Bir yeniden doğuş öyküsü olarak Cumhuriyet

Bir yeniden doğuş öyküsü olarak Cumhuriyet

01.11.2023 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Cumhuriyet, yeni ve sağlam esaslarıyla Türk milletini emin ve sağlam bir istikbal yoluna koyduğu kadar, asıl fikirlerde ve ruhlarda yarattığı güvenlik itibarıyla büsbütün yeni bir hayatın müjdecisi olmuştur.” (Atatürk, 1936)

Bu Cumhuriyet, bize saraydan sultandan miras kalmadı. Bu Cumhuriyet, sarayın sultanın ağzına bakmadan Mustafa Kemal Atatürk’ün etrafında kenetlenerek kendi kaderini kendi eline alıp bu toprakları vatan yapan bu halkın Cumhuriyetidir; bu Cumhuriyet cumhurundur. Ve cumhur (halk); bütün gerici ve bölücü çığırtkanlıklara, 100. yıl coşkusunu gölgeleme çabalarına rağmen 100. yılında Cumhuriyetine sahip çıktı. 

BİR YENİDEN DOĞUŞ ÖYKÜSÜ

Bizim Cumhuriyetimizin öyküsü, bir yeniden doğuş öyküsüdür. 

Atatürk, 19 Ocak 1923’te İzmit’te halka şöyle sesleniyordu: “Memlekete bakınız! Baştan sona harap olmuştur. Memleketin kuzeyden güneye kadar her noktasını gözlerinizle görünüz. Her taraf viranedir, baykuş yuvasıdır. Memlekette yol yok, memlekette hiçbir uygar kurum yoktur. Memleket ciddi düzeyde viranedir; memleket kalplere acı ve keder veren, gözlerden kanlı yaş akıtan feci bir görüntü arz ediyor. Milletin refah ve mutluluğundan söz etmek mümkün değil. Halk çok fakirdir, sefil ve çıplaktır.” 

1923’te Cumhuriyet kurulurken aslında Türkiye hâlâ işgal altındadır; yıkımın, hastalığın, yokluğun, yoksulluğun, geri kalmışlığın, bağnazlığın ve cehaletin işgalidir bu… 

OKUL VE YOL YOKTU

Kurtuluş Savaşı sırasında düşman, 830 köyü tümüyle, 930 köyü ise kısmen yakmıştı. Yanan bina sayısı 114 bin 408, hasar gören bina sayısı 11 bin 404’tü. 

Nüfusun yaklaşık yüzde 80’i kırsalda, köylerde yaşıyordu. Ülke genelindeki 40 bin köyün 37 bininde ne okul ne öğretmen ne yol ne dükkân vardı. 

Ülke genelinde yeterli düzeyde ve işlevsel bir karayolu ve demiryolu ağı yoktu. Ülkede az çok kullanılabilir durumda yaklaşık 2500 km’lik karayolu vardı. Ülkede özellikle Ege Bölgesi’nde yoğunlaşan, Ankara’nın doğusuna, Orta ve Doğu Anadolu’ya uzanmayan yaklaşık 4 bin km’lik demiryolu ağının neredeyse tamamı ayrıcalıklı yabancı şirketlerin elindeydi. Üç tarafı denizlerle çevrili ülkede son yüzyıllarda denizcilik de gerilemişti. Kabotaj hakkının olmaması büyük bir eksiklikti. 

HASTALIK ÇOK DOKTOR YOKTU

Yaklaşık 10 milyonluk Türkiye’de sadece 344 doktor, 434 sağlık memuru, 136 diplomalı ebe vardı. Çok az şehirde eczane vardı. Toplam eczacı sayısı, çoğu yabancı olmak üzere 100’ü bulmuyordu. Ülkede yeterli hastane, hastanelerde yeterli yatak yoktu. Buna karşın halkın yaklaşık yüzde 65-70’i sıtma, frengi, tifüs, trahom gibi salgın hastalıkların pençesindeydi. Bebek ölüm oranı yüzde 60’tan fazlaydı. Sadece insanlar değil hayvanlar da hastaydı; örneğin, sığır vebası çok yaygındı. 

Ülkede telefon, motor, makine ve otomobil sayısı çok azdı. Elektrik sadece İstanbul ve İzmir gibi bazı büyük kentlerde vardı. 

EKONOMİ ÇOK ZAYIFTI

Kapitülasyonlar ve Düyunu Umumiye kıskacındaki Türkiye ekonomik olarak tamamen dışa bağımlıydı. Ülkede yerli üretim çok azdı. Neredeyse bütün sanayi ürünleri ithal ediliyordu. Un, şeker, kumaş, kâğıt, hatta kiremit bile yurtdışından alınıyordu. Ülkedeki toplam 281 sanayi işletmesinin sadece yüzde 9’u devlete aitti. Bu işletmelerdeki emek ve sermayenin sadece yüzde 15’i Türklerindi; yüzde 85’i yabancıların ve azınlıklarındı. Osmanlı’dan Cumhuriyete Hereke İpek Dokuma, Feshane Yün İplik, Bakırköy Bez ve Beykoz Deri olmak üzere dört fabrika kaldı. 

Ülkenin sanayi işletmeleri, demiryolları, limanları, bankaları, elektrik ve su işletmeleri gibi yerüstü kaynakları yanında, ülkenin yeraltı kaynakları, madenleri de yabancıların elindeydi. Ayrıcalıklı yabancı şirketler çok avantajlı işletme sözleşmeleriyle Türkiye’de çeşitli yatırımlara sahipti. 

Ülkede nüfusun yaklaşık yüzde 80’i tarımla uğraşmasına rağmen tarımsal üretim çok azdı. Ziraat mühendisi yok gibiydi. Tarım ilkel yöntemlerle yapılıyordu. Doğuda ağalık düzeni vardı. Köylü topraksızdı; köylünün sabanı ve öküzü bile yoktu. Köylünün toprağa, tarımsal bilgiye, uygun krediye, tarım araç gereçlerine, tohuma ve fidana ihtiyacı vardı.

Cumhuriyet kurulurken Türk toplumu bir bilgi-sanayi toplumu değil, bir din-tarım toplumuydu. 

EĞİTİM YETERSİZDİ

Okul çağındaki çocukların sadece dörtte biri okula gidebiliyordu. 40 bin köye sahip Türkiye’de 4 bin 894 ilkokul vardı. Bu ilkokullarda 341 bin 941 ilkokul öğrencisi okuyordu. Tüm ülkede sadece 72 ortaokul vardı. Bu ortaokullarda sadece 5 bin 905 öğrenci okuyordu. Tüm ülkede sadece 23 lise vardı. Bu liselerde sadece 1241 öğrenci okuyordu. Ayrıca ortaokullarda sadece 543, liselerde 230 kız öğrenci kayıtlıydı. Öğretmen sayısı da çok yetersizdi. 

Medreseler askerden kaçma yeriydi. 1923 yılında ülke genelinde 479 medrese vardı. Bu medreselerde 18 bin öğrenci kayıtlıydı. Bu öğrencilerin sadece 6 bin kadarı medreselere devam ediyordu, 12 bin kadarı ise sadece kayıt yaptırmış ama devam etmiyordu. Türkiye’de yüksek lise görünümünde sadece bir üniversite (Darülfünun) vardı. Fotoğraf çektirmeyi, dans etmeyi günah olarak gören bir üniversite; Harf Devrimi yapıldığında bazı hocalarının “Latin harfleriyle yazacağıma kalemimi kırarım!” dedikleri bir üniversite… Ülkede Darülfünun dahil sadece dokuz yüksekokul vardı. Bunların toplam öğrenci sayısı da 3 bin kadardı. 

1927 nüfus sayımına göre halkın yaklaşık yüzde 90’ı okuma yazma bilmiyordu. Ülkede yaygın bir cehalet vardı. 

KADININ ADI YOKTU

Türk kadını, yüzyıllar içinde özgürlüğünü kaybetmişti. Osmanlı’nın son dönemlerindeki kadın hareketine ve kadınlara yönelik bazı iyileştirmelere rağmen cumhuriyet ilan edilirken kadın, toplumda her bakımdan ikinci sınıftı. Kadın ailede, evde, okulda, işte, mecliste, sokakta erkekle eşit değildi. Okuyan kız çocuklarının, meslek sahibi olan ve istediği işte çalışabilen, bilimle, sanatla, sporla uğraşan kadınların sayısı çok azdı. 

TARİKATLAR CEMAATLER ETKİNDİ

Topluma tarikatlar ve cemaatler yön veriyordu. Doğuda ağalık düzeni vardı. Buralardaki halk aşiret reislerinin ağzına bakıyordu. Din istismarı çok yaygındı. Din ve devlet iç içeydi. Osmanlı modernleşmesine rağmen cumhuriyet ilan edilirken Türkiye’de siyaset, hukuk, eğitim büyük oranda hâlâ dinle şekillendirilmiş durumdaydı. 

Hukuk, anayasa, medreseler, takvim, saat, ölçüler, hafta sonu tatili, kılık kıyafet çağa uymuyordu. 

ANADOLU UNUTULMUŞTU

Osmanlı İmparatorluğu yüzyıllar boyunca Anadolu’yu fazlaca ihmal etmişti. Osmanlı Anadolu’yu, daha çok asker ve vergi kaynağı olarak görmüştü. 15. yüzyıldan itibaren Türklerin merkezden çevreye itilmesiyle Türklerin dili Türkçe de merkezden çevreye itilmişti. Türkçe, bu dilinin yapısına hiç uymayan Arap harfleriyle yazılmaya çalışılmış ve yüzyıllar boyunca Arapça ve Farsça baskısı altında öz güzelliğini kaybetmekle karşı karşıya kalmıştı. Uzun yıllar boyunca bilim ve edebiyat dili olarak kullanılmayan Türkçe, ancak halk arasında yaşama şansı bulabilmişti. 

Tanzimattan beri devam eden yeniliklere rağmen “kul”un yurttaşa, “ümmet”in millete dönüşümü gerçekleşmemişti. 

CUMHURİYETİN AYDINLANMASI

Cumhuriyet, saray saltanatına, sultana dinsel dokunulmazlık kazandıran halifeliğe son verdi. Böylece Türkiye’de ulusal egemenliğin önündeki kayıt ve şart (saltanat ve hilafet) kaldırılıp egemenlik asıl sahibine, ulusa verildi. 

Atatürk, cumhuriyeti sadece “egemenliği kayıtsız şartsız millete veren” bir siyasi rejim olarak değil, aynı zamanda bir medeniyet (uygarlık) projesi olarak kurdu. Sistemin temeline, “ulusal egemenlik” yanında “özgür aklı” ve “pozitif bilimi” yerleştirdi. Bunun için laikliğe ihtiyaç duydu. Çünkü ancak laik bir devlette egemenlik gerçekten ulusun olabilirdi. Ancak laik bir ülkede aklın özgürleşmesinden söz edilebilirdi ve ancak laik bir ortamda pozitif bilim gelişebilirdi.

Laik Cumhuriyet, bir “ulus devlet” olarak doğdu. Bunun için Osmanlı tebaası Cumhuriyet yurttaşına, İslam ümmeti içindeki Türk yurttaşları da Türk milletine dönüştürüldü. 1924 Anayasası 88. maddede “Türkiye ahalisine, din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle Türk denildiği” belirtildi. Cumhuriyetin yurttaşları hep birlikte Türk ulusunu oluşturdu. 

Cumhuriyet her şeyden önce laiklikle aklı özgürleştirdi. Atatürk, Türkiye’yi özgür aklın rehberliğinde pozitif bilimle çağdaşlaştırmak istedi. Bu doğrultuda bir taraftan çağa uymayan eskimiş kurumlara son verilirken, diğer taraftan yeni ve çağdaş kurumlar kuruldu. 

Cumhuriyet, akılcı, bilimsel, karma, ulusal, yaygın bir eğitim öğretim sistemi kurdu. 

Cumhuriyet, kadınlara medeni ve siyasi haklarını verdi. Böylece Türk kadını ailede, evde, okulda, işte, mecliste, kısacası toplumsal ve siyasal hayatta kendine yer bulabildi. 

Cumhuriyet, Türkiye’nin kendi kendine yetmesini sağlayacak bir ekonomik sistem kurdu. Cumhuriyet, 15 yılda ülkeyi demir ağlarla ördü. 

Cumhuriyet, her şeyden önce insan sağlığına büyük önem verdi; bu kapsamda hastaneler, enstitüler kuruldu, salgın hastalıklarla mücadele edildi. 

Türkiye’nin birçok yerinde müzeler, kütüphaneler açıldı. Bilime, kültüre, sanata ve sanatçıya önem verildi. Yurtdışına öğrenci gönderildi. Antropoloji, dil ve tarih çalışmaları yapıldı. TDK ve TTK, ADTCF kuruldu. Türkçenin öz güzelliği ve zenginliği ortaya çıkarıldı. Cumhuriyet bizi tarihimizden koparmadı, tam tersine Türk tarihini, Cumhuriyetin yetiştirdiği tarihçiler yazdı. 

Cumhuriyetimiz, bağımsızlığa saygıyı esas alan barışçı bir dış politika izledi. 1923’ten bugüne şimdilik kesintisiz yüzyıllık barışı Cumhuriyetimize borçluyuz. 

Cumhuriyetimizin 100. yaşını coşkuyla kutlamakta o kadar haklıyız ki! Çünkü ulusça, özgürlüğümüzü, bağımsızlığımızı, ulusal egemenliğimizi, yurttaş olabilmeyi, aklımızı kullanabilmeyi, kadınlarımızın temel haklarını ve şimdilik 100 yıldır devam eden kesintisiz barışı; kısacası Türkiye’de uygarca, insanca yaşayabilmeyi bu laik Cumhuriyete borçluyuz. 

Yazarın Son Yazıları

Hatay'ın Kurtuluşu ve Atatürk'ün Fotoğrafı

“Hatay işlerinde hayırlı neticeler elde edileceğine emin olabilirsiniz. Atatürk’ün reisliği altında yapılan bütün toplantıların hayırla neticelendiğini bilirsiniz!’

Devamını Oku
24.06.2026
Atatürk’e ve Cumhuriyet’e Suikast - 'İzmir Suikastı'

“Benim naçiz (değersiz) vücudum bir gün elbet toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır (sonsuza kadar yaşayacaktır).”

Devamını Oku
17.06.2026
‘Devlet aklı’ kimin aklı?

1919'da Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları o zamanki ''devlet aklına'' göre hareket etselerdi ne ulusal hareket örgütlenip emperyalizme karşı bir bağımsızlık savaşı kazanılabilirdi ne de üniter, laik çağdaş Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulabilirdi.

Devamını Oku
10.06.2026
Direniş mitingleri: ‘Halkın önünde hiçbir güç duramaz!’

‘Milletin heyecanını ve milli gösterileri yasaklamak için hiç kimsede güç ve kuvvet göremem.’

Devamını Oku
03.06.2026
19 Mayıs'ın Matematiği: 'Teslim Olan Saray, Direnen Halk'

Türk Kurtuluş Savaşı, sarayın (sultanın-halifenin; padişahın) desteğiyle değil, saraya (padişaha) karşın kazanılmıştır.

Devamını Oku
20.05.2026
1935 CHP Kurultayı ve Kemalizm

“Partinin güttüğü bütün bu esaslar Kemalizm Prensipleridir.”

Devamını Oku
06.05.2026
Meşruti Monarşi Övgüsü ve II. Abdülhamit

“II. Abdülhamit’in 33 yıllık iktidarının 30 yılı meclis denetiminden uzak tek adam otoritesiyle geçmişti. II. Abdülhamit bu 30 yıl içinde devleti genelde saraydan yönetmiş ve muhaliflerine nefes aldırmayan bir İstibdat (Baskı) Düzeni kurmuştu.”

Devamını Oku
29.04.2026
23 Nisan ve Ulusal Egemenlik

“Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar yok olur…”

Devamını Oku
22.04.2026
Köy Enstitüleri: ‘Türkiye’yi Aydınlatan Fenerler’

“Köy Enstitüleriyle kapalı olan köylü hazinesi keşfolunmuştur...

Devamını Oku
15.04.2026
Anayasa böyle laikleştirildi

“Kanunlarımızı bugünün gereklerini, maddi zorunluluklarını göz önünde tutarak yapmalıyız. Memleketin maddi hayatı ancak bu şekilde kurtulur. (…) Onun içindir ki biz, her şeyden önce laikliğimizi ilan ettik. Kanunlarımızı ona göre yaptık. Şimdi de anayasamıza koymak istiyoruz…”

Devamını Oku
08.04.2026
II. İnönü Zaferi: ‘Milletin Kötü Kaderini Değiştiren Zafer’

“Siz orada yalnız düşmanı değil, milletimizin makûs talihini (kötü kaderini) de yendiniz. Düşman çizmesi altındaki kara yazılı topraklarımızla birlikte bütün yurt bugün, en kıyıda köşede kalmış yerlerine kadar zaferinizi kutluyor.” (M. Kemal Atatürk, 1 Nisan 1921)

Devamını Oku
01.04.2026
Kurtuluş Savaşı'nda Nevruz Bayramları: “Ergenekon-Nevruz İlişkisinin Anlamı”

“Bugün Türklerin tarihi kurtuluş gününe yani Ergenekon’a tesadüf ettiği için Ankara’da sevinç gösterileri yapıldı...

Devamını Oku
25.03.2026
Atatürk'ün gözünden 18 Mart Deniz Zaferi

“18 Mart 1915 Deniz Muharebesi’nde… O gün sahil bataryalarımızda bulunan askerler, subaylar ve kumandanlar, gerçekten takdire değer bir fedakârlıkla; hani, cesaretin, tevekkülün, en üst düzey(in)de, sonuna kadar toplarını kullanmışlar, görevlerini yapmışlardır…”

Devamını Oku
18.03.2026
Atatürk, Kemalizm ve Üçüncü Dünya

“Doğudan şimdi doğacak güneşe bakınız... Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Doğu milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum...”

Devamını Oku
11.03.2026
Devrim Kanunları’nın gerekçesi

“Din ve ordunun siyasetle ilgilenmesi birçok kötülükler doğurur. Bu gerçek, bütün uygar uluslar ve hükümetlerce bir temel ilke olarak kabul edilmiştir…”

Devamını Oku
04.03.2026
Laikliğin gerekçesi

“Çağdaş uygarlık kamu hukukunda, ulusal egemenliğin meydana çıkmasına dayanan en gelişmiş devlet şeklinin ‘Laik ve Demokratik Cumhuriyet’ olduğu kabul edilmiştir…”

Devamını Oku
25.02.2026
Devlet İçinde Devlet DÜYUN-I UMUMİYE

“Düyun-ı Umumiye, ülkenin iktisaden sömürülmesine çalışan Avrupa sermayesinin bekçiliğini yapmıştı.”

Devamını Oku
18.02.2026
Atatürk’ün Mirası Laik Cumhuriyet

“Memnuniyetle tekrar görüyorum ki laik Cumhuriyet esasında beraberiz...

Devamını Oku
11.02.2026
Laikliğin anayasaya girişi

“Din düşüncesi vicdani olduğundan, parti, din fikirlerini, devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı milletimizin çağdaş gelişiminde başlıca başarı etkeni görür.”

Devamını Oku
04.02.2026
Misakı Milli nedir ne değildir?

Misakı Milli, İngiliz emperyalizmine teslim olmuş sarayın-sultanın değil, emperyalizme karşı bir bağımsızlık savaşı yürüten Mustafa Kemal Atatürk’ün ve İsmet İnönü gibi arkadaşlarının eseridir.

Devamını Oku
28.01.2026
İran'da Atatürk etkisi ve Rıza Pehlevi

Atatürk’ten etkilenen liderlerden biri de İran Şah’ı Rıza Pehlevi’ydi.

Devamını Oku
21.01.2026
İslam dünyasının derin uykusu ve Atatürk

“Bütün Türk ve İslam âlemine bakın: Düşüncelerini, fikirlerini medeniyetin emrettiği değişiklik ve ilerlemeye uyduramadıklarından ne büyük felaket ve ıstırap içindedirler…”

Devamını Oku
14.01.2026
ABD emperyalizmi, Venezüella ve Türkiye

“Nihayet barışı korumak için en hızlı ve etkili tedbir, barışı bozacak herhangi bir saldırganın istediği gibi hareket edemeyeceğini kendisine fiilen gösterecek uluslararası teşkilatların kurulmasıdır.” (Atatürk, 1935)

Devamını Oku
07.01.2026
Atatürk Ankara’dan sesleniyor

“Her Halde Âlemde Hak Vardır ve Hak Kuvvetin Üstündedir”

Devamını Oku
31.12.2025
Menemen Olayı, İrtica ve Laiklik

“Bizi yanlış yol sevk eden habisler (kötülükler), bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir ” (M. Kemal Atatürk, 16 Mart 1923)

Devamını Oku
24.12.2025
Lozan Antlaşması ve ABD

“Bugün Türk Delegasyonu ile imzaladığımız dostluk ve ticaret antlaşması, benim elde etmek istediğimden çok uzaktır. Bu anlaşma, Türklerden koparmak istediğimizden çok fazla imtiyazı (ayrıcalığı) bizim Türklere verdiğimizin belgesidir.”

Devamını Oku
17.12.2025
‘ABD’nin ‘Yeni Türkiye’ hayali’

Samuel Huntington, “Medeniyetler Çatışması” adlı kitabında Türkiye’nin yönünü Batı’dan Doğu’ya çevirerek İslam dünyasının lideri olmasını öneriyor, bunun için de “Atatürk’ün (laik Cumhuriyet) mirasının reddedilmesi” gerektiğini belirtiyordu.

Devamını Oku
10.12.2025
Atatürk’ün ders kitabında ‘Demokrasi ve Kadın Hakları’

“Özetle kadın, seçmek ve seçilmek hakkını elde etmelidir...

Devamını Oku
03.12.2025
Millet Mektepleri

“Türk harflerinin bütün vatandaşlara kapılarının önünde ve işlerinin başında öğretilebilmesi için daha bu sene içinde Millet Mektepleri teşkilatı yapacağız.

Devamını Oku
26.11.2025
Vahdettin nasıl kaçtı?

“17 Kasım 1922 günlü resmi bir telgrafın ilk cümlesi şu idi: ‘Vahdettin Efendi bu gece saraydan kaçmıştır.’

Devamını Oku
19.11.2025
Türkiye'de Opera ve Vals

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” (M. Kemal Atatürk)

Devamını Oku
05.11.2025
Cumhuriyetimiz

Dile kolay, ilan edildiğinde bazı İngiliz yetkililerin sadece iki yıl ömür biçtikleri Türkiye Cumhuriyeti 102 yaşında...

Devamını Oku
29.10.2025
Cumhuriyet’in şeker fabrikaları

“Meclis kürsüsünde bir de ‘üç beyaz’ parolası revaçtaydı...

Devamını Oku
22.10.2025
Nutuk 98 Yaşında: ‘İşte Bu Ahval ve Şerait İçinde…’

Atatürk Nutuk’u bir açılış ve kapanış döngüsüyle yapılandırır.

Devamını Oku
15.10.2025
Atatürk'e saygı duymayan teğmen: ‘Din Dilinin Türkçeleştirilmesi’

Mustafa Kemal Atatürk’e saygısı olmayanın onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve Anayasasına da saygısı yoktur.

Devamını Oku
08.10.2025
Patrikhane ve Ruhban Okulu

Heybeliada Ruhban Okulu Fener Patrikhanesi’ne bağlıydı.

Devamını Oku
01.10.2025
Dil devrimini anlamak

“Gece meşguliyetimiz, bildiğin gibi dil dersleri… Gündüz de yalnız olarak aynı mesele üzerinde birkaç saat çalışıyorum.”

Devamını Oku
24.09.2025
Tek Partiden Çok Partiye: ‘Partili Cumhurbaşkanlığından Tarafsız Cumhurbaşkanlığına’

“Aramızdaki farkı bilelim. Biz, mutlakıyetten bugüne geldik. Siz ise bugünden mutlakiyete gidiyorsunuz.”

Devamını Oku
17.09.2025
Tarih Kürsüsü ve Suçluların Telaşı ‘CHP’nin Mallarına El Konulması’

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 102 yaşına girdi.

Devamını Oku
11.09.2025
ETHEM: “İsyan ve İhanet”

“Efendiler, askerî harekâtı çapulculuktan, devlet kurup yönetmeyi, şunun bunun mâsum çocuklarını fidye dilenmek için dağlara kaldırmak haydutluğundan ibaret zanneden, şarlatanlıklarıyla, yaygaralarıyla bütün bir Türk vatanını bezdiren...

Devamını Oku
03.09.2025