ABD’nin İran’ı vurup vurmayacağına dair bahisler bire yüz veriyor. Egosu yüksek Trump’ın Körfez’e bu kadar donanmayı yığmasından sonra İran’ı vurmadan geri dönmeyeceği fikri ağır basıyor. Ama yine de “Trump bu” deyip bir marj payı bırakılıyor.
Öyle ya karşımızdaki sıradan bir devlet adamı değil. Asla öngörülemez, bugün söylediğinin yarın tam tersini yapabilir.
Grönland konusunda yaptığı tornistana bakmak yeter. Bir gün “Oraya istediğimiz her şeyi yapabiliriz, askeri işler dahil” diyor. Ertesi sabah “Orayı almalıyız, koruyamıyorlar” diye açıklama yapıp akşamına “İyisi mi Grönlandı bize satın” deyiveriyor. Sonra Davos’ta NATO genel sekreteri ile bir odaya çekilip “Bir mutabakata vardık” diyerek el sıkışıyor.
İran konusunda da geri adım atmayacağını kim garanti edebilir ki? İran örtülü yürütülen müzakerelerde Trump’a petrolü, doğalgazı Çin’e pahalı, kendilerine ucuz vereceği garantisini verse, doları da rezerv para olarak kullanacağını söylese donanmalar bir anda geri çekilebilir.
O zaman İran’ın ne nükleer faaliyetleri ne uranyum zenginleştirmesi ne de uzun menzilli balistik füzelerini sorun yapar. Dünya kamuoyuna da çıkıp “Harika bir iş başardık. Çok güzel bir anlaşma yaptık. Pezeşkiyan çok zeki bir adam. Hamaney de öyle. Ona hayranım. Bizi çok uğraştırdı ama iki taraf için da harika bir kazanım oldu” açıklaması yapmaz diyemiyoruz.
Ha! İran anlaşmaya yanaşmadı mı?
Becerebilirse Hamaney ve üst düzey yöneticileri nokta atışla vurmayı dener. Hamaney’i değilse bile devrim muhafızları yöneticileri ile birkaç generali ortadan kaldırıp bir iki nükleer tesisi vurdu mu ona yeter.
İran’ı kökten yakıp yıkacak kadar delilik yapmaz. Zira böyle bir delilik yapması halinde Yemen’den Irak’a kadar bütün bölge savaş alanına döner ki bu ne onun ne de Körfez’deki müttefiklerinin işine gelir.
Önünde bir ara seçim varken, ABD’de İsrail karşıtı lobi giderek büyürken ve doların küresel para olma avantajını kaybetme riskinin iyice arttığı, ülkenin toplam borcunun 38 trilyon dolara yaklaştığı bir dönemde uzun ve yıkıcı bir savaş hiç işine gelmez.
Sınırlı bir alanı biraz yakıp yıkar, sonra bir şekilde anlaşma yolunu bulur. Ardından Beyaz Saray önündeki kameraların karşısına geçip “Harika savaştık. Askerlerimiz harika işler çıkardı. İtiraf etmeliyim ki İranlı askerler de harika savaştılar. Ama biz daha üstündük. Biz büyük Amerika’yız. Savaşı bitirmemiz için bize yalvardılar. Araya başta dostum Erdoğan, Suudi prensi Salman girince onları kıramadım. Onlar harika insanlar” diyecektir.
İran tarafına gelince...
Eğer ABD bu kez gerçekten yıkıcı bir savaşa yeltenirse “Azdan az çoktan çok” diyerek bölgeyi ateşe verebilir. Hatta kendilerinin de dünyaya açılan tek ticaret yolu olan Hürmüz Boğazı’nı kapatarak harakiri yapmayı bile göze alabilir.
Bu da uzun sürecek bir savaşın çok daha yıpratıcı sonuçları olur. Hem İran hem bölge ülkeleri hem de ABD için.
Yok eğer ABD birkaç suikast ile nükleer çalışmalarını çoktan taşıdıkları eski üretim tesislerini vurmak ile yetinirse “Ölen ölür kalan sağlar bizimdir” deyip nispi bir yumuşak geçiş ile yoluna devam edebilir.
Bu durumda olan yine yoksul İran halkına olur.