Rodrik: 28 Şubat ayrı, dava ayrı

24 Ağustos 2021 Salı

Dünyanın en bilinen ekonomi profesörlerinden biriydi...

Eşiyle birlikte bir koca kumpası çökertmek için elini taşın altına koyandı...

Binlerce kilometre uzakta, Türkiye’ye adalet gelsin diye mücadele verendi.

Tanıyorsunuz, adı Dani Rodrik. Türkiye’de geniş çevrenin “Çetin Doğan’ın damadı” diye de tanımladığı, Harvard Üniversitesi öğretim üyelerinden.

Rodrik, eşi Pınar Doğan ile Balyoz davasındaki örgütlü sahteciliği ortaya çıkaranlardandı. Yıllar sonra, “meğer haklıymış” denilenlerdendi.

Gelin görün ki... Kumpas dönemi bitti derken kayınpederi Çetin Doğan yine hapse girdi. Bugünkü davayı kurgulayan da aynı örgüt, yani Fethullahçılardı.

Peki, şimdi ne düşünüyordu?

Dani Rodrik’e sordum. Şu yanıtı aldım:

“28 Şubat dönemi ile ‘28 Şubat davası’ arasında ayrım yapmak lazım. 28 Şubat dönemi, mağduriyetlerin yaşandığı sorunlu bir dönem. Bu dönemin faturası, hukuk kurallarının hiç edildiği bir dava ile birkaç kişiye çıkarıldı. Balyoz-Ergenekon gibi kurgu davalarda gördüğümüz benzer yöntem ve dijital delillerle bir kez daha insanlar mahkûm edildi. Kanımca böyle bir sürecin, adalete hizmet etmesi ya da yaşanmış mağduriyetleri gidermesi mümkün değil.”

Deneyimle öğrendi bunları söyleyen. Hegel’in şu sözüyle bitireyim:

“Deneyim ve tarihin bize öğrettiği bir şey varsa, o da halklar ve hükümetlerin tarihten hiçbir şey öğrenmediğidir.” 


ÇUBUK BAŞSAVCISI’NIN DOSYASI AÇILMADAN RAFA KALKTI 

İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu’ya Halk TV çıkışında yumrukla saldıran Sinan Oral tutuklandı.

Ve yine Çubuk anımsandı. Nasıl hatırlanmasın! 2019’da CHP lideri Kılıçdaroğlu’na yapılan linç girişimi yeni bir dönemin başlangıcıydı.

Kılıçdaroğlu için “yakın!” diyenler, onu öldürme çağrısı yapanlar, yumruk atanlar bir gün dahi cezaevini görmemişti.

CHP’nin avukatlarından Celal Çelik’i aradım. Saldırıya dair davayı sordum.

Azmettiricilerinin sorgulanmadığını, örgütlü suç olmasına rağmen ağır ceza yerine asliye mahkemesinde yargılama yapıldığını ve halen kayıp faillerin olduğunu hatırlattı.

Bir de...

Osman Sarıgün’dü Kılıçdaroğlu’na yumruk atan. Çubuk Cumhuriyet Başsavcısı Mesut Güler, “tutuklama sebepleri bulunsa bile” demiş, ancak “sağlık durumunu” dikkate alarak o saldırganı serbest bıraktırmıştı. 

Meğer CHP de bunun üzerine Hâkimler ve Savcılar Kurulu’na (HSK) başvurmuş. Parti, başsavcının siyasi yaklaşım sergilediğini ve görevini kötüye kullandığını madde madde belirtmiş. Hakkında disiplin ve ceza soruşturması başlatılmasını talep etmiş. 

Duydum ki sonuç şu: 

Önce, Kılıçdaroğlu’na yumruk atanı özgürlüğüne kavuşturan başsavcıya ödül verildi. Yargıtay Savcılığı’na atandı. Sonra, bu karara imza atan HSK, ödül verdiği başsavcı hakkındaki şikâyet dosyasını daha açmadan rafa kaldırdı. İşleme bile koymadı. 

Unutmayalım: Gün gün artan bu saldırılar ve cezasızlık, Türkiye’de bir şeylerin örülmeye başlandığının en büyük işareti.  


DİYANET CEPHESİ GEMİLERİ YAKTI 

Işıkçılar cemaatinin yayın organı Türkiye gazetesinin Diyanet ile bir savaşa girdiğini daha önce bu köşede okudunuz. Yaşananların, kurumun hazırladığı raporlarda Işıkçıları hedef almasıyla ilişkisini sorgulamıştım. 

Gördüm ki işte o savaşta kılıçlar daha sert bir şekilde çarpışmaya devam ediyor. 

Zira... 

Türkiye yazarı Ahmet Şimşirgil, bir süre önce yine Diyanet’i hedef aldı ve şöyle dedi: 

“2005’te Diyanet’ten Sorumlu Devlet Bakanı Prof. Dr. Mehmet Aydın’ın organizatörlüğünde Ali Bardakoğlu ve Mehmet Görmez’in Diyanet’e yerleştirdiği ekip, yıkım faaliyetini tam gaz devam ettiriyor.” 

Bu yazıya en sert yanıt Mil-Diyanet Sen’den geldi. Diyanet sendikasının başkanı Celaleddin Gül şunları dedi: 

“TGRT ve Türkiye gazetesinin tetikçisi Ahmet Şimşirgil, haddini aşarak Diyanet için ‘rehberleri oryantalistler’ ifadesini kullanarak Diyanet’i, Din İşleri Yüksek Kurulu’nu tahkir ve tezyif etmiştir. Fitne ve fesatlıkta haddini aşmıştır. 

Yazdığı tüm yazılarda ve çıktığı TV programlarında özellikle Diyanet düşmanlığını körükleyen, Diyanet içinde fitne çıkarmak için çaba gösteren TGRT’nin tetikçisi sayın Şimşirgil; kendisi tarihçi olduğu halde tefsir, fıkıh vb. cahili olduğu tüm konularda ahkâm keserek Diyanet’e saldırmaktadır. Bu adam kime hizmet etmektedir?” 

Okuduğunuz gibi, çok ağır bir yanıttı bu. 

Türkiye yazarı Şimşirgil ise kendisinin FETÖ’cü olmakla suçlandığını iddia edip şunları yazdı: 

“Bu nasıl bir Diyanet sendikası başkanıdır, diyerek dehşete düştüm. FETÖ ile fikren en büyük mücadeleyi verenleri FETÖ’cülükle suçlamak ya FETÖ’yü hiç tanımamak veya zımnen FETÖ’nün değirmenine tankerlerle su taşımaktır. Diyanet İşleri eski başkanının nasıl gittiğini bilmemektir. Diyanet’te bir dönem FETÖ yuvalanmasını görmemektir. Dinlerarası Diyalog masasından haberdar olmamaktır. Eyvah ki ne eyvah! Diyanet’i bunlar koruyacaksa yandık!” 

O değil de, aklıma geldi:  

Türkiye gazetesinin sahibi Mücahid Ören’in ABD’ye bağlılık ve sadakat göstereceğine dair vatandaşlık yemini etmesinin videosu da bir gün çıkar mı ortaya? 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Ahtapotun kolları 14 Eylül 2021