Tarihi parmak gösterir, omurga yazar...

23 Haziran 2019 Pazar

Dün Galileo’nun 69 yaşındayken ev hapsine mahkûm edilişinin 386. yıldönümüydü.
Çoğunluk olmak, haklı olmak değildir.
Galileo, “Dünya dönüyor!” dediğinde azınlık bile değil, yalnızdı. Çoğunluktan daha fazlasını, herkesi buldu karşısında. Ama Galileo’nun mumyalanmış işaret parmağı, yanılan çoğunluğa doğru yönü gösterdiği anlaşıldığından beri, Floransa Bilim Tarihi Akademisi’nde antika gökbilim aletlerinin yanında bir “aziz kalıtı” gibi sergileniyor.
Ne ilginçtir ki, Galileo’nun cenazesinden sadece yıldızları gösteren işaret parmağı alınmamıştır “kutsal emanet” olarak. Mumyalanmış omurgası, Podova’daki Bo Üniversitesi’nin hazinesidir.
Haydi, işaret parmağını anladık.
Ama niye istisnai beynini taşıyan kafatasını değil de, omurgasını sakladılar Galileo’nun, dört yüzyıldan beri?
Çoğunluğa karşı yalnız ve cesur, dik durduğu ve omurgası Engizisyon Mahkemesi tarafından kırılana kadar belini eğip bükmediği, bildiği doğrunun arkasında durduğu için mi?
Kuşkusuz.

Almanya’da Hitler yandaşları da muazzam bir çoğunluktu
Zaten Nazi partisini seçimle iktidara taşıdılar.
SSCB’de Stalin yandaşları da epeyce çoğunluktu. İspanya’da faşist Frankistler de 40 yıl çoğunluğa mıhlandılar. İran’da Şii şeriatçı çoğunluk 40. iktidar yılını kutladı. Taliban da çoğunluktu, yeniden çoğunluk olmaya aday Afganistan’da. Keza Avrupa’nın pek çok ülkesinde, demokratik seçimlere dayanarak yükselen ırkçılığa, faşist dememek için “soft” bir tanım icad edildi: “Popülist”.
Çoğunluğun seçtiği tüm iktidarlar insanlığa yararlı doğruları mı savunuyor? Toplumları eşitliğe, adalete, özgürlüğe mi taşıdılar?
Hayır.
Oysa ülkelerini aydınlığa, uygarlığa taşıyan, özgürlüğe kavuşturan mutlu çoğunluklar da var.
Demokrasi, seçimlerden ibaret olsaydı bütün çoğunlukların aynı başarıyı göstermesi gerekirdi.

Okuyarak mı, yaşayarak mı öğrenmek?
Uygarlık, bizden önce yaşayanların bazen büyük fedakârlıklar karşılığında edindikleri bilgi birikiminden yararlanmak ve üstüne yeni bilgiler eklemek için merak etmek, çalışmak ve fedakârlık etmektir. Eğer insanlığın ortak bilgi dağarcığını, sil baştan oluşturmaya kalkarsak, yerimizde sayarız. Hatta her kuşak, geçmişten geleceğe aktarılan en temel deneyimleri bile yok sayıp, her seferinde yeniden sınamaya başlasaydı, bilgi birikimi olduğu yerde kalır, insan soyu ilkellikten kurtulamazdı. Kimi toplumlar, uygarlık yolunda ilerlemeyi okuyarak öğreniyor.
Kimi toplumlar ise tarihi bilmedikleri, kendilerinden öncekilerin deneyimleriyle ilgilenmedikleri için en temel olguları bile her kuşakta aynı yanlışları yaparak kafalarını duvarlara vurarak, çoğu kez de kırarak öğreniyorlar.
Kültür birikimi, elbette ki her zaman felsefe, edebiyat ve güzel sanatlar demek değil. Deneme/ yanılma yöntemiyle yeryüzü/insan ilişkisine dair öğrenilen en basit ve bir o kadar önemli gerçekler de kültür birikimidir. Üstelik insan uygarlığının, salt toplumsal değil, evrensel anlamda yararlı ve gerekli bir parçasıdır.

Her kuşak Amerika’yı yeniden keşfetmek zorunda mı?
Ne var ki “yaşayarak öğrenmek” dediğimiz bu tür uygarlık deneyimleri bazen çok zaman alıyor, pek çok kuşağın geleceğini çalıyor, her 16 (bir kuşak) yılda bir Amerika kıtasını yeniden keşfe çıkarmak zorunda bırakıyor...
Oysa atasal deneyimler bilinse, tarihe değer verilse; kuşaktan kuşağa hazıra konduğumuz kültür, sanıldığından çok daha kapsamlıdır ve bize hayatı kolaylaştıran sayısız temel bilgiyi içerir. Örneğin...
Ateş yakar.
Su boğar.
Toprak kayar.
Deprem yıkar.
Keza soğuk dondurur, sıcak eritir. Kar üşütür, yağmur ıslatır. Buz kayar, bıçak keser, gaz patlar, benzin tutuşur.
Bunları bilmek için yeniden öğrenmeye gerek yoktur, zaten yeteri sayıda insan, yanılmaya fırsat bulamadan, deneme aşamasında telef olmuştur!
Böylece, yağmur sudur. Su akıllıdır, yağınca yolunu bulur ve dere yataklarından akar. Önüne engel çıkarsa yazıktı, günahtı, insandı, hayvandı, maldı tanımaz, sel olur basar, boğar ve işgal edilen mülkünü geri alır.

Kalpazan omurgasıyla tarih yazılmaz!
Dolayısıyla ortak kültür birikimi, dere yataklarına bina yapmamak, gece kondurmamak, çadır kurmamak gerektirir. Tersi, cehalet bile değil, ilkelliktir ve değişmez gerçekler, deneye deneye yeniden öğrenilir: Ateşte yanılır, suda boğulunur, toprak altında kalınır, depremde yıkılınır, vb.
En temel gerçek ise, tarihin kalpazan omurgasıyla yazılmadığıdır!
Bugün her birimizin Galileo olması, parmağımızın doğru yönü göstermesi, omurgayla tarih yazması gerekiyor.