Birkaç gün önce...
Siz evde yemek pişirirken...
Siz arabanızla işe giderken...
Siz çocuğunuza ders çalıştırırken...
Siz film izlerken...
Siz tatil planları yaparken...
Siz... siz... siz sıradan bir hayat yaşarken... Bu ülkede bir evin tuvaletinde bir kadın gizlice bir bebek doğurdu kanlar içinde.
Sonra annesiyle birlikte yeni doğan bebeği ağzını sıkı sıkı bağladıkları bir çöp torbasına koydular.
Ve bir caminin önündeki çöp konteynırına attılar.
Sonra eve dönüp yattılar.
O ev...
Tuvaletinde gizlice bir bebek doğurulan ve mutfağındaki çöp torbasına canlı canlı bir bebek koyulan ve o çöp torbası çöpe atıldıktan sonra geri dönülüp yatağında yatılan o ev...
Sanmayın ki sizin eviniz değildir.
Sanmayın ki o iki kadının korkusu ve cinneti sadece o iki kadının korkusu ve cinnetidir.
Evdeki baba duymasın diye.
Evdeki baba duymasın diye.
Evdeki baba duymasın diye.
Evdeki babanın yapabileceklerinden korkan tüm kadınlar aslında aynı cinayetleri hep birlikte işlerler ve aynı korkuyla hayatın en tehlikeli yerine sinerler.
Babalardan korkan kadınlar...
Babalardan korkan kadınlar.
Babalardan korkan kadınlar...
Bazen yanı başımızda... bazen de aynadalar.
Babaya o korkutma ve öldürme ve delirtme hakkını tanıyan tüm toplumlar, göbeği kesilmeden çöpe atılmış bebeklerin ahlarıyla var olurlar.
O yüzden kendilerine gelemezler ve daha iyi bir hayat düşleyemezler.
Evdeki babaların karanlığı ve evdeki kadınların korkaklığı...
Hem insanın hem de toplumun kaderini şekillendirirler.
Evdeki babanın ve devlet babanın ve mafya babasının birbirine derinden bağlı karanlık varlığının pençesinde can çekişen çocuklar, kadınlar ve toplumlar...
O babayı öldürmedikçe daha iyi bir hayata kavuşamazlar.
O babalar, evdeki babalar...
Kalplerine bir çivi gibi çakılmış kadim öfkenin cüretiyle kadınlara yaşam hakkı tanıyamazlar.
O babalar, evdeki babalar...
Aslında onlar da tuvalette gizlice doğum yapan kızlarının katili olacak kadar ağır yaralıdırlar.
Kutsallaştırılarak pasifleştirilmiş kadının başrol oynadığı cinayetler, elleriyle öldürdüğü bebekler, terk edip gittiği çocuklar, görmezden geldiği ev içi cinsel suçlar uçsuz bucaksız bir piramit gibi yükselerek insanlığın devasa mezar taşları olurlar.
O mezar taşının altında yaşarken ölen toplumlar...
Karılarını ve kızlarını öldürerek namusunu korumakla mühürlü bir aklın esiri adamların kurduğu devletler yüzünden bir kısır döngünün içinde debelene debelene bugünlere geldiler.
Yani...
Çocuğu değil babayı öldürün.
Siz yıkılmayın, devleti yıkın.
Evdeki babadan... sokaktaki babadan... devletteki babadan hiç ama hiç korkmadan.
Evdeki baba
Yazarın Son Yazıları
Yanık saraylar
Patron çıldırdı
‘O kadar istiyorsan eve bir mülteci al besle’
Vatandaşın evi
Mültecinin evi
Atinalı Sokrates’ten Boğaziçili direnişçilere
Sizin hiç silahınız çalındı mı?
Uçağın kadar konuş!
Merve’nin kaderi ve bizim kaderimiz
‘Ben Aziz Nesin...’
Çocuk tacizinin önlenemeyen devamlılığı
Her şey ‘gerçekten’ çok güzel olsun diye...
O çocuklar sizi hiç sevmeyecekler
Katil belli, refleks belli, sonuç belli
Gazeteciliğin karanlık yüzü
‘Hadi’ ama kime hadi?
Mafyayı bilmek ve mafyayı anlamak
‘Ne oldu? Öldürdün mü?’
‘O zaman şarkı söylemek lazım avaz avaz!’
Neyi bekliyorsunuz?
Kimin lehi, kimin aleyhi?
Mafyanın ve iktidarın selameti, ülkenin kıyameti
Gençliğe hitabe
Sen de vaat edilmiş, ben diyeyim işgal edilmiş
Devlet, mafya ve siyaset üçgeni değil, dairesi
Çocuklarımızın ismini neden Deniz koymuştuk biz?
Temel ihtiyaçlar listesi
Beş maymun* ve bir toplum
İnsanlığın aydınlık ve karanlık yüzü
Bugün 23 Nisan, öfke doluyor insan!
Burada yazar ne demek istemiştir?
Geçmiş olsun Ahmet Altan
‘Patates soğan, güle güle Erdoğan’
‘Darbe’nin kelime anlamı ve bizim için anlamı
Günün mönüsü: Emekli generaller
Geniş kalçalı ve çok memeli kadın tanrılar
Kokain cesareti
İktidarın yüzüncü yıl fantezisi belli, peki ya sizinki?
Siyasi başarısını;
Tek parti, tek akıl, tek uçurum