Ayşe Emel Mesci

Özgür mü olacağız, tavuk mu?

03 Mayıs 2021 Pazartesi

“Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır... Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve bilimin gelişimini inkâr etmek olur...” 

HERKESE BİLİM TEKNOLOJİ BEŞ YAŞINDA

Mustafa Kemal Atatürk’ün Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip’in bir sorusuna verdiği bu yanıt, Nisan ayında 5. yılını kutlayan “Herkese Bilim Teknoloji” dergisinin künyesinde yer alır. 

İlhan Selçuk yönetimindeki “Cumhuriyet” gazetesinin yayın dünyamıza yaptığı önemli katkılardan biri olan “Bilim ve Teknoloji Eki”nin (1987-2015 arasında yayımlandı, 26 Aralık 2015’te son sayısı çıktı) kapatılmasından sonra, Orhan Bursalı, Özlem Yüzak, Reyhan Oksay ve diğer “bilim dostları”nın inisiyatifiyle Nisan 2016’da yayın dünyasında yerini aldı. Türkiye’de dergicilik her zaman zor bir uğraş olmuştur ama bilimi popülerleştirerek okuyucu kitlesine ulaştırmayı, bilim insanlarına, aklın ve bilimin değerlerine alan açmayı kendine misyon edinen “Herkese Bilim Teknoloji” bu zorlukların altından kalkmayı başardı. Her perşembeyi benim gibi iple çeken, sadık bir okur kitlesi kazandı. Arkadaşlarımı gönülden kutluyor, nice yıllara diyorum.

EĞİTİM, BİLİM VE SANAT

Modernliğe açılan kurumsal yapıların derinlere nüfuz edemediği, eğitimsizliğin ve çağdışı bağların kıskıvrak yakalayıp bırakmadığı bir toplumda, Atatürk birey aklını özgürleştirmeyi hedefleyen “kültür devrimi” için üç temel dayanağa güvenmişti: eğitim, bilim ve sanat. Dikkat edilirse, iz bırakan ve tüm gerici çabalara rağmen etkileri silinemeyen, şimdi ise doğrudan hedef alınan adımların hemen hepsi bu üç alanda atılmıştır.

En parasız zamanlarında bile iki sayfa “Kültür-Sanat”tan, “Bilim ve Teknoloji” ekinden vazgeçmeyen “Cumhuriyet” gazetesi yönetiminin bu tavrının, bu kurucu felsefeden kaynaklandığına kuşku yoktur.

Yazılarını her zaman zevkle takip ettiğim Doğan Kuban, 9 Nisan tarihli yazısının sonunda, yaşadığımız sıkıntının, onun deyişiyle “debelenme” halinin özünü iki cümlede özetlemiş: “Türkiye büyük bir yalan ortamında yaşıyor. Buna olanak veren, toplumun cehalet mirasıdır.”

Bu “yalan ortamı” ile mücadele, geleceğimizi belirleyecek bir öneme sahip. İnsanlığa evrim yasasını armağan eden Charles Darwin (1809-1882) şöyle demiş: “Bilim ve sanat, bir kuşun iki kanadı gibidir. Bu iki kanadı kullanabilen toplumlar uçar ve özgür olurlar. Uçamayanlar ise tavuk olur. Tavuk toplum, önüne atılan bir avuç yemi gagalarken arkadan yumurtalarının alındığının farkında bile olmaz.”

Şimdi bir an duralım ve kendimize soralım: Özgür olup uçmak mı istiyoruz? Yoksa yumurtaları sürekli çalınan tavuklar gibi olduğumuz yerde eşinmek mi?

ALİ CEM KÖROĞLU SORUŞTURMASI

2020 yılının son aylarında Devlet Tiyatroları’nda yaşanan inanılmaz ihmal ve hatalar zinciri sonucunda, önce değerli tasarımcı Ali Cem Köroğlu’nu, ardından da ablası Ayşe Köroğlu’nu koronavirüs nedeniyle kaybetmiştik. Bu konuda, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt, İzmir Devlet Tiyatrosu Genel Müdürü Levent Ulukut ve Sanat Teknik Müdür Yardımcısı Hakan Eroğlu ile İzmir Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü sözleşmeli sanatçısı Sıddık Akın Kurt hakkında 8 Aralık 2020’de İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunan Kültür Sanat-Sen, bakanlığın ilgili şahıslar hakkında soruşturmaya olur vermesiyle adli soruşturma sürecinin nihayet başladığını şu sözlerle duyurdu: “5 Aralık 2020. Ali Cem Köroğlu’nu Covid-19 yüzünden kaybettik. Unutmadık, unutturmayacağız, sebep olanlardan hesap soracağız dedik. Tam 145 gün oldu seni kaybedeli Ali Cem… Adaletin yerini bulması için, sorumluların cezalandırılması için takipçisiyiz.”

Takipçisiyiz.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Suda Ayak İzleri 12 Nisan 2021