Ananı al git anayasası

18 Ekim 2020 Pazar

Ampul karanlık saçıyor!” edebiyat sayılabilir diyebiliriz.

Amaaa..

Simgesi ampullü iktidar, karanlık saçıyor” demek suç olabilir.

Becerikli bir savcı, “simgesi ampullü”den suç üretebilir.

Ölüsü kandilli deyimini çağrıştırıyor- subliminal bir hakaret ve öfke ifade ediyor!” diye Türkçe deyimler sözlüğünü kanıt gösterebilir.

*

Anayasa Mahkemesi üyesine esmiş “AYM’nin ışıkları yanıyor” diye tweet atmış.

AKP’nin ampulleri karanlık saçıyor - Darbe geliyor” demiş gibi herkes kıl kaptı.

Sehven dedi. Özür diledi ama kimseyi kesmedi.

Reyiz’i keser mi?

Siyasete soyunuyor!” teşhisi koydu.

Siyasete soyunmak ayıpsa adalete soyunmak daha da ayıp hatta suç.

İçişleri Bakanı’ndan Meclis Başkanı’na, adalete soyunan soyunana.

Ki bu daha da tehlikeli.

Önümüz kış diye değil, adaletin simgesi kadın olduğu için.

Hem de gözleri bağlı, elleri - kolları meşgul bir kadın.

Adalet magandalarının iştahını kabartan da belki de bu.

*

Bu taifeye ilk kez bir mahkeme heyeti de dahil oldu. 

Anayasa Mahkemesi’ni tanımadığını ilan etti.

İnkârın en kestirme yolu “tanımıyorum” demektir.

İlhamı belki de Reyiz’den aldılar.

Reyiz de Can Dündar ve Erdem Gül için AYM’nin verdiği “hak ihlali” kararını tanımadığını ve AYM’ye saygı duymadığını ilan etmişti. (28.02.2016)

*

İzninizle azıcık şahsi tarih:

Eski Türkiye’nin çoğu gazetecisi gibi mesleğe polis-adliye muhabirliğinden başladım.

Karakolluk olanları izledim. Bir kesim, belki de hâlâ öyledir, genellikle, mevzuat deyişiyle “sinkaf” yüzünden mahkemelik olur.

Sinkaf”a maruz kalanlar ise yazık ki çoğunlukla hep analar ile avratlardır. 

Bunun nedeni, naçiz kanaatimce, pratik, alfabetik ve fonetik bir toplum moplum olmamızdandır.

Ağzını “a” ile açanın, aklına ilk gelen sözcük “ana”!

Ki Reyiz de başbakan iken Mersin’de böyle bir kazaya karışmıştı.

Ve “Anamızı ağlattınız!” diyen bir vatandaşı “Ananı da al git..” diye azarlamıştı.

Devamını getirmedi. Takdiri ilahi bu ya, bir süre sonra araya giren Azrail anneciği alıp götürdü.

O günlerde milli ve yerli müteahhidimizin malum a’lı beyanı üzerinden

analı avratlı” lafların iktidarlar için hayra alamet olmadığını anlatan bir yazı yazdım. 

Takdir açlığı çeken adamlarının aklına uyan Reyiz de cumhurbaşkanına hakaret ve iftiradan (TCK 299) suç duyurusunda bulundu.

İnsan bu 5 yıl hapisliği göze alsa bile, halkımızın bir kesimi için hâlâ mübarek bir insan olan Reyiz’e tövbe tövbe iftira ve hakaret edeni mahkemeden önce cin çarpar. 

*

İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na avukat Turgut Kazan’la birlikte gittik.

Siyasetimizin mizah fukarası olduğunu, bu eksikliği Reyiz’in avukatlarının bile bizzat hissettiğini “hakaret ve iftira iddiası”nın bunun kanıtı olduğunu falan anlattım.

Hakaret ve iftira iddiasına belli ki sayın savcı da şaşırdı ve renk vermedi. 

Ama takipsizlik kararı verdi. 

Belki de o günlerde tek adamlık henüz “pik” yapmadığı için..

*

Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar!” 

Bu sözü de “Ananı al git anayasası” başlıklı bir başka yazıda şöyle yorumlamıştım:

Hukukun, demokrasinin, kısacası devletin ve milletin anasını ağlatmanın en kestirme yolu anayasanın anasını ağlatmaktan geçiyor. (29.01.2017)

*

Devlet demek, anayasa demektir.

Bu gerçeği İstanbul Hukuk Fakültesi’nde iken (1967-68) “Teşkilat-ı Esasiye Hukuku” adıyla okutulan anayasa derslerinde öğrenmiştik. 

Anayasaya karşı çıkmak kamu düzenini ve devleti inkâr demekti.

Cezası da o dönemde idamdı. 

Hocamız dönemin efsane hukukçularından Prof. Hüseyin Nail Kubalı (1903-1981) idi. 1961 Anayasası’nı hazırlayan kurulun üyesi olduğu için de bazı maddelerin serüveninden söz ederdi. Özellikle de anayasa metnine dahil başlangıç (dibace) bölümünün son cümlesini, yinelerken gözleri dolardı:

(Bu anayasa) asıl teminatın vatandaşların gönüllerinde ve iradelerinde yer aldığı inancı ile hürriyete, adalete ve fazilete âşık evlatlarının uyanık bekçiliğine emanet eder.

O dönemde, büyük amfi forumlarındaki ataklığıyla tüm fakültenin tanıdığı Deniz Gezmiş ve arkadaşları acaba “anayasanın uyanık bekçiliği görevi” sözlerinden etkilenmiş olabilirler mi? 

Öyleyse “Anayasayı zorla değiştirmek”le suçlanıp ölümle cezalandılmaları daha da hazin.

*

Anayasayı tanımayan o İstanbul mahkemesine gelince... Acaba, ülkemizdeki hürriyet, adalet ve fazilete âşık evlat sayısındaki yetersizliğin rantını mı yiyor?


Yazarın Son Yazıları

Kıssalı... Hisseli 11 Ekim 2020
Fıstıki yeşil hak... 27 Eylül 2020
Anıtkabir korkusu 30 Ağustos 2020
Tespih 23 Ağustos 2020
Huzur mu, mutluluk mu? 16 Ağustos 2020
Hutbe... Ama kimin için? 26 Temmuz 2020
Artık Fatih’in halefi! 12 Temmuz 2020
Şeytanıracim* 5 Temmuz 2020