6 Şubat 2023’te meydana gelen 7.7 büyüklüğündeki deprem, 11 ilimizi etkileyerek resmi rakamlara göre 53 binden fazla kişinin ölümüne, 107 binden fazla kişinin yaralanmasına ve yaklaşık bir milyon evin yıkılmasına yol açtı. Etkilenen bölge birçok ülkenin yüzölçümünden büyük bir alana sahipti. Demiryolları, limanlar, havalimanları, enerji santralları, kültürel yapılar ve müzeler bu felaketten ağır şekilde etkilendi. Bu ölçekte bir yıkım, yalnızca afetin büyüklüğünü değil, yönetim ve organizasyon eksikliklerini de ortaya koydu. O karda kışta Afet ve Acil Durum Yönetimi (AFAD) yetersiz kaldı.
‘KADER PLANI’
Evlerimiz başımıza yıkılıp canımız, malımız enkaz altında kaldığında, kimilerinin aklına “imar planı” yerine “kader planı” geldi. Kendi kaderini elinde tutamayan bir halkın kederi, enkazın altında yankılandı. Çizmelerini giyip sahneye çıkan “olağanüstü” adamların konvoyları yolları tıkadığı için yardım konvoyları yollarda kaldı.
Devlet ananın kanatları açılmadı, pençeleri felakete dokunamadı. Halk yalnızlığın en ağır yükünü taşıdı. Merkezde ve yerelde iyi ve deneyimli komuta kontrol merkezine (önderliğine) gereksinim vardı. Yapılacak iş felaket bölgesindeki yurttaşlara en kısa sürede ulaşmak ve yardım sağlamaktı. “Kader planı” söylemiyle geçiştirilen felaketler ancak güçlü bir organizasyon, inisiyatif sahibi askerler ve ulusun en örgütlü gücü olan ordunun etkin rolüyle aşılabilir.
Aradan üç yıl geçmesine karşın beceriksizlikler devam ettikçe bütün ülke uzun süredir ağrı çekmekte, yaralar sızlamaya devam etmektedir.
DOĞAL AFETLERDE DÖRT EYLEM
Depremleri, yangınları, sel baskınlarını yönetmekteki şu dört eylem, birbirini tamamlayan devamlı bir döngüdür:
- Planlama: Çok iyi düşünülmüş, uygulanabilir merkezi ve yerel planlar yapmak.
- Önleme: Uygulanabilir yasalarla depreme karşı duyarlılığı ve eğitimini geliştirmek.
- Müdahale: Arama, kurtarma faaliyetinde kamu kurumları eşgüdümünü başarmak.
- İyileştirme: Yaraların süratle sarılmasında eşit koşulları sağlamak.
Dünyanın tam ortasında ve büyük doğal afetler tarihinin içindeki bir coğrafyada yaşıyoruz. İstanbul’un yüreğindeki büyük bir deprem, bir ulusun kalbine saplanacak hançer gibi beklemektedir. Diğer kentlerdeki çarpık kentleşme, onları da benzer tehlikelerin eşiğine sürüklemektedir.
Depreme karşı dikey değil yatay yapılaşma bir kurtuluştur. Kentsel dönüşüm yalnızca bina yenilemek değildir. Nüfusu dengeli dağıtacak politikalarla kentlerin yükünü azaltmak gerekir. Türkiye’nin geniş toprakları, “toplu konutlar” yerine “yeni köyler” kurarak daha güvenli bir yaşam alanı sunabilir. Kentleşme ve sanayileşmenin Marmara ve Ege bölgelerine yığılması önlenebilir. Bir deprem ülkesinin yöneticilerinin bu konuda ellerinden ne geliyorsa yapmaları öncelikli görevleridir. AFAD Başkanlığı “Doğal Afetler Bakanlığı” şeklinde yeniden yapılandırılmalıdır.
Bunlar ve benzeri önlemler yanında bütün dünyanın uyguladığı, ordu birliklerinden yararlanma konusu çok önemlidir. Devletin en güçlü ve en organize gücü olan Türk ordusunun afetlerde kullanılması yeniden düşünülmelidir.
İNİSİYATİF NEDİR?
2023 depreminde, izin almadan adım atamayan yerel ve merkezi yönetimler vardı. Milli savunma bakanı, başkandan izin almadan harekete geçemedi. Deprem bölgesine ancak akşam saatlerinde ulaştı. Ulaştı da ne oldu? Demeç verdi, “3 bin 500 askerle 120 bin evin yıkıntıların altındaki yaralıları kurtarıyoruz!” dedi. İlk şok geçip insanlar olayları ayrıntılı görmeye başladığında, her şeyin çok trajikomik olduğu anlaşıldı.
Oysa ilk saatlerde yapılması gerekenler açıktı. Tugay komutanları emir beklemeden arama, kurtarma ve güvenliği üstlenmeliydi. İstihkâm alayları iş makinelerini hemen bölgeye sevk etmeliydi. Özel Kuvvetler havaalanlarına intikal edip nakliye uçaklarını bekler durumda olmalıydı. Deniz Kuvvetleri Mersin, Aksaz ve Gölcük’ten koordineli şekilde yakın limanlara yola çıkmalıydı. Hava nakliye uçakları ilk dakikalarda hava meydanlarında alarmda olmalıydı.
Bunların hiçbiri yapılmadı. Çünkü komutanlığın en temel özelliği olan “inisiyatif” çoktan merkezileştirilmişti. Koşullar değiştiğinde emir beklemeden sorumluluk alarak doğru zamanda harekete geçmeye inisiyatif denirdi. Bu ilke unutulduğu için ordunun doğal refleksi felaket anında devreye giremedi.
EN ÖRGÜTLÜ GÜÇ
Ordular, ulusların en örgütlü gücüdür. Ulusun ve devletin varlığı ordunun etkinliği ve yetkinliğiyle korunur. Asker yalnızca silahı değil sargı bezini de en iyi bilen kişidir; afetlerde halka yardım etmesi kadar doğal bir şey yoktur. Sabit ve seyyar askeri hastanelerin kapatılması, bir ulusun hafızasına işlenmiş büyük bir yanlıştır. Ordunun gücü yalnız savaşta değil barışta da topluma nefes olmalıdır.
Türk ordusu barışta doğal afetlerle mücadelede öncelikli olarak görevlendirilmelidir. Böylece onun önümüzdeki bölgesel ve genel savaş koşullarına her an hazırlıklı olması da sağlanmış olur. Ordu birliklerinin teşkilat, malzeme ve kadroları, doğal afetlerde ve günümüz muharebelerinde kullanılacak gibi iki durumlu yapılandırılabilir. Bazı ülkelerin orduları böyledir. Bu onun taktik, teknik ve motivasyon üstünlüğünü pekiştirir. Savaş koşullarında moral ve psikolojik üstünlüğünü artırır. Böyle bir ordunun varlığı ulusun güvenini sağlar, toplumsal dayanışmayı güçlendirir.
Türk ordusu bir tutam hamasetten ibaret değildir. O, ulusun en örgütlü gücüdür.
Emekli Albay Cumhur Utku