Sedat Ergin...

31 Ağustos 2014 Pazar

Sevgili Sedat Ergin’in Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmenliği’ne getirilmesi olumlu bir hava estirdi. Sedat’ın haberde gerçeği arayan, gerçeğin perde ... ... arkasını sorgulayan, bıkıp usanmadan en ince ayrıntılarına kadar analiz eden gazetecilik anlayışına Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu dönemdeyiz.
Hürriyet’in geleneksel olarak kendi içinden yayın yönetmeni çıkarması ayrıca önemli. Ancak Sedat, Cumhuriyet’te yetişmiş bir gazeteci. Görevi devraldığı Enis Berberoğlu da öyleydi. Sedat’ı arayıp tebrik ederken, Sedat da Cumhuriyet’e sitem etti, “1979-87 arası Cumhuriyet’te çalıştım. Cumhuriyet benimle ilgili haber yaparken bunu yazmamış. Sitem ediyorum” dedi. Ben de Sedat’a gazetenin kendi içinden çıkan değerleri paylaşmada bazen bu tür durumların olabildiğini söyledim, karşılıklı dertleştik.
Sedat’ın Hürriyet’e geçmesinden sonra yerine bakacak gazeteci konusunda doğal bir iç değerlendirme olmuştu. Okur dahil pek çok kesim devreye girmişti. Bunu Uğur Mumcu 5.7.1987’de “Açıklıyorum” başlığıyla köşesine taşımıştı.
O günlerin Cumhuriyet’ini, Uğur Mumcu’nun anlatım gücünü, ustalığını bir kez daha tatmak isteyen olur diye düşünerek o günkü yazısını aynen sizlerle paylaşmak istiyorum.

***

Düşündüm, taşındım, her şeyi açıklamaya karar verdim. “Neyi” diye soracaksınız. Neyi olacak? Olup bitenleri!.. Hangi olup bitenleri? Şu son atama işlerini... Kim yaptı? Nasıl yaptı? Niçin yaptı?
Ne olur ne olmaz, burası Türkiye. Günün birinde adamı “Ziverbey” gibi yerlere götürürler, ellerine kelepçe takarlar, gözlerini de bağlarlar:
- Konuş ulan, yoksa...
İyisi mi ben şimdiden bütün duyduklarımı açıklayayım.
O gün Genel Yayın Müdürümüz Hasan Cemal ile konuşuyorduk. Biliyorsunuz Hasan Cemal “İttihatçı torunu”dur. Bu işleri çok iyi bilir. Cemal:
- Olsun mu? dedi.
- Neyi, dedim.
- Onu, dedi.
Konuyu anlamıştım. Ne yapayım?
- Yetkim yok, dedim.
Yazıişleri Müdürümüz Okay Gönensin de oradaydı. Gönensin:
- Ankara’ya, İzmir’e, Adana’ya ve Erzurum’a soralım diye diretti. Hasan Cemal “Sen bilirsin” deyince, Gönensin hemen telefona uzandı, 2000 numarasını çevirdi. Belki bilmezsiniz, 2000 numarası, Ankara ile İstanbul arasındaki direkt telefon numarasının hattı idi. 2000’i çevirdiniz mi hop “Ankara”! “İnkılap Sokak”, yani Ankara bürosu.
Gönensin, Yalçın Doğan’a sordu:
- Hangisi olsun?
O mu öbürü mü?
Yalçın Doğan:
- Vallahi ikisi de iyi, dedi. Ben bir karar veremiyorum... Sonra ekledi: - İkisi de Amerika’da okumuşlar. İngilizceleri çok iyi. NATO ve ikili anlaşmalar konusunda her ikisi de bilgi sahibi.
Atama yetkisi Hasan Cemal’indi. Okay Gönensin önerecek, Hasan Cemal atayacak. Fakat bir türlü karar veremiyorlardı.
Gönensin:
- Bir de İzmir’e soralım, dedi. Gönensin, bu kez 2001 numarasını çevirdi. 2001 numarası da İzmir’in direkt hattıydı.
Hikmet Çetinkaya ile ben konuştum. Durumu anlattım. Çetinkaya hiç umursamıyordu:
- Ege üreticileriyle, tarikat kamplarıyla bir ilgileri var mı? diye sordu.
- Yok, dedim. Ne ilgisi var?
Olayın önemine dikkat çektim.
- Ne fark eder, dedi. Paşa gönlünüz kimi istiyorsa onu yapın. Haber Merkezi Müdürümüz Yalçın Bayer’e de sorduk:
- Hangisini yapalım?
- Hangisi çalışkansa onu.
- Bir tanesinin bir yakını Amerikan Büyükelçiliği’nde çalışıyormuş.
“İyi ya” dedi Bayer:
- Amerikalılardan daha iyi haber alırız.
Yalçın Bayer ne de olsa haberci. İşe hep haber açısından bakıyor.
İlhan Selçuk’a sorduk. “Hangisi milliciyse onu yapalım”... Oktay Akbal, Ali Sirmen ve Mustafa Ekmekçi, İlhan Selçuk’a katıldılar.
Ben Ekmekçi’ye “Sen şöyle bir satır aralarını araştırıver” dedim. Ekmekçi güldü.
Ekonomi servisimize de sorduk. Osman Ulagay “Biraz ekonomiye yatkın olanını seçin. İyi olur” dedi.
- Lisansüstü eğitim yapmış olanı da var.
- Fark etmez. Kimin atanacağı konusunda aşağı yukarı gazetede bir düşünce belirmişti.
Cüneyt Arcayürek’e sorduk.
Arcayürek:
- İkisi de uygun değil, dedi. “Neden” diye sorduk. Mavi gözleriyle baktı, şöyle bir güldü:
- Anlamıyor musun canım, dedi. Sonra hep birlikte Başyazarımız Nadir Nadi’ye gittik. Nadir Nadi, hepimizi dinledikten sonra görüşünü bildirdi:
- Bunlar Atatürkçüyse ben değilim.
Kendisine hak verdik...
Neydi sorun?
Sorun, Ankara’da görevli diplomatik muhabirimiz Sedat Ergin’in istifasıyla boşalan kadro için yeni bir atama yapılacaktı, sorun buydu. Sedat Ergin’in yerine kim gelecekti? Gazete olarak kaç gündür bunun sıkıntısı içindeydik.
Biz, kendi aramızda Sedat’ın yerine kimin atanacağı konusunda bir seçim yapamamışsak ve boşalan kadroya kimin atanacağı konusunda bir karara varamamışsak, bundan elbette siz sorumlusunuz. Olayı niye büyütüyorsunuz? Bir muhabir gidecek, bir başkası gelecek. Ne var bunda? Okurla yazarın arasını niçin açıyorsunuz?
Sorumlu sizsiniz. Suçlu sizsiniz... Kolay mı Cumhuriyet okuru olmak.
Bir daha yapmayın, sonraaa!..  


Yazarın Son Yazıları

Seçim istemek yetmez! 26 Kasım 2020
Kılavuzu ABD olanın... 25 Kasım 2020
11 Mart’a dönüş! 19 Kasım 2020
40. yıl! 11 Kasım 2020
Nasıl bir Bayraklı? 5 Kasım 2020