Bugün Suriye’de Kürtler özelinde olanları daha iyi anlayabilmek için biraz geriye gitmekte ve yakın tarihte Irak’ta yaşanan olaylara bakmakta yarar var.
ABD ve İsrail’e olan güvenleri konusunda düş kırıklığı yaşayan Kürtlerin aynı durumu yıllar öncesinde de yaşadıklarını unutmamak gerekir. Olayların politik taraflarının arkasında neler olduğunu, hangi devletin gerçekte hangi çıkarının peşinde koştuğunu bilmek şu an için zor ancak suçsuz, günahsız insanlara uygulanan vahşetin hiçbir gerekçesi, hiçbir açıklaması olamaz. Geçmişte yaşanan tarihsel olgulara baktığımızda aslında devletlerin kendi çıkarları doğrultusunda izledikleri politikaların bedelini ne yazık ki hep suçsuz halklar ödemiştir.
IRAK’IN KUZEYİNDE DEVLET KURMA İSTEĞİ
1932’de Irak bağımsız olduktan sonra Molla Mustafa Barzani liderliğindeki Kürtler Irak’ın kuzeyinde bir Kürt devleti kurma talebinde bulunmuştur. Bölgedeki en güçlü Nakşibendi ailelerinden birinin mensubu olan Mustafa Barzani’nin ağabeyi Şeyh Ahmet Barzani -ki kendisi tarikatin lideriydi- İngiliz destekli Irak hükümeti ile çatıştıktan sonra yenilgiye uğrayınca beraberindeki aile üyeleri ve peşmerge güçleri ile birlikte Türkiye’ye sığınmıştır. Mustafa Barzani’nin kendi açıklamalarında o dönemde Türkiye, İngiltere ve Irak arasındaki iyi ilişkiler nedeniyle Türkiye’de asılmayı veya iade edilmeyi beklediklerini ancak Türkiye’de bekledikleri sonun gerçekleşmediğini ve Mustafa Kemal’in kendilerinin himaye edilmesini emrettiğini bizzat dile getirmiştir. 1933 yılında Irak’ta genel af ilan edilmesinin ardından geri dönmüşlerdir. Süleymaniye’de sürgünde bulunan Barzani 1943’te kaçarak kendi bölgesine dönmüş ve yeniden eylemlere başlamıştır.
1946’da Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) işgalindeki İran’da 11 ay sürecek bir Mahabad Cumhuriyeti kurulunca 10 bin silahlı aşiret mensubuyla birlikte Irak’ı terk ederek Mahabad’a geçti. SSCB’nin ertesi yıl İran’ın kuzeyinden çekilmesi üzerine Tahran yönetimi Kürt devletini ortadan kaldırdığı için Irak’a dönen Barzani, burada tutunamayarak 1947’de 500 peşmergeyle birlikte SSCB’ye sığındı.
AYAKLANMA, SOĞUK SAVAŞ VE REKABET
1958’de Irak’ta gerçekleşen darbe sonrası başa geçen Abdülkerim Kasım yönetimi başlangıçta Kürtlere yönelik ılımlı bir politika izlemiş ve Mustafa Barzani’nin sürgünden dönmesine izin vermiştir ancak zamanla vaat edilen özerkliğin verilmemesi ve Arap milliyetçiliğinin yükselmesi ile 1961 sonlarında silahlı çatışmaların fitili ateşlenmiştir. Çatışmalarla geçen yaklaşık on yılın ardından 11 Mart 1970’te Irak hükümeti o dönemde iktidara gelen Baas Partisi ve Saddam Hüseyin ile Kürtler arasında tarihi bir anlaşma imzalandı; bu anlaşmayla Irak’ın kuzeyinde bir özerk bölge kurulması öngörülüyordu.
Ancak bu balayı dönemi uzun sürmedi; Kerkük’ün statüsü ve petrol gelirlerinin paylaşımı konusundaki anlaşmazlıklar 1974’te savaşın yeniden başlamasına neden oldu. Bu ayaklanma yalnızca yerel bir mesele değil, Soğuk Savaş dinamikleri ile iç içeydi. Barzani hareketi bu süreçte İran şah rejimi, ABD ve İsrail’den lojistik ve askeri destek aldı. İran’ın amacı bölgesel rakibi olan Irak’ı zayıflatmaktı. 6 Mart 1975 tarihinde Irak ve İran arasında Cezayir’de bir sınır anlaşması imzalandı. Bu anlaşmaya göre Irak, Şattülarab’ın tam ortasından geçen Thalweg derinlik çizgisini sınır olarak kabul etti ve su yolunun yarısını İran’a bıraktı. Bunun karşılığında İran, Irak’ın içişlerine karışmayı ve Kürtlerin ayaklanmasına verdiği tüm desteği sonlandırdı.
TARİHE GEÇEN YANIT
7 Mart’ta Bağdat ordusu, Kürtlerin üzerine yürüdü ve yeniden mülteci sorunu yaşandı. Bağdat ordusundan kaçan Kürtler Türkiye ve İran sınırına yayıldılar. 15 yıldan beri süren Irak’ın kuzeyindeki Kürt hareketi bastırıldı. ABD’den yardım isteyen ve 1972’de Washington’ın destek sözü üzerine ayaklandıklarını hatırlatan Barzani, sesini ABD yöneticilerine duyuramadı çünkü artık koşullar değişmişti.
Henry Kissinger’ın 1975’te Kürt hareketine verilen desteğin aniden kesilmesi ve ardından gelen trajedi ile ilgili tavrı siyaset biliminde reel politik yani gerçekçilik anlayışının en soğuk ve acımasız örneklerinden biri olarak kabul edilir. Olayın ardından Amerikan kongresi tarafından kurulan Pike Komisyonu CIA’nın bu operasyondaki rolünü soruştururken Kissinger’a bu durumu sormuş ve tarihe geçen şu yanıtı almıştır: “Gizli servis operasyonları hayır işi değildir.” Diğer bir deyişle Kürtler, yalnızca Sovyet müttefiki olduğu için Irak’ı istikrarsızlaştırmak ve İran şahını çıkarlarını korumak için bir araç olarak kullanılmıştır. İran ve Irak anlaştığında araç işlevini yitirmiş ve Amerika Birleşik Devletleri için onları desteklemeye devam etmenin bir çıkarı kalmamıştır.
Tüm bu görünenlerin arkasında aslında ABD ve İsrail’in Şara ile anlaşarak özerk bir Kürt yönetimi kurdurmak isteği ve niyeti gözardı edilmemelidir.
ABDULLAH KEHALE
TARİHÇİ, ÖĞRETİM ÜYESİ