Geçen hafta yitirdiğimiz İlhan Mimaroğlu için gazetelerde çıkan yazılar onun çok yönlü sanatçılığı ve özellikle kitapları üstüne odaklandı.
Oysa İlhan Mimaroğlu bir besteciydi. Üstelik 1950-60’lı yıllarda, dünyada bile örneklerine çok az rastlanan elektroakustik çalışmalarıyla bu alana öncü olanlardan biriydi. Ne yazık ki bugün onun müziğine, kayıtlarına ulaşılamadığı için yazarlığı öne çıktı. Yazılarındaki albeni ise bu çağı da geçmişi de her yönüyle irdelemiş olmasıydı. Akıcı biçemi, nükteli anlatımı ve yer yer kullandığı kara mizahıyla son derece zevkle okunan kitaplar yazdı. Bunların çoğunu PAN Yayıncılık basmış. İyi ki de basmış. İlhan Bey’den Türkiye’de geriye o kitaplar kaldı. Ya müzikleri?
Geçen cuma günü, İlhan Bey New York’ta toprağa verilirken PAN Yayıncılık’ta 50-60 kişilik bir toplantı yaptık. Onu hiç tanımamış gençler kadar onu yakından tanıyan kuşağın temsilcileri de vardı. Anıların yanı sıra, kitaplarından satırlar okundu, Türk ve dünya müziğindeki yeri konuşuldu. Ama en önemlisi Alper Maral’ın kendi arşivinden getirdiği uzunçalarla ve artık piyasada bulunmayan CD’lerle onun müziğini dinlemekti.
Özellikle Finnadar’dan çıkan “Criminal Record” (kapağında parmak izi vardır) onun yaşamının bir izdüşümü gibidir: 1952’deki “3 Piyano Parçası”ndan başlayarak, “Music Plus One” gibi elektronikle akustiği birleştirdiği çalışmalarını, tümüyle elektronik olan “Prelüd No.11” ve “No.12”yi kapsar. “12. Prelüd”de Orhan Veli’nin şiirini Güngör Mimaroğlu’nun sesinden dinleriz: Elektronik ortam arkada gizemsel bir zeminde 12-tonda sesler örerken, Güngör Mimaroğlu’nun okuduğu Orhan Veli şiirini duyarız: “Denizlerimiz var güneş içinde...” Bu prelüd, 2. prelüdle birlikte Fellini’nin “Satyricon” filminde kullandığı müziktir.
Arşivimde İlhan Bey’den özel olarak istediğim iki ayrı kayıt yer alır: Birincisi “Zaman İçinde Müzik” kitabımın CD’lerindeki 1986 tarihli “17. Prelüd”; ikincisi de Dağhan Baydur ile birlikte hazırladığımız “Galatasaraylı Besteciler” CD’sindeki “Yaylı Dörtlü No. 4” ile “Trackt”in final bölümlerinin birleşimi.
Okurlarıma salık vermek için İstanbul’da Mimaroğlu’nun müziğini aramaya koyuldum.
İstanbul’daki belli başlı klasik-caz müziği satan dükkânlara sordum ve en sonunda Lale Plak’tan bilgi aldım. Yarım yüzyıldan fazla Tünel Meydanı’nda müzikseverlere hizmet sunan bu dükkânda bile ne yazık ki şu anda Mimaroğlu’na ait hiçbir kayıt yok.
En kısa zamanda İdil Biret’in “Naxos” kaydını; New World Records’un Columbia-Princeton Elektronik Müzik Merkezi’nde üretilmiş, Bülent Arel’in de yapıtlarının yer aldığı CD’yi ve Locust’tan 2004’te çıkan “Agitation” adlı CD’yi getirtmek için uğraşıyorlar. Finnadar’dan çıkan “Criminal Record”a ve Freddie Hubbard ile kayda aldığı “Sing Me a Song of Songmy” adlı CD’ye ulaşmanın yolu yokmuş. Ne yazık ki şu anda satılmakta olan hiçbir şey bulamadım.
İdil Biret’in Finnadar Records’dan kayda aldığı “Session” (1975) konuşma sesi, elektronik ortam ve piyano içeriyor ve İdil Biret için bestelenmiş. “İdil Biret Archive Edition-3 (IBA026)” ve şimdi de Naxos’tan piyasaya çıkan bir seri. Finnadar, Mimaroğlu’nun 1972-1980 arasında Atlantic Record’un bir alt kuruluşu olan kendi kayıt şirketiydi.
Mimaroğlu kendi döneminin nice bestecisi gibi önce akustik çalgılarla beste yapmaya başlamış, sonra akustikle elektronik birleşmiş. Yapıtlarının çoğunu Columbia Princeton Elektronik Müzik Merkezi’nde gerçekleştirmiş. Bu konuda Ussachevsky, Edgard Varèse ve Stefan Wolpe gibi öncülerle çalışmış olması yeni çağın nabzını yakından tutmasına yol açmış. Ancak elektronik müziğe yönelince akustiği tümüyle terk etmiş değil. Örneğin yaşamının en son yapıtlarından birisi klarnet, keman ve çello için akustik çalgılardan oluşan bir üçlüdür ve iyice imge gücünü zorlayan bir başlık taşır: “Görmemiş Olduğum bir Film için Müzik” (2005).
Piyano yapıtları da özel bir ayrıcalık taşır: Kimi zaman caz müziğine göndermeler, kimi zaman diğer çağdaş bestecilere göndermeler vardır. 30 yıl çalıştığı Atlantic Plak şirketinde, Freddie Hubbard, John Coltrane ve Charles Mingus gibi ustalarla bugün tarihe geçen albümlerin yapımcılığını üstlenmişti.
İlhan Mimaroğlu’nu anlatırken her cümleyi seçerek kullanıyorum. Zira belli kalıplar içinde kategorize edilmeyi hiç kabul etmezdi. Ben de elimden geldiğince onun özgür kişiliğini zedelemeden yazmaya çalıştım.
Mimaroğlu'nun 'kayıp' müziği
Yazarın Son Yazıları
Tam geçen haftaki Ayla Erduran’ı anma etkinliği üstüne yazımı hazırlarken sevgili Yeşim Gürer Oymak’ın İKSV Genel Müdürlüğü’ne atandığını duydum.
Geçen hafta 3 Ocak’ta çok değerli bir opera sanatçımızı, bariton Prof. Dr. Mesut İktu’yu yitirdik.
Yalçın Tura’ya (d.1934) 2025 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri kapsamında “müzik özel ödülü” verildi.
İDSO’nun her yıl Erdal İnönü’nün anısına bir konser adaması ne kadar anlamlıdır.
Soprano ve şef Barbara Hannigan’ı 2023’te İstanbul Müzik Festivali çerçevesinde ve BİFO eşliğinde dinlemiştik.
Bir zamanlar Boğaziçi Üniversitesi’ndeki akademisyenlerin ürettikleri çalışmaları kamusal alana taşımak ve üniversitenin entelektüel canlılığını toplumla buluşturmak amacıyla rektörlüğün üst katındaki kütüphanede “Kitaplar Arasında Buluşmalar” düzenlenirdi.
Aya İrini: İKSV Festivali’nin tanığı
Geçen haftaki İDSO/DenizBank konserleri çerçevesindeki konseri değerli şefimiz Gürer Aykal yönetti.
Uzun yıllar önce maestro Gürer Aykal ile yaptığım bir söyleşide şöyle anlatıyordu...
Geçen hafta Aziz Shokhakimov yönetimindeki Tekfen Filarmoni Orkestrası’nın İşSanat’taki açılış konserini dinledik.
Erdal İnönü geçen hafta ölümünün 18. yıldönümünde mezarı başında anıldı.
Bizim çocukluğumuzda Cumhuriyet Bayramı kutlamaları ilkokulda, ortaokulda yapılan törenlerle, marşlarla, okunan şiirlerle dolu dolu geçerdi.
İngiliz orkestra şefi ve viyolacı Howard Griffiths ile dostluğumuz yıllar öncesine dayanır.
Eskiden orkestraların mevsime başlarken ilk konserleri için “Daha üyeler yaz mahmurluğunu üstlerinden atamamış” diye eleştiriler çıkardı.
Yaz yavaş yavaş bitiyor.
Türk Dil Kurumu ödülüm
Leylâ Pamir (1930-2023) çok değerli bir müzik insanıydı.
Geçen hafta Atatürk Kültür Merkezi’nde 6-12 Eylül tarihlerinde yapılan “Pekinel Uluslararası Masterclass”ın AKM Tiyatro Salonu’ndaki kapanışını izledim.
Geçen hafta dört günlük bir Polonya turundaydım.
Cem Mansur’u uzun yıllardır tanırım. Özellikle gençlerin elinden tutması, onlara güvenmesi; orkesta programı hazırlarken bildik yapıtların yanı sıra çağdaş ya da az bilinen tarihi yapıtları izleyiciye ve orkestra üyelerine tanıtması onun en önemli başarılarındandır.
Bilmem dikkat ediyor musunuz son yıllarda ortaya çıkan “nehir söyleşisi” alt başlığı ile bir edebiyat türü var.
Kimi isimler, tarihe bir değil, iki imza atmıştır. Örneğin Bülent Tarcan!
İnsan ne zaman mutlu uyanır?
Osmanlılar 14. yüzyılda Balkanlar’a girmiş, 15. yüzyılda Konstantinopolis’i fethetmiş ve 16. yüzyılda Viyana kapılarına dayanmış, uzun süre Avrupa’nın korkulu rüyası olmuşlar.
Son zamanda yayımlanan üç kitaba değinmek istiyorum...
Bizim kuşak çok genç yaşlarındaydı İstanbul Müzik Festivali ile tanıştığında. Festivalin başlaması ilkbaharın gelmesiydi.
Çağımızın efsane piyanisti Alfred Brendel, ne harika bir çocukmuş ne de ailesinde bir başka müzisyen varmış.
Önceki hafta 53. İstanbul Müzik Festivali güzel bir coşkuyla başladı: Yöneticiler, çalanlar, dinleyiciler hepsi yıllar içinde artık kocaman bir aile olmuş.
Geçen hafta Kurban Bayramı’ydı. Dört buçuk gün kadar sürdü.
19. yüzyılın sonundaki post romantik besteci Richard Strauss (1864-1949) art arda iki opera birden besteler.
Sevgili Oya’cığım, biliyorum, birazdan arayıp: “Bu hafta beni hangi konserlere götürüyorsun” diye soracaksın.
Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası Carlo Tenan’ın yönettiği seçkin bir programla mevsimi kapattı.
ENKA/Can Kiracı/ Opera Bale Festivali
Muhittin ve Gülseren Sadak
Aykal, Naz İrem ve Levendoğlu
Avrupa orkestralarında iki viyolacımız
Dört dörtlük bir dinleti
Suna Korat’ı hiç dinlediniz mi?
Aya İrini: Festivalin efsane tanığı
BİFO’dan unutulmayacak bir dinleti