Olaylar Ve Görüşler

1. Küresel Aşı Savaşı Başladı - Stuart BLUME (Çeviren: M. Birol Güger)

09 Mayıs 2020 Cumartesi

Tüm dünya aynı fikirde: Koronavirüsle mücadelede bir aşıya ihtiyacımız var. Ancak ilk aşı piyasaya çıkar çıkmaz, içinde jeopolitik solucanların olduğu kavanozun da kapağı aralanmış olacak. Zengin ülkeler, piyasaya ilk giren aşıya öncelikli erişim için çılgınca yarışacak. Kuyruktaki yoksul ülkeler ise önce aşının Dünya Sağlık Örgütünden “ön yeterlilik” almasını ve sonra da yardım kuruluşları tarafından dağıtılmasını beklemek zorunda kalacak.

Dünya üzerinde, yüzde 80’i gelişmekte olan ülkeler tarafından barındırılan 25 milyondan fazla mülteci var. Mülteciler, herhangi bir devlet tarafından aşılanma olasılıkları en düşük dilimdeler. Neticede kalabalık mülteci kitleleri sadece hastalığı dolaşımda tutmakla kalmayacak, aynı zamanda salgının her defasında yeniden canlanması için kaynak teşkil edecek.

ŞİDDETLİ MÜCADELE KAPIDA 

Güvenli ve etkili bir aşı kuşkusuz Covid-19 salgınının yeniden canlanmasını önlemede veya denetlemede hayati bir role sahip olabilir, ancak benzer birçok tarihi sürecin de gösterdiği gibi, aşılar ve uluslararası politika her zaman birbiriyle bağlantılı olmuştur. Bu defa da farklı olmayacaktır. Devletlerarası siyasi savaş, ekonomileri çökerten, yaşamın akışını bozan ve siyaseti sarsan bir salgın karşısında muhtemelen her zamankinden daha şiddetli olacaktır.

Bugün, yüzden fazla aşı insanlar üzerinde deneniyor. Bu aşılara yönelik çalışmalar, CanSino Bio gibi Çin şirketlerinin yanı sıra Moderna ve Inovio gibi Amerikan şirketleri tarafından yürütülüyor. Pfizer bir Alman biyoteknoloji şirketi olan BioNTech ile işbirliği yapıyor. Şirketlerin her biri kendi ulusal hükümetlerinden mali destek alıyor. Amerikan hükümeti, dünyanın en büyük iki ilaç şirketi olan GSK ile Sanofi arasındaki işbirliğini desteklerken Oxford Üniversitesindeki araştırmacılar, özel bir şirket olan Hindistan Serum Enstitüsü ile işbirliği yapıyorlar. Bu araştırmaların birçoğu, kendisi de birçok hükümet ve sivil toplum bağışçısı tarafından finanse edilen Oslo merkezli bir salgına hazırlık örgütü olan CEPI tarafından destekleniyor.

Masada hatırı sayılır büyüklükte bir bahis var ve bu yarışı kimin kazanacağını bilmek neredeyse imkânsız. Aşının bulunması, hayat kurtarmaya ek olarak güç, kâr ve ulusal saygınlıkla da doğrudan ilişkili bir durum. Örneğin, Başkan Trump yönetimindeki Gıda ve İlaç İdaresi’nin eski yöneticilerinden Scott Gottlieb, geçen günlerde Wall Street Journal’da yayımlanan bir makalesinde, ABD’nin Çin’i yenmek için aşı yarışını kazanması” gerektiğini savundu.

ÖN ANLAŞMALAR İMZALANDI MI? 

Piyasaya ilk hangi aşı çıkarsa çıksın, arz aylarca küresel talebin gerisinde kalacak. Son haftalarda kişisel koruyucu donanım ve tanı testlerine erişimde yaşanan durum bunun bir habercisi niteliğinde. Hatırlarsanız ABD, Avrupa’ya giden maskelere el konulmasına ilişkin raporların ardından modern korsanlıkla”; Çin de, koruyucu donanım ve test kitlerinin dağıtımına ilişkin olarak Latin Amerika ve diğer bölgelerdeki siyasi amaçlarını pekiştirmeye çalışmakla suçlanmıştı. Varın, aşı bulunduğunda tablonun nasıl olabileceğini siz hesap edin.

2009’daki H1N1 grip salgınını anımsayalım. Ülkeler arasında imzalanan bildirgenin ardından pek çok varlıklı ülke, hükümetlerinin aşı üreticileriyle imzaladığı peşin alım anlaşmalarını otomatik olarak aktive etmişti. Bu ülkeler (ABD ve birçok AB üyesi dahil) sınırlı aşı tedariki konusunda daha önce de talepte bulunmuşlardı.

İŞBİRLİĞİ ZEMİNİ ÇÖKTÜ 

Bu tür anlaşmaların yıllık maliyetlerini karşılayamayan yoksul ülkeler aylarca beklemek zorunda kalmıştı. Bu tür sözleşmelerin, üzerinde çalışılmakta olan koronavirüs aşıları için de imzalanıp imzalanmadığı kamuya açık bir bilgi olmasa da muhtemeldir.

Halk sağlığı her zaman siyasi bir konu olma özelliğini korumuştur ancak bugün siyaset fazlasıyla değişmiştir. 1970’lerde Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Dünya Sağlık Asamblesi’nin yıllık toplantılarında tüm ülkelerin eşit söz hakkına sahip olduğu bir forum kuruldu. DSÖ’nün tüzüğü ve karakteri, ona bu alana liderlik etme imkânını tanıdı. Bugün, birden fazla uluslararası kuruluş küresel sağlık yönetiminde söz sahibi görünmekte; bu kuruluşların birçoğunda, belirli ülkelerin etkisi ve finansal katkısı gözlemlenmekte, üstelik bu kuruluşlarda sanayi çıkarları da oldukça iyi temsil edilmektedir. DSÖ bugün parçalanmış bir haldedir.

Son olarak dünya liderleri, 24 Nisan’da, DSÖ’nün aşı ve ilişkili malzemeleri eşit olarak dağıtmasını taahhüt eden bir açıklama yayımladı. Ancak dünyanın nüfus bakımından en kalabalık ülkeleri olan Çin, Hindistan, Rusya ve ABD liderleri bu toplantıya katılmadı. Daha da kötüsü, koronavirüse karşı etkili bir aşının bulunması söz konusu olduğunda küresel işbirliğini sağlayacak, hatta tavsiyede bulunacak bir forum da artık yok.


Yazan: STUART BLUME, NY TIMES
Çeviren: M. BİROL GÜGER



Yazarın Son Yazıları