Uçtu uçtu niye uçtu?

04 Nisan 2021 Pazar

Grenada’yı artık yenmesek de olur.

Vaka sayısında Avrupa birincisi, dünya dördüncüyüz. 

Maske, mesafe, temizlik kâr etmedi. 

Temizliği boş verip muskayı eklemek şart oldu.

Muska, yerli ve milli bir geleneğimiz.

Tarihi hastanelere, mekteplere, parklara çöken cemaatler, tarikatlar, vakıflar derhal devreye girmeli.. 

Ayasofyacı başimam da anayasa telkinlerine ara vermelidir.

Derhal muska seferberliği başlatılmalıdır!

Göktürk Yazıtları’ndan bu yana reçete yerine muska yazdıran bir kavimiz. 

Profesör Nusret Fişek, doğuda hekimlik yaparken bir hastasının muskasını açıp içeriğini öğrenmişti. Rahmetli yazarımız Mustafa Ekmekçi’ye açıklamıştı: 

“Sıtma - Bu iti tutma!” (21 Nisan 1991 Cumhuriyet)

***

Covid, itleri değil, sağlıkçılar da dahil nice yiğitleri tuttu, tutuyor.

Madem aşıyı çeşitlendirdik.

Madem mutasyon üstüne mutasyon var.

Sağlık Bakanı tedbirleri de çeşitlendirsin.

Tıpkı kardiyovasküler cerrahiye hacamat eklendiği gibi maske, mesafeye muskayı da eklesin!

Ve “Ne Biliyim Kurulu” da bakana ve kendisine “ar damarı nakli” için bir tavsiye kararı çıkarsın.

***

Devlet Bey’in aile terbiyesi Reyiz’den daha muhkem.

Öfkesi de köpüklü.

Yine de “Anayasa!.. Anayasa!” diye haykıranlara “Ananı ... al git!” dediğini duyan olmadı.

Manasız işler de yapsa, Tayyip’in manası “iyi ve hoş”.

Zaten, kötü ve boş olsaydı; takdiri ilahiden on dokuz yıldır başımızda çöreklenip kalmasına müsaade çıkar mıydı?

Devlet Bey ise “ebet müddet - devlet!” 

Millet ise “ittifak”a isim olunca illet oldu, zillet oldu.!

***

Devlet, Reyiz’den soruluyor.!

Reyiz de Devlet Bey’den!

Yine de tek hedef belirleyici Devlet Bey!

“Ordular ilk hedefiniz..” diye do majör kıvamında haykırması ve “Anayasa Mahkemesi’nin kapatılması ertelenemez bir hedeftir!” buyurması bundandır.

Ki çok haklıdır. 

Asliye hukuk hâkiminin, kasaba savcısının iplemediği, partili bürokratın takmadığı Anayasa Mahkemesi’ni paspas olmaktan kurtarmak için kapatmak tek çaredir!

Mahkemesi olmayan anayasa olsa ne yazar, olmasa ne yazar!?

Helal olsun Devlet Bey’e!

***

“Salla kazan” diye de TV’lerde dönüp duran bir reklam var.

Belli ki bu slogandan çok etkilenmişler.

Danışmanların konuşma metinleri ve önerileriyle, aylı-uzaylı projelerle “sallayıp sallayıp” kazanmak istiyorlar.

Damat da aynı yolda yürüdü.

Haftaya 6. ay dolacak ki hâlâ ortalıkta yok!

İnşallah, Reyiz’in dileği tutmamış olsun ve taş olup birilerinin kafasına düşmemiş olsun!

***

Önceliği şaşırdı.

Dikenleri daha zehirli “Gençliğe Hitabe” dururken ilkokul çocuklarının “and”ını yasakladı.

“Türküm. Doğruyum. Çalışkanım. Yasam: Yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir!” demek mi bir iktidar için sinir bozucudur?

Yoksa... 

“Memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlarını müstevlilerin (işgalcilerin) siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir” haykırışı mı?

Reyiz’in, eski deyimle “ehemmi (en önemli olanı) değil de mühim bile olmayanı” tercih etmesi niye?

Acaba yine mi yanılttılar?

***

Araya kendi pudraşekerci kadroları ile işsiz güçsüz, çaresiz gençler girmiş olsa “Dininin, dilinin, kininin, ırzının davacısı bir gençlik” buyruğunun üstünden 10 yıl geçti. 

O gün, (elde tuzluk) önde giden, sosyolog da olan bir meslektaş şöyle yazmıştı:

“Etkili, hatta çok etkili bir belagat. İyi seçilmiş kelimeler, müthiş bir kavram koregrafisi, ‘vurgu’ denilen vokal sanatının en itinalı müdahaleleri.

Genç insanı, en genç yerinden yakalayacak teknoloji ve üzerine ustanın maharetle monte ettiği heyecan. Öyle bir elektrik ki amperi, voltajı salona sığmıyor, ekranlardan bizi çarpıyor. Evet, Başbakan Erdoğan’ın AK Parti Gençlik Kolları toplantısındaki konuşması dört dörtlüktü.. Eğer siyaset; söyleyebilmek, anlatabilmek, ikna edebilmek sanatı ise Çiçero’yu maziye gömecek bir belagatti başbakanınki. Bir gencin aklını başından alacak kadar lirikti. ‘Kalkın yürüyoruz’ dese, bir saniye bile düşünmeden kalkıp yürünecek bir konuşmaydı...” (Hürriyet, 21 Şubat 2012)

Bu konuşmadan ve yazılanlardan etkilenip pudraşekerine yönelenler, deist - teist olanlar da oldu. 

Ama en çok etkilenip tek adamlığa, oradan da Ay yolculuğuna ve milli uzay istasyonculuğuna yönelen bir tek Reyiz oldu.

“Şeyh uçmaz, müritleri uçurur!” sözü bir kez daha doğrulandı. 

Üstelik uçuranlar mürit bile değil, harbiden-haybeden ün peşindekiler.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Az kuru az pilav rejimi 5 Aralık 2021
Öneri vakti.. 21 Kasım 2021
Ruhun sunumu 7 Kasım 2021