Bir ‘Türk sorunu’ eksikti!

17 Mart 2021 Çarşamba

Danıştay, ülkede yeterince gerilim olmadığını düşünüp iki konuyu gündemin ortasına attı:

Andımız yasaklansın...

Devlet madalyalarından Atatürk kabartması çıkarılsın.

2013’te açılım sürecinde “jest” olsun diye Cumhuriyetin 10. yılından beri okullarda okutulmakta olan Andımız, iktidar-devlet gücüyle, yargı kullanılarak kaldırıldı. Tartışmanın büyümesi, MHP lideri Bahçeli’nin de AKP’ye sert çıkması, iktidara geri adım attırdı. 

Ancak Erdoğan, Andımız’ın kaldırılmasını çok iddialı ifadelerle savundu. 8 Ekim 2013’teki AKP grup toplantısında şöyle dedi:

“Her gün bal yiyerek ağız tatlanmaz. Her gün Türküm diyerek Türk olunmaz, her gün doğruyum diyerek doğru olunmaz, her gün çalışkanım diyerek çalışkan olunmaz. O metnin yazarı kafatasçıydı.”

Erdoğan, o günlerde konuyu özünden saptırıp Türkiye’nin köklerine karşı bir saldırı haline getirmemişti.

Oysa Türkiye Cumhuriyeti’nin temelinde kültür, Türk milliyetçiliğinin özünde de ortak yurt kavramı var. Atatürk “Türk milletini”, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ahali” olarak tanımlıyor. “Ne mutlu Türküm diyene” sözü kapsayıcı bir tanım. Örneğin, ne mutlu damarlarında Türk kanı taşıyana gibi ırkçı bir cümle kurmuyor.

21. yüzyılı yakalamalıyız derken, bu kavramları tekrar tekrar açmak zorunda kalmak ne acı!

***

Danıştay neden böyle bir karar aldı?

Hepimiz biliyoruz ki özellikle yüksek yargı kararlarında üç ilke geçerli:

1- İktidarın istediği karar çıkar.

2- Bu olmazsa, birinci madde geçerlidir.

3- İlk iki madde uygulanmazsa kararı veren mahkeme heyeti değiştirilir!

Son olayda bunların tümünü yaşamış durumdayız.

O zaman doğru soru şu:

AKP neden böyle bir karar alınmasını istedi?

Şu şıklar alt alta konabilir:

A- MHP ile ittifak bozulursa HDP ile kurmak için.

B- MHP ile ittifakı koruyup Kürt kökenli yurttaşlarımızdan daha fazla oy almak için.

C- Yeni bir anayasa hazırlama sürecinin altyapısını kurmak için.

D- Hepsi!

Andımız’ın yanında öne çıkmıyor ama devlet madalyalarından Atatürk kabartmasını kaldırmayı da bunun yanına koymak gerek.

Dünyanın her ülkesinde “kurucu lider” ortak değerdir. Gel de bunu “ak gözlüklülere” anlat!

Erdoğan, önceki gün Suriye’deki iç savaşı bitirmekten söz etti ama Bahçeli’nin “pimi çekilmiş bomba” dediği Danıştay kararına hiç değinmedi.

Kılıçdaroğlu’nun geçmişte de haklı olarak sorduğu şu soru çengeli duruyor:

Andımız’ın hangi sözcüğünden rahatsızsın?

***

Başta vurguladığımız tarihsel boyuta tekrar dönersek...

Geçmişte hem Ecevit’in hem Demirel’in birlikte çalışmak istediği bilim insanı Prof. Dr. Bozkurt Güvenç’in “Türk Kimliği” kitabında vurguladığı gibi Anadolu için “Türkiye” tanımını ilk 11. yüzyılda Haçlılar kullandı. Anadolu’da kimlerle savaştıklarını tarihe şöyle geçirdiler:

Türklerle!

Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, “Siyaset Bilimi” kitabında 11. yüzyıl için şöyle der:

“Türkler Anadolu’yu fethetti, Anadolu da Türkleri!”

11. yüzyılda Anadolu’da 6-8 milyon insan yaşıyordu. Harman oldular, devletler kurdular.

11.- 13. yüzyılda 200 yıl boyunca Doğu’dan Moğol, Batı’dan Haçlı saldırıları arasında Anadolu’da büyük acılar yaşandı. Bu büyük acılardan 13. yüzyılda, evrensel ölçekte 3 büyük hümanist doğdu (doğum tarihine göre):

Mevlana, Hacı Bektaş, Yunus Emre!

Böylesine zengin ve derin bir tarihten gelip “Türk” sözcüğünü nasıl saklayalım diye tartışmak!

Yunus diliyle sormak gerekirse:

Herkes birbirine engerek

Bize düşman ne gerek?


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları