Anıtkabir korkusu

30 Ağustos 2020 Pazar

Zafer Bayramımız kutlu olsun.

İktidar sadece “şahsın zaferleriyle” ilgilendiğinden “kutlama yapmak” yasak. (Bakmayın siz Saray İletişim Amiri’nin lagaluga beyanlarına.)

350 bin kişiyle yüz yüze, diz dize Ayasofya açılırken, gayretli Sağlık Bakanı dahil kimsenin zikretmediği korona, konu ulusal bayram olunca akla geldi.

Ulusal bayramları bu millet doksan küsur yıldan beri sokaklarda, meydanlarda ve Anıtkabir’de kutluyor.

Ama Anıtkabir, İçişleri Bakanı emri ile valilik üzerinden yine riskli ilan edildi.

Aslında haklılar. Çankaya Köşkü gibi burası da Cumhuriyetin “hafıza mekânı”. (Bu yazı, Reyiz kumandasında tarihe ve halka karşı yürütülen “hafızadan silme” savaşıyla ilgili. Biraz sabır lütfen.)

***

Kurtuluş Savaşımızdan daha milli, yerli, hatta daha İslami ne var tarihimizde?

Büyük Taarruz şiirinde Yahya Kemal feryat ediyor:

Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi.

Senin uğrunda ölen ordu, budur yâ Rabbi.

Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,

Galip et, çünkü bu son ordusudur İslâmın!”

***

Reyiz’in ezberinde değilse çok ayıp!

İslam” var, “ezan” var, “Rabb” var!

Türk” neyse de sonunda “zafer” var...

30 Ağustos’un, yani Başkomutanlık Muharebesi’nin zaferi!

Keşke o muhalif - münafık beygirden düşme travmasını atlatmış olsaydı da..

Bugün Dumlupınar’da doru bir kısrağa binip şımarık Yunana, arsız AB’ye görüntülü bir “Başkomutanlık” mesajı verebilseydi. (Kendisi muvazzaf başkomutanımız; muzaffer de olur inşallah.)

Ama at binme sayfasını belli ki ebediyen kapattı.

At, avrat, silah” geleneğimiz de “okçu başı” da ilan ettiği mahdum Bilal kardeşimizin üzerinde kaldı.

Ama o babasından akıllı ve tedbirli.

Ata çifte seyis eşliğinde biniyor. Yuları da AKP’li belediye başkanlarına teslim ediyor.

***

At üstünde duramamak insanlık hali.

Ama bir “başkomutan” için pek yüz ağartıcı değil. Görüntüleri bir tık ile karşınızda.

(Bir Ermenistan haber sitesi -Newsam- 18 saniyelik bir görüntü koymuş 188 bin küsur kişi izlemiş.) Reyiz’in karizması için kıyamete kadar bir tehdit.

Sanal âlem milyonlarca huzur kaçırıcı haber ve görüntüyle dolu. En dikenlileri de “servet” ile ilgili olanlar.

***

Yüzük ile başladığı siyaset yolculuğunda, en zengin liderler sıralamasında 8. sıraya kadar yükseldi.” (Sözcü 1.7.2014) (Belediye başkan adaylığı sırasında siyasette hırsızlık yapmadan zengin olunamayacağını söylerken, parmağındaki alyansı göstermişti.

***

Geçen ayki sosyal medya yasası ile vatandaşlara “Unutulma Hakkı” sağlandı.

Kullanıcılar kendilerini rahatsız eden içerik ve görüntülerin arama motorlarından tümüyle silinmesini isteyebilecekler.

Adı “Unutulma Hakkı” ama aslında “Unutturma Hakkı”.

En temel hak olan “yaşama hakkı”nı tehdit eden konulara kulak tıkayan iktidar durup dururken “unutulma”yı neden “hak” olarak ilan etti ki?

Çünkü, yolun sonu görünüyor. Artık varlığını sürdürmesi, 18 yıldır yaptıklarının unutulması ile mümkün.

***

Eski Türkiye” dedi. Türkiye Cumhuriyeti’nin üstüne kendince çarpı işareti koydu.

2023’e varınca da Cumhuriyet sıfırlanacak, kendi Türkiye’leri başlayacak.

Hazırlıklar bunun için.

Unutulma hakkı ile niyet kendi torunları dahil gelecek kuşakların, öğrenmesini önlemek olmalı:

Dön de bitsin artık bu hasret” videolarını, “Çocuğu bile yok, aile nedir bilmez, o Bahçeli” ile “Rüşvetçilere kol kanat gerenden, evdeki paralarını sıfırlarken haysiyeti sıfıra düşürenden Cumhurbaşkanı olmaz” kayıtlarını unutturmak.

Ama bu hedefe ulaşmak, ulusal bayramlara kısıtlama ve yasak koymak kadar kolay değil.

Dijital dünya okyanuslardan öte uçsuz bucaksız bir âlem. O görüntülerin de milyonlarca mecrada, sitede milyonlarca kopyası var.

***

Bayramları kısıtlamanın, yasak koymanın nihai hedefi “toplumsal hafıza” üzerinde de tahakküm kurmak. Aşama aşama yürütülen bir Cumhuriyet değerlerini belleklerden silme siyasetinin bir parçası.

Bu sosyal medyaya getirilen “unutulma hakkı”na paralel ve sinsi sinsi yürütülen bir politika.

949 yıl önceki Malazgirt Zaferi de elbette çok önemli. Van Gölü kıyısında cümbür cemaat, tıkış tıkış 1071’i kutladıktan sonra, on binlerce metrekarelik açıklık ve ferahlıktaki Anıtkabir ziyaretine “asgari katılım” ve “kısa süre” şartı getirmek bu mekândan korkulduğunun kanıtı.

Anıtkabir bu milletin en kutsal en güçlü “hafıza mekânı”dır. Ulusun manevi birliğinin ortaklaşa hissedildiği bir merkezdir.

Geçmişi güncel tutmakta geçen zamanı yaşanan gerçekliğe bağlamaktadır.

Çankaya Köşkü de öyle idi. Oraya kilit vurularak manen yok edildi. Kısıtlama ve yasaklarla sıra Anıtkabir’e gelmiş görünüyor.

Ama mezarlıkta ıslık çalınmaz. Çaldırmazlar.


Yazarın Son Yazıları

Kıssalı... Hisseli 11 Ekim 2020
Fıstıki yeşil hak... 27 Eylül 2020
Anıtkabir korkusu 30 Ağustos 2020
Tespih 23 Ağustos 2020
Huzur mu, mutluluk mu? 16 Ağustos 2020
Hutbe... Ama kimin için? 26 Temmuz 2020
Artık Fatih’in halefi! 12 Temmuz 2020
Şeytanıracim* 5 Temmuz 2020