve dehşet öne çıkar.”

Devamını Oku
24.11.2025
Goethe: İkilem ve Deha

Büyük yazarın kendi yaşam sürecinin de derinlemesine nüfuz ettiği “Faust”un ilk bölümü ise, kendisinden önce Christopher Marlowe’un 16. yüzyıl sonunda oyunlaştırdığı (“Dr. Faustus”) ruhunu şeytana satan Faust efsanesinden yola çıkmakta ama bu bölümde Faust’un Mefistofeles ile macerası kadar, “ayarttığı” Gretchen’in trajedisi de göze çarpmaktadır. Goethe dahi sanatçı duyarlılığıyla içinde yaşadığı toplumun “mahalle baskısı”nı, ikiyüzlü ahlak kurallarını kendi siyasi ve toplumsal kimliğinin çok ilerisinde bir noktadan eleştirir. Viktor Glass’ın “Goethe’nin İnfazı” romanında (çev. Regaip Minareci, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları) anlattığı olayda, evlilik dışı hamile kaldığı çocuğu öldürmekle suçlanan genç kadın hakkındaki idam cezasını siyasi kimliğiyle onaylayan Goethe, “Faust”ta konuya bambaşka bir duyarlılıkla yaklaşır. Büyük sanatçı ve düşünürün, “Almanların en büyüğü”nün tüm hayatına yayılan ve “Faust”a da yansıyan bu ikilemi aslında çağının, yükselen modernitenin etkisi günümüz

Devamını Oku
10.11.2025
Mucize 102 yaşında

Böyle zamanlarda geçmişe dönüp bugünkünden çok daha ağır koşullar içinden düze çıkmayı bilmiş, hem memleketin ufkunu kaplayan sisi hem ileriye doğru koşmak isteyenleri engelleyen karanlığı yarıp geçmiş kurucu kuşağın mücadelesini, Kocatepe’den Afyon Ovası’na doğru bakarken sadece biraz sonra cereyan edecek o büyük muharebeyi değil, oradan geleceğe açılan yolu da gören çelik iradeli bir çift mavi gözü, o mucizeyi hatırlamak iyi geliyor insana.

Devamını Oku
27.10.2025
Bir ödül töreninin ardından

Cumhuriyetin kurucu felsefesinin kültür alanındaki en önemli adımlarından biri tiyatro, opera, bale ve müzik alanlarında modern, kalıcı sanat kurumları yaratarak sanat sevgisini tüm yurt sathına yaymaktı.

Devamını Oku
13.10.2025
Işık, biraz daha ışık

O yıl Doğan Hoca’dan bir gün önce, 21 Eylül 2021’de tiyatro alanından çok değerli bir hocamızı, sevgili Prof. Dr. Hülya Nutku’yu hem de çok vakitsiz yitirmiştik.

Devamını Oku
22.09.2025
Hayatımdaki iki Güney

Gerçekçilik, içtenlik, hayatın sihrini, gizini yakalayıp onu kendi kişisel büyüsünü katarak yeniden yaratmak... Yılmaz Güney’in sinemasının da edebiyatının da en önemli özellikleridir bunlar.

Devamını Oku
08.09.2025
Eğitim ve sanat

Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyetin üzerinde yükselmesi gereken dört sütunu, “mektep, iktisat, sanat, imar” diye sıralamıştı. Bu dört sütundan ikisini oluşturan “mektep” ve “sanat” maddelerine yakın tarih içinde bir arada bakıldığında, yani sanatta eğitim ve eğitimde sanat alanlarında nereden nereye geldiğimize bakıldığında umut verici bir tabloyla karşı karşıya olduğumuz söylenemez.

Devamını Oku
18.08.2025
Altmış yıl önce altmış yıl sonra

İzmir’de tam anlamıyla “ağır, koyu bir sıcak” vardı. “Kerbela” oyunu 2 Ağustos tarihinde bir zamanların fuar alanı, günümüzün Kültürpark’ı içindeki açık hava tiyatrosunda oynanacağı için İzmir’deydim.

Devamını Oku
04.08.2025
Hatırlamak bir eylemdir

Ergin Yıldızoğlu, 7 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde “Faşizm ve kültür” başlıklı önemli bir yazı kaleme aldı.

Devamını Oku
21.07.2025
‘Umutsuz çağın sesi’

'Medea-Material' Romanya'da köklü Sibiu Tiyatro festivalindeydi...

Devamını Oku
30.06.2025
Vahşi bir dünya

Vazgeçilmez dört elementten biri olan havayı yine paramparça ediyor bombalar, füzeler... Doğal yerinden koparılıp insanın elinde oyuncak olmuş ateş, gecenin karanlığını kızıla boyuyor.

Devamını Oku
16.06.2025
Beyaz gecelerde Medea-Material

23-27 Mayıs tarihleri arasında, Dostoyevski’nin unutulmaz novellasının fonunu oluşturan St. Petersburg “beyaz geceler”indeydik.

Devamını Oku
02.06.2025
İyimserlik önyargısı

İyimserlik önyargısı

Devamını Oku
12.05.2025
Bir kez daha Kerbela

Bir kez daha Kerbela

Devamını Oku
28.04.2025
Bursa ve tiyatro Bursa...

Bursa ve tiyatro Bursa...

Devamını Oku
14.04.2025
Dünyayı sevgi kurtaracak

Dünyayı sevgi kurtaracak

Devamını Oku
31.03.2025
Sonrası gündüz

Sonrası gündüz

Devamını Oku
17.03.2025
Tiyatroantropolojisi ve Metin And

Tiyatroantropolojisi ve Metin And

Devamını Oku
03.03.2025
Tiyatroda eğitimin önemi

Tiyatroda eğitimin önemi

Devamını Oku
10.02.2025
Toplumsal çürüme ve sanat

Toplumsal çürüme ve sanat

Devamını Oku
27.01.2025
Ben bir veri bankasıyım!

Ben bir veri bankasıyım!

Devamını Oku
13.01.2025
Umarım gelen gideni aratmaz

Umarım gelen gideni aratmaz

Devamını Oku
23.12.2024
Bir ödülün düşündürdükleri

Bir ödülün düşündürdükleri

Devamını Oku
09.12.2024
Heiner Müller ile bir kez daha

Heiner Müller ile bir kez daha

Devamını Oku
25.11.2024
Buzdağının altı

Buzdağının altı

Devamını Oku
04.11.2024
Toplumsal çürüme

Toplumsal çürüme

Devamını Oku
21.10.2024
Ali Cem Köroğlu’nu yaşatmak

Ali Cem Köroğlu’nu yaşatmak

Devamını Oku
30.09.2024
'Keşke bir parti olsaydı...'

Yılmaz Güney’in bakışı

Devamını Oku
16.09.2024
Franz Kafka: Yüzyılın kâhini

Franz Kafka: Yüzyılın kâhini

Devamını Oku
02.09.2024
Issızlaşıyoruz

Issızlaşıyoruz

Devamını Oku
12.08.2024
Ahmet Cemal’i hatırlamak...

Ahmet Cemal’i hatırlamak...

Devamını Oku
29.07.2024
Belediyeler ve kültür-sanat politikası

Belediyeler ve kültür-sanat politikası

Devamını Oku
15.07.2024
Güvenilir olmanın sırrı

Güvenilir olmanın sırrı

Devamını Oku
24.06.2024
Bir döngü daha tamamlandı

Bir döngü daha tamamlandı

Devamını Oku
10.06.2024
Taşın ve tarihin büyüsü

Taşın ve tarihin büyüsü

Devamını Oku
27.05.2024
Cumhuriyet 100 yaşında

Cumhuriyet 100 yaşında

Devamını Oku
13.05.2024