Sen bir kadını ne zaman öldürürsün?

23 Ekim 2020 Cuma

Sen kadını perdeleri tam kapatmamış diye öldür.

Bir diğeri manavda alıveriş yaparken fazla eğildi diye öldürsün.

Sen kadını işyerindeki bir erkekle samimi diye öldür.

Bir diğeri bluzunun yakası çok açık diye öldürsün.

Sen kadını senden habersiz evden çıktı diye öldür.

Bir diğeri eve kendisi yokken başka bir erkek girdi diye öldürsün.

Sen kadını seninle sevişmiyor diye öldür.

Bir diğeri başkasıyla sevişiyor diye öldürsün.

Sen kadını senin gelenek ve göreneklerine göre yaşamıyor diye öldür.

Bir diğeri başka erkekler tarafından taciz edildi diye öldürsün.

Geleneklerden alınan cesaret

Erkeklere tahammül sınırını belirleyen ahlakın hiç sorgulanmadan kabul edildiği toplumlarda asıl haber değeri olan şey:

Bir erkeğin bir kadını öldürmesi değildir.

Erkeklerin kadınları öldürmelerinin önüne geçilebilecek değerleri yeniden belirlemek için kimsenin kılının oynamıyor olmasıdır.

Erkekler sadece erkek oldukları için cinayet işlemezler.

Ve kadınlar da sadece kadın oldukları için öldürülmezler.

Bu vahşi döngü;

Kadına ve erkeğe biçilen toplumsal cinsiyet rollerinin temelinde yatağan bağnaz ahlakın eseridir.

Ve o ahlakın bağnazlığı da namusa bekçi kılınan kutsal aile yalanının karanlık dehlizlerinde gizlidir.

Ergenlikteki kız çocuğunu dışarıdaki gözü dönmüş erkeklikten korumak için yapılanları bir aklınızdan geçirin.

Kız çocukları bu coğrafyada cinsel bilgilerden mahrum bırakılır.

Kız çocukları bu coğrafyada kendi cinselliğine yabancılaştırılır.

Kız çocukları bu coğrafyada kendi cinselliğinden utandırılır.

Kız çocukları bu coğrafyada kendi cinselliğinden korkutulur.

Ve tüm bunlar kız çocuklarına en baştan ağır bir suçluluk bilinci aşılayarak yapılır.

Kız çocuklarını korumak adına korunmasız kılan geleneksel reflekslerin tehlikeleri üzerine düşünülmediği için de...

Geleneklerden ve göreneklerden aldıkları destekle erkekler kadınları kolaylıkla öldürür.

O yüzden o fotoğrafa bakıp da boşuna üzülmeyin.

Bir kenarda üst üste duran, kitaplar...

Taşların üzerine yığılıp kalmış genç bir kadının artık nefes almayan bedeni...

O bedene az önce saplanmış kurşunlar...

O tabancayı tutan erkek kardeşin eli...

Bir kadının namusundan sorumlu olduğu erkeklere boşuna öğretilmedi. 

En masum haliyle “Çocuklarınızı dışarıdaki kötülüklerden korumak” bahanesiyle bile sıkıca sarıldığınız o ahlakınız...

Sizin kontrollü aklınızdan ve reflekslerinizden bağımsız bir şekilde kalabalıkların hoyratlığını meşrulaşıyor ve bir erkeğin beyninde ve kalbinde şiddete dönüşüyor.

Özgürlüklerin sınırlarını belirlerken teoride aldığınız kıstaslara asla uymayan bir ahlakın sıkışmışlığında...

Aslında doğru olmadığını bildiğiniz ama değiştirmeye de gücünüzün yetmeyeceğini düşündüğünüz kurallar, Âdetler ve inançlar girdabında...

Sadece kadınların rahatça öldürülmesine değil...

Erkeklerin de korkunç cinayetlerin sorumlusu olmasına yol açıyorsunuz.

Bir kadının bedeni aslen kimindir sorusuna doğru cevabı vermediğiniz...

Ve ahlaki kıstasları mantığınıza göre değil, topluma göre belirlediğiniz bir dünyada...

Kadınları erkek şiddetinden asla koruyamazsınız.

Erkekleri de o şiddet illetinden çekip çıkaramazsınız. 

Bu dünyada bir şeyler gerçekten değişsin istiyorsanız...

Aile ve ahlak kavramını önce kendi içinizde dürüstçe kendinizle tartışmalısınız.

Aksi halde...

Öldürülmüş kadın fotoğraflarına daha günler, aylar, çağlar boyu bakıp bakıp çaresizce ağlayacaksınız.


Yazarın Son Yazıları