Geçen hafta BİFO, öncü Türk bestecilerinden oluşan bir program sundu. Yıllardır şöyle bir inanç vardır: “Türk bestecisi çaldın mı gişe geliri düşer.” Bir başka sorun da bestecilerin mirasçılarından çıkar: Hiçbir zaman düzene giremeyen telif hakları sorun yaratır. Dolayısıyla bizim ülke, hiçbir çağdaş ülkede olmadığı kadar kendi çağdaş bestecisini konser programlarına almaz. Oysa Balkanlar’dan gelen bir şef, Güney Amerika’dan veya Yakındoğu’dan gelen bir solist kendi ülkesinin yapıtlarını çaldırdığında onları merakla dinleriz.
Gürer Aykal yönetimindeki BİFO, Cemal Reşit Rey, Hasan Ferid Alnar, Ulvi Cemal Erkin, Ahmed Adnan Saygun ve Necil Kazım Akses’in yapıtlarını seslendirdi. Yorumcular için hiç kolay bir program değildi. Lütfü Kırdar Salonu ise tıka basa doluydu, hatta tek tek sandalya bile satılmıştı. Öncelikle böyle tarihi bir programa imza attıkları için şef Aykal’ı, piyansit Gülsin Onay’ı ve tenor Hüseyin Likos’u kutlamalıyız. Başkemancı Pelin Halkacı ve BİFO üyelerinin dinleyiciye aktardığı elektrik olağanüstüydü. Eğer hâlâ Türk bestecileri için dudak bükenler varsa bu konserin kayıtlarını bulup dinlesinler. Aynı kültürden kaynaklanan sonraki kuşaklar ve nice genç bestecimiz bugün dünyanın her yerinde ödüller kazanıyor.
Konser sonunda bis olarak Onuncu Yıl Marşı, izleyicinin dinmeyen alkışlarıyla ve katılımıyla, tam üç kez art arda tekrarlatıldı. Bu marşın Cemal Reşit Rey’e ait olduğunu bilir miydiniz? Acaba Cemal Bey 1933’te bestelediğinde, marş üstünden bir gün siyaset yapılacağını düşünmüş müydü? Marşın yazılış hikâyesini daha önce de bu sütunlarda anlatmıştım, bir kez daha yinelemekte fayda var:
Cumhuriyetin onuncu yıl kutlamaları için 1933’de bir marş yarışması düzenlenir. Cemal Reşit de yarışmaya katılacaktır: “Recep Peker (zamanın başbakanı) beni Ankara’ya çağırdı. Marşın güftesi Faruk Nafiz Çamlıbel ile Behçet Kemal’e aitti. Cumhuriyet’in onuncu yıl kutlamalarına yetişecekti.”
Cemal Bey, hem Cumhuriyet coşkusunu hem de marş görkemini yakalamak için epey uğraşır. Yazdığı eseri tam dokuz kere yırtar, baştan başlar. En sonunda mehter takımının ritmik yapısından yola çıkar. (Koro girmeden önce orkestranın başlangıcında bunu duyarsınız.) Marşı, sözlerin uygunluğunu da (prosodi) dikkate alarak besteleyip tamamlar. Sonra Ankara’ya, gerekli erkân önünde dinletmeye gider. Sunumda, piyanoyla kendine eşlik ederek söylemeye koyulur. Seçiciler kurulunda bulunan zamanın Milli Eğitim bakanı Saffet Arıkan’dan bir eleştiri gelir:
“Cemal Bey, müzik majör başlayıp akarken Cumhuriyet kelimesinde minöre geçiyor. Malum, minör ‘küçük’ demektir. Yoksa siz, bir Osmanlı ailesinin çocuğu olarak, Cumhuriyeti hâlâ küçük mü görüyorsunuz?” der. Cemal Bey sonradan olayı dehşet içinde ailesine aktarır: “O an için bulunduğum salon beynime yıkıldı sandım. Efendim, minör küçük demektir ama müzikte o manada kullanılmaz. Beethoven Napolyon’un kahramanlıklarına hayrandı. Ona adadığı, Eroica (kahramanlık) senfonisinin ikinci bölümü de do minör tonundadır.” Jüriden bir başkası Fransız milli marşı Marseillaise’in de minör tonunda olduğunu hatırlatır. Marş kabul edilir.”
Bugün marşın sözleri eskidi, artık onuncu yıl bitti, gibi eleştiriler çıkıyor. Oysa marşı hayatta tutan onun sözleri değil, temposu ve müzikal yapısı. Şimdi bu marş sözüyle, sesiyle dimdik ayakta durmakta.
Onuncu Yıl Marşı hep gündemde
Yazarın Son Yazıları
Tam geçen haftaki Ayla Erduran’ı anma etkinliği üstüne yazımı hazırlarken sevgili Yeşim Gürer Oymak’ın İKSV Genel Müdürlüğü’ne atandığını duydum.
Geçen hafta 3 Ocak’ta çok değerli bir opera sanatçımızı, bariton Prof. Dr. Mesut İktu’yu yitirdik.
Yalçın Tura’ya (d.1934) 2025 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri kapsamında “müzik özel ödülü” verildi.
İDSO’nun her yıl Erdal İnönü’nün anısına bir konser adaması ne kadar anlamlıdır.
Soprano ve şef Barbara Hannigan’ı 2023’te İstanbul Müzik Festivali çerçevesinde ve BİFO eşliğinde dinlemiştik.
Bir zamanlar Boğaziçi Üniversitesi’ndeki akademisyenlerin ürettikleri çalışmaları kamusal alana taşımak ve üniversitenin entelektüel canlılığını toplumla buluşturmak amacıyla rektörlüğün üst katındaki kütüphanede “Kitaplar Arasında Buluşmalar” düzenlenirdi.
Aya İrini: İKSV Festivali’nin tanığı
Geçen haftaki İDSO/DenizBank konserleri çerçevesindeki konseri değerli şefimiz Gürer Aykal yönetti.
Uzun yıllar önce maestro Gürer Aykal ile yaptığım bir söyleşide şöyle anlatıyordu...
Geçen hafta Aziz Shokhakimov yönetimindeki Tekfen Filarmoni Orkestrası’nın İşSanat’taki açılış konserini dinledik.
Erdal İnönü geçen hafta ölümünün 18. yıldönümünde mezarı başında anıldı.
Bizim çocukluğumuzda Cumhuriyet Bayramı kutlamaları ilkokulda, ortaokulda yapılan törenlerle, marşlarla, okunan şiirlerle dolu dolu geçerdi.
İngiliz orkestra şefi ve viyolacı Howard Griffiths ile dostluğumuz yıllar öncesine dayanır.
Eskiden orkestraların mevsime başlarken ilk konserleri için “Daha üyeler yaz mahmurluğunu üstlerinden atamamış” diye eleştiriler çıkardı.
Yaz yavaş yavaş bitiyor.
Türk Dil Kurumu ödülüm
Leylâ Pamir (1930-2023) çok değerli bir müzik insanıydı.
Geçen hafta Atatürk Kültür Merkezi’nde 6-12 Eylül tarihlerinde yapılan “Pekinel Uluslararası Masterclass”ın AKM Tiyatro Salonu’ndaki kapanışını izledim.
Geçen hafta dört günlük bir Polonya turundaydım.
Cem Mansur’u uzun yıllardır tanırım. Özellikle gençlerin elinden tutması, onlara güvenmesi; orkesta programı hazırlarken bildik yapıtların yanı sıra çağdaş ya da az bilinen tarihi yapıtları izleyiciye ve orkestra üyelerine tanıtması onun en önemli başarılarındandır.
Bilmem dikkat ediyor musunuz son yıllarda ortaya çıkan “nehir söyleşisi” alt başlığı ile bir edebiyat türü var.
Kimi isimler, tarihe bir değil, iki imza atmıştır. Örneğin Bülent Tarcan!
İnsan ne zaman mutlu uyanır?
Osmanlılar 14. yüzyılda Balkanlar’a girmiş, 15. yüzyılda Konstantinopolis’i fethetmiş ve 16. yüzyılda Viyana kapılarına dayanmış, uzun süre Avrupa’nın korkulu rüyası olmuşlar.
Son zamanda yayımlanan üç kitaba değinmek istiyorum...
Bizim kuşak çok genç yaşlarındaydı İstanbul Müzik Festivali ile tanıştığında. Festivalin başlaması ilkbaharın gelmesiydi.
Çağımızın efsane piyanisti Alfred Brendel, ne harika bir çocukmuş ne de ailesinde bir başka müzisyen varmış.
Önceki hafta 53. İstanbul Müzik Festivali güzel bir coşkuyla başladı: Yöneticiler, çalanlar, dinleyiciler hepsi yıllar içinde artık kocaman bir aile olmuş.
Geçen hafta Kurban Bayramı’ydı. Dört buçuk gün kadar sürdü.
19. yüzyılın sonundaki post romantik besteci Richard Strauss (1864-1949) art arda iki opera birden besteler.
Sevgili Oya’cığım, biliyorum, birazdan arayıp: “Bu hafta beni hangi konserlere götürüyorsun” diye soracaksın.
Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası Carlo Tenan’ın yönettiği seçkin bir programla mevsimi kapattı.
ENKA/Can Kiracı/ Opera Bale Festivali
Muhittin ve Gülseren Sadak
Aykal, Naz İrem ve Levendoğlu
Avrupa orkestralarında iki viyolacımız
Dört dörtlük bir dinleti
Suna Korat’ı hiç dinlediniz mi?
Aya İrini: Festivalin efsane tanığı
BİFO’dan unutulmayacak bir dinleti