Cumhuriyetimiz

Cumhuriyetimiz

29.10.2025 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşayacaktır… Ve Türk milleti… medeniyet yolunda tereddütsüz yürümeye devam edecektir.”

(Atatürk)

Dile kolay, ilan edildiğinde bazı İngiliz yetkililerin sadece iki yıl ömür biçtikleri Türkiye Cumhuriyeti 102 yaşında... Ancak Cumhuriyetimiz son 20 yılda adeta anti-teziyle (Siyasal İslamcı AKP iktidarıyla) sınandı, sınanıyor. Bu süreçte Cumhuriyetimizin temel değerleri ve temel kurumları büyük zarar gördü, görmeye devam ediyor. Gerçek şu ki Cumhuriyetimize iyi sahip çıkamadık.  

KURTULUŞTAN KURULUŞA

Cumhuriyetin olduğu yerde “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” Dolayısıyla cumhuriyet, her şeyden önce millet egemenliğini baskılayan ve sınırlandıran tüm engelleri yıkmayı gerektirir. Türkiye’de yüzyılın başında millet egemenliğinin önündeki en büyük engellerden biri dinsel dokunulmazlık kazandırılmış saray (saltanat düzeni) idi. 1918-1922 arasındaki Türk Kurtuluş Savaşı sırasında (Mütareke döneminde), kendini kurtarmak isteyen sarayın, işgalci emperyalizme yardım ve yataklık etmesi, Mustafa Kemal Atatürk’ün, emperyalizme karşı bir ulusal bağımsızlık savaşı yanında, zamanla saraya (sultana-saltanata) karşı da bir ulusal egemenlik mücadelesine girişmesine zemin hazırladı.

 Atatürk’ün, Kurtuluş Savaşı devam ederken 23 Nisan 1920’de Ankara’da, üzerine saray gölgesi düşmeyen ilk meclisimizi (TBMM’yi) açması, açılan TBMM’nin 24 Nisan 1920’de “Meclisin üstünde hiçbir güç ve kuvvet yoktur” kararını alması ve 1921 Anayasası’nın “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyen birinci maddesi gibi adımlarla, Türkiye’de cumhuriyetin temelleri daha Kurtuluş Savaşı yıllarında atıldı. 

Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde ulusal bir seferberlikle emperyalizme karşı Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması, emperyalizmle birlikte hareket eden saraya karşı yine Atatürk’ün liderliğinde ulusal egemenlik mücadelesinin de kazanılmasında etkili oldu. Eğer Kurtuluş Savaşı kaybedilseydi, ulusal egemenlik mücadelesi de sonuçsuz kalacak, savaş sonrasında Türkiye’de cumhuriyet ilan edilemeyecekti.

HALKIN KENDİ KADERİNİ KENDİ ELİNE ALMASI

Türkiye’de 1920’lerin başında halkın cumhuriyet talebinin olmadığı, cumhuriyetin tepeden indiği ve erken ilan edildiği söylenir. Bu düşünceler tamamen temelsiz değildir. 1920’lerin Türkiye’sinde toplumun yüzde 10’unun bile okuma-yazma bilmediği, 40 bin köyün 37 bininde okulun olmadığı, yaygın cehaletin devam ettiği, nüfusun yarıdan fazlasını oluşturan kadınların temel haklarından yoksun olduğu bir yerde halkın cumhuriyet talebinin olmaması çok doğaldır. Ancak Atatürk, özelikle Mütareke döneminde Müdafaaihukuk Cemiyetleri etrafında toplanan ve Kuvayı Milliye hareketini yaratan halkın, kendi kaderini kendi eline alma kararlığını da görüyordu. 21-22 Haziran 1919 gecesi hazırladığı Amasya Genelgesi’nde “Milli istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” derken bunu kastediyordu. İşte Türkiye’de cumhuriyet, her şeyden önce halkın kendi kaderini kendi eline alma kararlılığının bir sonucudur. Halk, daha doğrusu halkın önemli bir bölümü, I. Dünya Savaşı’ndan sonra başlayan işgaller sürecinde ve Mütareke döneminde sarayın sultanın ağzına bakmadan, hatta teslimiyetçi saraya (sultana) ve saray hükümetine rağmen emperyalist işgallere karşı direnişe geçti. Atatürk’ün kafasında cumhuriyet düşüncesi işte o günlerde ete kemiğe bürünmeye başladı. Daha Temmuz 1919’da Erzurum Kongresi günlerinde Mazhar Müfit Kansu’ya “Zaferden sonra hükümet biçimi cumhuriyet olacak” diye yazdırmıştı. Dağınık haldeki halk direnişini örgütleyen ve bu halk direnişin ardındaki “milli (ulusal) iradeyi” bir millet meclisinde (TBMM’de) toplayarak emperyalizme karşı bağımsızlık savaşının en büyük gücü haline getiren Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye’yi çok zor zor bir dönemde, çok iyi bir zamanlamayla adım adım cumhuriyet taşıyacaktı.

SADECE REJİM DEĞİŞMEDİ, YENİ BİR DEVLET KURULDU 

Türkiye’de cumhuriyet, sadece bir rejim değişikliği değildi. Türkiye’de cumhuriyet, yarı bağımlı, son döneminde meşrutiyet ve monarşi arasında bocalayan, parçalanmış ve yıkılmış, çok ulusu bir din-tarım imparatorluğunun yerine egemenliğin kayıtsız şartsız millete verildiği, tam bağımsız bir ulus devletin kurulması demekti. Atatürk Nutuk’ta, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basarken kafasında millet egemenliğine dayanan yeni bir Türk devleti kurma düşüncesi olduğunu söylerken bu gerçeği vurguluyordu. 23 Nisan 1920’de Ankara’da TBMM’nin açılmasıyla “millet egemenliğine dayanan yeni bir Türk devletinin” temeli atılmıştı. Dolayısıyla Türkiye’de Cumhuriyet, sadece bir rejim değişikliği değil, yeni bir devlet düzeninin kuruluşudur. 

Cumhuriyetimiz, saraydan (sultandan) umudu kesen halkın kendi kaderini kendi eline almasıyla doğan bir cumhuriyettir, temelinde halkın azmi ve iradesi, şehitlerimizin kanı vardır. Emperyalizme karşı kazanılan bir bağımsızlık savaşı sırasında “kendi egemenliğini kendi eline alan” halkın antiemperyalist mücadelesiyle doğan cumhuriyetimizi “emperyalizmin eseri” gibi göstermek ise ya “ahmaklıkla” ya da “alçaklıkla” açıklanabilir.

İNGİLİZLERİN BEKLENTİSİ

İngiliz emperyalizmi, tarihsel tecrübelerle, bir milleti değil, bir adamı kontrol edip kullanmanın çok daha kolay olduğunu iyi biliyordu. Bu nedenledir ki İngilizler, 1920’de İstanbul’u işgal ettiklerinde Son Osmanlı Mebusan Meclisi’ni basarak “milli iradeyi” ayaklar altına aldılar. Ankara’da açılan TBMM’yi etkisiz hale getirmek için Yunan ordularını Anadolu içlerine sürmek başta olmak üzere her yolu denediler. Türkiye’de bir taraftan “milli iradeyi” yok etmek için uğraşan İngilizler, diğer taraftan Padişah Vahdettin’i koruyup, kollayıp, kontrol edip kullandılar. Sonunda da Türkiye’den kaçmasına yardım ettiler. Türkiye’yi paramparça eden Sevr Antlaşması’nda da emperyalizm saraya (sultana) dokunmuyordu. Sevr’e göre Osmanlı Padişahı, antlaşmaya bağlı kaldığı sürece- İstanbul’da oturmaya devam edecekti. Yani İngiliz emperyalizmi, saraya (sultana-saltanata) dokunmuyor; İstanbul’da elinin altında bir “kukla tek adam” bulundurmayı kendi emperyalist çıkarları açısından daha uygun buluyordu. 

İngilizler, Ankara merkezli Türkiye Cumhuriyeti’nden rahatsız oldular. Türkiye Cumhuriyeti’ni tanımamak için önce Lozan’ın onaylanmasını olabildiğince geciktirdiler, sonra da cumhuriyetin başkenti Ankara’ya büyükelçi göndermemek için uzun süre direndiler. 

İngiliz Yüksek Komiser Vekili Handerson, 20 Kasım 1923’te Londra’daki Lacelot Oliphant’a gönderdiği bir mektupta da şöyle diyordu: 

“Ankara’nın en az iki yıl başkent kalacağını düşünüyorum. Türkiye’nin geleceğinin böylesine karanlık olduğu bir dönemde (...) hiçbir şey kalıcı değil. Ama Ankara, Mustafa Kemal’in ömrü boyunca başkent olarak kalabilir. Kesinlikle emin olduğum şudur ki saltanat diriltilirse İstanbul yine başkent olacaktır. (…) Mustafa Kemal’in hastalığı da pek ağır görünmüyor.” (Bilal Şimşir, Ankara, Bir Başkentin Doğuşu, s. 268)

Görüldüğü gibi İngiliz Handerson, yeniden İstanbul’un başkent olmasını, bunun için de “saltanatın diriltilmesini” istiyordu. TBMM’ye çok değil, iki yıl ömür biçiyordu. Türkiye’nin geleceğini “karanlık” olarak görüyordu.. "Saltanatın dirilmesi” için de cumhuriyeti kuran Mustafa Kemal’in devrilmesini bekliyordu. 

İngiliz Büyükelçisi R. Lindsay ise 24 Mayıs 1925’te Londra’ya gönderdiği raporda büyük devletlerin Ankara’ya karşı direnmelerini istiyordu. Büyükelçi, “Direnmekle zaman kazanmış oluruz ve bu tek adam rejiminin ne kadar ömrü olduğunu kimse söyleyemez,” diyordu. Lindsay, “İngiltere ve Batılı devletler Ankara’ya karşı sistematik olarak direnirlerse, Türkiye’deki yeni rejim (Cumhuriyet) ve Mustafa Kemal devrilebilir” diye de düş kuruyordu. (Şimşir, s. 232, 336) 

LAİK CUMHURİYET’İN İNŞASI

Türkiye’de cumhuriyetin iki anlamı vardır. İlki, egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğu siyasal rejim anlamında cumhuriyet; ikincisi, yeni siyasal ve toplumsal düzen, yeni ve çağdaş ulus devlet anlamında Cumhuriyet… 

Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli ve ayırıcı özeliği laikliğidir. Evet, 29 Ekim 1923’te cumhuriyet ilan edilirken laik değildi. Çünkü o sırada geçerli olan 1921 Anayasası’nın 7. maddesinde “Meclisin şeri hükümleri yürütmesi” ifadesi yer alırken, 29 Ekim 1923 günü Anayasanın 2. maddesine “Türkiye Devletinin dini, İslam dinidir” maddesi eklenmişti. Cumhuriyetin laikliğine engel olan bu maddeler 1924 Anayasası’nın 7. ve 26 maddelerinde de yer almıştı. Ancak 1921 ve 1924 Anayasasının laik olmaması, istenen bir durum değil, tamamen dönemin koşullarıyla ilgili geçici bir durumdu. Atatürk Nutuk’ta, bu maddeleri anayasaya koymamak için çok uğraştıklarını, ancak ‘laik hükümet’ deyiminden ‘dinsizlik’ anlamı çıkarmak eğiliminde olanlara ve bundan yararlanmak isteyenlere fırsat vermemek için” bu deyimlerin Anayasaya konulmasına göz yumulduğunu ifade ediyor. Atatürk, 1924 Anayasası’nın 2. ve 26. maddelerinde “gereksiz görünen” ve “Yeni Türkiye Devleti’nin ve Cumhuriyet rejimimizin çağdaş karakteriyle bağdaşmayan bu terimlerin, devrim ve Cumhuriyet’in o zaman için sakınca görmediği tavizler” olduğunu belirterek “Millet, anayasamızdan bu fazlalıkları ilk uygun zamanda kaldırmalıdır,” diyor. 1924 Anayasası’nda da yer alan “bu fazlalıklar” ilk fırsatta anayasadan çıkarıldı. 

10 Nisan 1928’de yapılan anayasa değişikliği ile “Meclis dini hükümleri uygular” ve “Türkiye Devletinin dini, İslam dinidir,” maddeleri anayasadan çıkarıldı.  Ayrıca milletvekili yeminindeki “Vallahi” sözcüğü de “Namusum üzerine söz veriyorum,” şeklinde değiştirildi. Önce CHP’nin 1931 ve 1935 Programlarına konulan “laiklik”, daha sonra 1937’de de  anayasa girdi. Böylece Atatürk, 1923-1938 arasında Anayasayı ve devleti adım adım laikleştirildi. 

Bir din tarım imparatorluğundan bir ulus devlete; meşruti monarşiden laik cumhuriyete geçiş süreci bir günde tamamlanacak bir süreç değildi. Bu nedenle Atatürk, Nutuk’ta açıkladığı “aşama stratejisi” ile laik Cumhuriyeti devrimleriyle adım adım inşa etti. 

DEMOKRASİNİN YOLU

Atatürk laik Cumhuriyeti, tek partili düzende inşa etti. Atatürk için tek partili düzen bir amaç değildi, Cumhuriyeti laikleştirecek devrimleri yapmak; laik, demokratik Cumhuriyetin altyapısını oluşturmak için bir araçtı. Atatürk’ün aşama stratejisi, Cumhuriyetin sadece laikleşmesi için değil, demokratikleşmesi için de geçerliydi. Cumhuriyeti laikleştirmeden demokratikleştirmek olanaksızdı. 

Şöyle ki: Egemenliği saraydan alıp millete vermeden, aklı özgürleştirip bilimi baş tacı yapmadan, insanı insanlaştıran sanatı hayata katmadan, insan aklının ve tecrübesinin eseri çağdaş hukuk kurallarını benimsemeden, toplumun yarıdan fazlasını oluşturan kadınlara medeni ve siyasi haklar vermeden, yüzde 90’dan fazlası okur-yazar olmayan, tarikat, cemaat ve ağalık düzenin devam ettiği, yurttaşlık ve ulus bilincinin tam olarak gelişmediği bir din-tarım toplumunu aydınlatmadan ve ekonomik bağımsızlığa kavuşturmadan demokratik bir cumhuriyet kurmak olanaksızdı. Bunun için de her şeyden önce laikliğe ihtiyaç vardı. Daha sonra sıra demokratikleşmeye gelecekti.    

Atatürk, üstelik faşizm çağında, 1930 yılında şöyle demişti: “Demokrasi prensibinin en çağdaş ve mantıkı tatbikini temin eden hükümet şekli cumhuriyettir.” “Demokrasi daima yükselen bir denizi andırmaktadır.”

1933 yılında da şöyle demişti: “Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. Biz Cumhuriyeti kurduk; o, on yaşını doldururken demokrasinin bütün icaplarını sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır.” (Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, s. 70)  

***

Türkiye’de aklın, düşüncenin ve vicdanın özgürlüğünün, bilimin, sanatın ve kadın haklarının güvencesi, ulusal egemenliğin sığınağı, demokrasinin zemini, yurttaşların eşitliğinin ve ulusal bütünlüğün dayanağı, uygar yaşamın garantisi, yurtta ve dünyada barış çabasının siyasal ortamı laik Cumhuriyettir. 

Laik Cumhuriyeti yeniden ayağa kaldırmadan Türkiye’de düşünce ve vicdan özgürlüğünü,  ulusal egemenliği, bilimi, sanatı, demokrasiyi, kadın haklarını, yurttaşların eşitliğini, ulusal bütünlüğü, uygar yaşamı ve gerçek barışı korumak olanaksızdır. 

Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun…

Yazarın Son Yazıları

İstanbul Lozan’da kurtarıldı

İstanbul resmi olarak Lozan’da kurtarıldı.

Devamını Oku
07.10.2026
Dil Devrimi'nin İki Dev Adımı: CHP Programı'nın ve Anayasanın Türkçeleştirilmesi

1945 yılında anayasa dilinin Türkçeleştirilmesi bir devrimdi, 1952 yılında anayasa dilinin eski dile döndürülmesi ise karşı devrim...

Devamını Oku
30.09.2026
'Yazı Devrimi'nin Psiko-Sosyal Anlamı

Cumhuriyet bizi geçmişimizden koparmadı, tam tersine kopuk olduğumuz geçmişimize bağladı.

Devamını Oku
23.09.2026
1921 Anayasası Görüşmeleri ve 'Mahalli Muhtariyet'

1921 Anayasası taslak metnindeki “tam muhtariyet” ifadesinin “siyasi özerklik” veya “etnik özerklik” olarak yorumlanabileceği düşünülerek 14 Aralık 1920 tarihli meclis oturumunda, taslak metindeki “tam” sözcüğü anayasadan çıkarılmıştı.

Devamını Oku
16.09.2026
“İzmir’in Kurtuluşu Sadece İzmir’in Kurtuluşu Değildir”

Bugün 9 Eylül 2026; İzmir Marşı’ndaki ifadelerle İzmir’in dağlarında çiçeklerin açtığı, bozulmuş düşmanların yel gibi kaçtığı gün; bugün güzel İzmir’imizin kurtuluşunun 104. yıl dönümü…

Devamını Oku
09.09.2026
Atatürk'e göre Büyük Zafer'in Anlamı - 1924 Dumlupınar Konuşması

“Efendiler! Milli hakimiyet öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur…”

Devamını Oku
02.09.2026
‘Geçmişi ve geleceği de kurtaran BÜYÜK ZAFER’

“Allah’ım, ne muazzam zaferdi o, ortalık hercümerç oldu; beş altı saat içinde başka bir dünya doğdu ve biz mest olduk…

Devamını Oku
26.08.2026
Lozan, Laiklik ve Bağımsızlık

“İslam hukukunda, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Müslüman olmayan toplulukların yararına din ve öğretime ilişkin bir takım çok özel ayrıcalıkların bulunduğunu Türk temsilci heyetine hatırlatmak isterim. Bu ayrıcalıkların kaldırılmaması (…) çok istenir bir şeydir…”

Devamını Oku
22.07.2026
Atatürk'ün Gözünden 'Vahdettin'in Kaçışı

“Vahdettin Efendi, bu gece saraydan gaybubet eylemiştir (kaçmıştır). Zat-ı Şahane İngiliz himayesine girerek bir İngiliz savaş gemisiyle İstanbul’dan müfarekat etmiştir (ayrılmıştır).”

Devamını Oku
15.07.2026
‘Kurtuluş Savaşı’na savaş açmak!

“Gerçekte, içinde bulunduğumuz o tarihte, Osmanlı Devleti’nin temelleri çökmüş, ömrü tamamlanmıştı.

Devamını Oku
08.07.2026
Unutulan Cumhuriyet şehidi: Mehmet Zeki Dündaralp

Cumhuriyeti daha doğarken boğmayı amaçlayan Şeyh Sait İsyanı sırasında asker-sivil şehitlerimiz vardı. O şehitlerimizden biri de Lice’de, isyancılar tarafından vahşice katledilen Mehmet Zeki Dündaralp öğretmendi.

Devamını Oku
01.07.2026
Hatay'ın Kurtuluşu ve Atatürk'ün Fotoğrafı

“Hatay işlerinde hayırlı neticeler elde edileceğine emin olabilirsiniz. Atatürk’ün reisliği altında yapılan bütün toplantıların hayırla neticelendiğini bilirsiniz!’

Devamını Oku
24.06.2026
Atatürk’e ve Cumhuriyet’e Suikast - 'İzmir Suikastı'

“Benim naçiz (değersiz) vücudum bir gün elbet toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır (sonsuza kadar yaşayacaktır).”

Devamını Oku
17.06.2026
‘Devlet aklı’ kimin aklı?

1919'da Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları o zamanki ''devlet aklına'' göre hareket etselerdi ne ulusal hareket örgütlenip emperyalizme karşı bir bağımsızlık savaşı kazanılabilirdi ne de üniter, laik çağdaş Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulabilirdi.

Devamını Oku
10.06.2026
Direniş mitingleri: ‘Halkın önünde hiçbir güç duramaz!’

‘Milletin heyecanını ve milli gösterileri yasaklamak için hiç kimsede güç ve kuvvet göremem.’

Devamını Oku
03.06.2026
19 Mayıs'ın Matematiği: 'Teslim Olan Saray, Direnen Halk'

Türk Kurtuluş Savaşı, sarayın (sultanın-halifenin; padişahın) desteğiyle değil, saraya (padişaha) karşın kazanılmıştır.

Devamını Oku
20.05.2026
1935 CHP Kurultayı ve Kemalizm

“Partinin güttüğü bütün bu esaslar Kemalizm Prensipleridir.”

Devamını Oku
06.05.2026
Meşruti Monarşi Övgüsü ve II. Abdülhamit

“II. Abdülhamit’in 33 yıllık iktidarının 30 yılı meclis denetiminden uzak tek adam otoritesiyle geçmişti. II. Abdülhamit bu 30 yıl içinde devleti genelde saraydan yönetmiş ve muhaliflerine nefes aldırmayan bir İstibdat (Baskı) Düzeni kurmuştu.”

Devamını Oku
29.04.2026
23 Nisan ve Ulusal Egemenlik

“Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar yok olur…”

Devamını Oku
22.04.2026
Köy Enstitüleri: ‘Türkiye’yi Aydınlatan Fenerler’

“Köy Enstitüleriyle kapalı olan köylü hazinesi keşfolunmuştur...

Devamını Oku
15.04.2026
Anayasa böyle laikleştirildi

“Kanunlarımızı bugünün gereklerini, maddi zorunluluklarını göz önünde tutarak yapmalıyız. Memleketin maddi hayatı ancak bu şekilde kurtulur. (…) Onun içindir ki biz, her şeyden önce laikliğimizi ilan ettik. Kanunlarımızı ona göre yaptık. Şimdi de anayasamıza koymak istiyoruz…”

Devamını Oku
08.04.2026
II. İnönü Zaferi: ‘Milletin Kötü Kaderini Değiştiren Zafer’

“Siz orada yalnız düşmanı değil, milletimizin makûs talihini (kötü kaderini) de yendiniz. Düşman çizmesi altındaki kara yazılı topraklarımızla birlikte bütün yurt bugün, en kıyıda köşede kalmış yerlerine kadar zaferinizi kutluyor.” (M. Kemal Atatürk, 1 Nisan 1921)

Devamını Oku
01.04.2026
Kurtuluş Savaşı'nda Nevruz Bayramları: “Ergenekon-Nevruz İlişkisinin Anlamı”

“Bugün Türklerin tarihi kurtuluş gününe yani Ergenekon’a tesadüf ettiği için Ankara’da sevinç gösterileri yapıldı...

Devamını Oku
25.03.2026
Atatürk'ün gözünden 18 Mart Deniz Zaferi

“18 Mart 1915 Deniz Muharebesi’nde… O gün sahil bataryalarımızda bulunan askerler, subaylar ve kumandanlar, gerçekten takdire değer bir fedakârlıkla; hani, cesaretin, tevekkülün, en üst düzey(in)de, sonuna kadar toplarını kullanmışlar, görevlerini yapmışlardır…”

Devamını Oku
18.03.2026
Atatürk, Kemalizm ve Üçüncü Dünya

“Doğudan şimdi doğacak güneşe bakınız... Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Doğu milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum...”

Devamını Oku
11.03.2026
Devrim Kanunları’nın gerekçesi

“Din ve ordunun siyasetle ilgilenmesi birçok kötülükler doğurur. Bu gerçek, bütün uygar uluslar ve hükümetlerce bir temel ilke olarak kabul edilmiştir…”

Devamını Oku
04.03.2026
Laikliğin gerekçesi

“Çağdaş uygarlık kamu hukukunda, ulusal egemenliğin meydana çıkmasına dayanan en gelişmiş devlet şeklinin ‘Laik ve Demokratik Cumhuriyet’ olduğu kabul edilmiştir…”

Devamını Oku
25.02.2026
Devlet İçinde Devlet DÜYUN-I UMUMİYE

“Düyun-ı Umumiye, ülkenin iktisaden sömürülmesine çalışan Avrupa sermayesinin bekçiliğini yapmıştı.”

Devamını Oku
18.02.2026
Atatürk’ün Mirası Laik Cumhuriyet

“Memnuniyetle tekrar görüyorum ki laik Cumhuriyet esasında beraberiz...

Devamını Oku
11.02.2026
Laikliğin anayasaya girişi

“Din düşüncesi vicdani olduğundan, parti, din fikirlerini, devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı milletimizin çağdaş gelişiminde başlıca başarı etkeni görür.”

Devamını Oku
04.02.2026
Misakı Milli nedir ne değildir?

Misakı Milli, İngiliz emperyalizmine teslim olmuş sarayın-sultanın değil, emperyalizme karşı bir bağımsızlık savaşı yürüten Mustafa Kemal Atatürk’ün ve İsmet İnönü gibi arkadaşlarının eseridir.

Devamını Oku
28.01.2026
İran'da Atatürk etkisi ve Rıza Pehlevi

Atatürk’ten etkilenen liderlerden biri de İran Şah’ı Rıza Pehlevi’ydi.

Devamını Oku
21.01.2026
İslam dünyasının derin uykusu ve Atatürk

“Bütün Türk ve İslam âlemine bakın: Düşüncelerini, fikirlerini medeniyetin emrettiği değişiklik ve ilerlemeye uyduramadıklarından ne büyük felaket ve ıstırap içindedirler…”

Devamını Oku
14.01.2026
ABD emperyalizmi, Venezüella ve Türkiye

“Nihayet barışı korumak için en hızlı ve etkili tedbir, barışı bozacak herhangi bir saldırganın istediği gibi hareket edemeyeceğini kendisine fiilen gösterecek uluslararası teşkilatların kurulmasıdır.” (Atatürk, 1935)

Devamını Oku
07.01.2026
Atatürk Ankara’dan sesleniyor

“Her Halde Âlemde Hak Vardır ve Hak Kuvvetin Üstündedir”

Devamını Oku
31.12.2025
Menemen Olayı, İrtica ve Laiklik

“Bizi yanlış yol sevk eden habisler (kötülükler), bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir ” (M. Kemal Atatürk, 16 Mart 1923)

Devamını Oku
24.12.2025
Lozan Antlaşması ve ABD

“Bugün Türk Delegasyonu ile imzaladığımız dostluk ve ticaret antlaşması, benim elde etmek istediğimden çok uzaktır. Bu anlaşma, Türklerden koparmak istediğimizden çok fazla imtiyazı (ayrıcalığı) bizim Türklere verdiğimizin belgesidir.”

Devamını Oku
17.12.2025
‘ABD’nin ‘Yeni Türkiye’ hayali’

Samuel Huntington, “Medeniyetler Çatışması” adlı kitabında Türkiye’nin yönünü Batı’dan Doğu’ya çevirerek İslam dünyasının lideri olmasını öneriyor, bunun için de “Atatürk’ün (laik Cumhuriyet) mirasının reddedilmesi” gerektiğini belirtiyordu.

Devamını Oku
10.12.2025
Atatürk’ün ders kitabında ‘Demokrasi ve Kadın Hakları’

“Özetle kadın, seçmek ve seçilmek hakkını elde etmelidir...

Devamını Oku
03.12.2025
Millet Mektepleri

“Türk harflerinin bütün vatandaşlara kapılarının önünde ve işlerinin başında öğretilebilmesi için daha bu sene içinde Millet Mektepleri teşkilatı yapacağız.

Devamını Oku
26.11.2025