Atatürk’ün cumhurbaşkanlığı nasıl yorumlanmalıdır?
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Atatürk’ün cumhurbaşkanlığı nasıl yorumlanmalıdır?

10.04.2019 07:30
Güncellenme:
Takip Et:

Siyasi tarihimizde devrim hareketleri olarak anılan bütün gelişmeler, Atatürk’ün cumhurbaşkanlığı döneminde gerçekleştirilmiştir. Atatürk, hükümetin sorumluluk alanına giren işlere müdahale eden bir cumhurbaşkanı olmamıştır.

Atatürk, önce TBMM Başkanı ve başkomutan sonra milletimizin büyük Halaskar’ı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı’dır. Hiç kuşkusuz Mustafa Kemal Paşa, Cumhuriyet kurulmadan önce de var olan bir “devletin” devlet başkanıydı. Bu devlet, 1921 Anayasası’ndaki adıyla Türkiye Devleti’dir.
Unutulmamalıdır ki, Türk İstiklal Savaşı’nı başarıya ulaştıran, saltanatı kaldıran, Lozan’da barışı müzakere eden Birinci Dönem TBMM’dir. Birinci Meclis, demokratik temsile dayanan, tartışmacı, müzakereci bir meclisti. Bununla birlikte Meclis’in müzakereci niteliği çoğu zaman sekter, hatta irrasyonal projelerin, savaş ortamında gündeme hâkim olmasına neden olabiliyordu. Atatürk, bu Meclis’ten aldığı yetkilere dayanarak Türk halkını zafere ulaştırmayı başarmıştır. Doğan Avcıoğlu, bu nedenle Türk Devrimi’nin bu aşamasını “tutucu güçlerle devrimcilik” olarak tanımlamıştır ki, kanımca doğru bir tanımlamadır.

Cumhuriyete giden yol
Netice itibarıyla, 1 Kasım 1922’de saltanatın ilgasına oy veren muhafazakâr milletvekilleri aslında Cumhuriyeti getirdiklerini fark etmediler. Halifenin İstanbul’daki zahiri görüntüsü onları mutlu etmeye yetiyordu. Siyasal rejimler şeması açısından fevkalade tuhaf olan bu durum, Cumhuriyet idaresine geçişi sağlayan anayasa değişikliği ve hilafetin lağvı ile çözümlenecekti. Sonuçta, Mustafa Kemal Paşa’yı TBMM Başkanlığı’ndan Cumhur riyasetine, yani Cumhurbaşkanlığı’na getirecek olan köktenci hamle “1921 Teşkilatı Esasiye Kanunu’nunun altı maddesinin değiştirilmesi ile gerçekleştirildi. Şimdi, Cumhuriyet idaresine, bir Reis-i cumhur (cumhurbaşkanı) gerekiyordu. Bu da elbette, zaten Meclis’in başkanı olan Mustafa Kemal Paşa’dan başkası olamazdı. TBMM Başkanı, oylamaya katılan 158 milletvekilinin oybirliği ile Türkiye Cumhuriyeti’nin birinci cumhurbaşkanı oldu. Atatürk daha sonra 1927, 1931, 1935 meclisleri tarafından üç kez daha Cumhurbaşkanlığı makamına seçilecekti.

Tarihsel durum
Burada, önemli bir noktaya işaret etmek gerekir: 1924 Anayasası devrinin cumhurbaşkanları 1961 ve 1982 devrinin cumhurbaşkanları ile karıştırılmamalıdır. Bilindiği gibi Cumhurbaşkanlığı makamı 16 Nisan 2017 referandumu ile çok radikal bir değişiklik geçirmiştir. Yürütme erki, Cumhurbaşkanlığı sistemi adı altında münhasıran cumhurbaşkanına bağlanmıştır. Anayasanın 18 maddesi değiştirilmiş, başbakanlık ve hükümet tarihe karışmış, yürütme cumhurbaşkanı ile özdeşleşmiştir. Milli Kurtuluş Savaşı’nı, Meclis üstünlüğü sistemi ile yürüten TBMM, yürütme karşısında ikincil duruma düşmüştür. 1876’dan beri devam etmekte yürütmenin yasama lehine sınırlandırılması ilkesi terk edilerek, yürütme, yasama karşısında üstün konuma geçmiştir. Atatürk’ten Kenan Evren’e kadar bütün cumhurbaşkanları TBMM tarafından, kendi üyeleri arasından seçilmişlerdir. 1924 Anayasası’nın yürürlükte olduğu dönemde, cumhurbaşkanının görev süresi bir yasama dönemi ile sınırlı, yani dört yıl idi. Cumhurbaşkanı seçilenin milletvekilliği statüsü sona ermiyor, cumhurbaşkanı bulunduğu sürece Meclis müzarekelerine katılmama ve oy vermeme ile kayıt altına alınıyordu. 1924 Anayasası’nın yürürlükte olduğu devirde seçilmiş olan Atatürk, İnönü ve Bayar’ın partililiği kaçınılmazdı. Dört yıllığına Meclis tarafından yasama döneminin başında Devlet Başkanlığı makamına getirilmiş olan kişinin tekrar seçilebilmesi, takip eden dönemde yeniden milletvekili olmasına bağlıydı.
Atatürk ve İnönü 1923’ten 1946’ya kadar CHP listelerinden milletvekili seçilmiş, her yasama döneminin başında cumhurbaşkanı seçilmişlerdir. Aynı durum Demokrat Parti dönemi için de geçerlidir. Bayar, partinin kurucu genel başkanı olarak 1950, 54 ve 57’de Demokrat Parti listesinden milletvekili olmuş, DP çoğunluğunun oylarıyla Çankaya’ya çıkmıştır. 1961 Anayasası seçildiği anda parti bağı sona eren tarafsız devlet başkanlığı modelini benimsemiştir. 1982 Anayasası’nın da benimsediği bu yaklaşım 2017 referandumuna kadar sürmüştür.

Atatürk’ün partisi
Atatürk’ün partililiği kaçınılmazdı. Kurtuluşu da, kuruluşu da bir siyasi partinin önderi olarak gerçekleştirmişti. Bu parti, Sivas Kongresi’nden beri var olan Müdafaa-i Hukuk Partisi’ydi. Parti, 1923 seçimlerinden sonra Halk Fırkası’na, sonra da altı oklu Cumhuriyet Halk Fırkası’na dönüşecekti. Siyasi tarihimizde devrim hareketleri olarak anılan bütün gelişmeler, Atatürk’ün cumhurbaşkanlığı döneminde gerçekleştirilmiş, bütün devrim kanunları, onu dört kez cumhurbaşkanı seçen Meclisler tarafından hukuki bir zeminde hayata geçirilmişlerdir.
Atatürk, hükümetin sorumluluk alanına giren işlere müdahale eden bir cumhurbaşkanı olmamıştır. Konumu, tarihi kişiliği, karizması buna müsait olmakla birlikte hükümet işlerine olur olmaz müdahalede bulunmazdı. 1930’larda ise Atatürk’ü, daha ziyade, Türk dili ve tarihi üzerine yapılan araştırmalar ve Türk milli kimliğinin inşa süreciyle yakından ilgilendiğini görüyoruz. Acaba Atatürk bu işlere neden girdi? Siyasi mücadelesini başarıya ulaştırdıktan sonra, dil, kültür ve tarih meselelerine neden bu kadar mesai harcadı? Hatta neden vasiyetnamesinde Dil ve Tarih kurumlarına özel bir yer ayırdı?

Atatürk’ün Cumhuriyeti
Bir başka önemli husus, Atatürk nasıl bir ülkenin cumhurbaşkanı olmuştur? Şimdilerde TV dizileriyle kutsanan Osmanlı’dan neyi devralmıştı kurduğu yeni devlet?
1954’e kadar ödenecek olan Düyun-u Umumiye borçları, yüzde 90’ı köylerde, geçimlik ekonomi koşullarında yaşayan bir halk, İnebolu’dan Ankara’ya 15 günde gidilebilen 13 milyonluk bir ülke. İşte Atatürk, bu halkın makus talihini tersine çevirdi. İki yüz yıllık burjuva demokratik devrimleri çağının birikimini azgelişmiş bir ülkede 15 yılda hayata geçirdi. Peki, 1920’lerde, 30’larda yaşayan Türk halkı açısından Cumhurbaşkanı Atatürk kimdir? Bu soruyu şöyle yanıtlamak mümkündür. XX. yüzyılın ilk çeyreğine kadar Türkler açısından Devlet, Hanedan-ı Âli Osman’dı. Payitahttı, Babıâliy’di. Devlet başkanı da, sadece İstanbul’da cuma selamlığında uzaktan görülebilen halifeydi.
Cumhuriyet devrimi ile Türkiye halkı, kendi devlet başkanının huzura kadar gelip, derdini şahsen anlatabildiği bir rejime kavuşmuştur. Halkımız, kendi Devlet Başkanı’nı ilk defa köyünde, kasabasında görmüştür. Atatürk, cumhurbaşkanı sıfatıyla yaptığı sayısız yurt gezilerinde, yurttaşlarla doğrudan temas etmiş, onların dertlerini şahsen dinlemiş bir liderdir. Yurttaşlar, Cumhurbaşkanı Atatürk’ün şahsında, devletin artık “cumhurun” devleti olduğunu görmüş, anlamış oldular.

Prof.Dr. Rıdvan AKIN / Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Yazarın Son Yazıları

Ne yapmalı? - Av. Dr. Başar Yaltı

Bu sütunlarda 21.01.2026 tarihinde yayımlanan “Stratejik Akıl ve Politik Alan” adlı yazıyla; siyasal iktidarın “Yeni Türkiye Yüzyılı” adı altında bir strateji izleyerek Cumhuriyet değerlerini ve anayasal ilkeleri, en hafif deyimle aşındırarak, siyasal İslama dayalı otoriter bir düzen kurma konusunda hayli yol aldığını, buna karşın muhalefetin temel bir stratejiden yoksun, dağınık ve etkisi olmayan eylemler yaptığını belirterek, stratejik akıl ve stratejik planlama ile hareket edilmesi gerektiği önerisinde bulunmuştuk. Bu anlamda muhalefete yol gösterici, bir “stratejik akıl kurulu”na ihtiyaç olduğunu da belirtmiştik.

Devamını Oku
20.02.2026
Sağlık sistemimiz hasta! - Prof. Dr. Gazi Zorer

Sağlık alanında yaşanan sorunların giderek artmasına paralel olarak halkın tepkisi de sürekli artıyor.

Devamını Oku
20.02.2026
Solun büyük yol ayrımı - Kaan Eroğuz

Türkiye’de sosyalist hareketin Kemalist devrime bakışı her dönem temel ayrışmaların ve tekrarlanan tartışmaların kaynağı olagelmiştir.

Devamını Oku
19.02.2026
Okullarda eğitsel kodlar - Nusret Ertürk

Öğrencilerimizden, bizi gönendirecek haberler duymak istiyorsak, okullarda eğitsel kollara önem vermeliyiz.

Devamını Oku
19.02.2026
Sosyoekonomik yapı ve şiddet - Ayşe Atalay

Şiddet bir insanın bir başkasına ya da gruba istemediği, arzu etmediği bir davranışta bulunması için uyguladığı fiziksel olduğu kadar psikolojik, kültürel ve ekonomik boyutları da içeren bir zorlamadır.

Devamını Oku
19.02.2026
Tarih denen büyük yargıç - Halil Sarıgöz

Geçtiğimiz günlerde Aydın’da ve Keçiören’de yaşanan istifalar yalnızca yerel siyasetin dar gündemi değildir.

Devamını Oku
18.02.2026
Parti devletinde 'hukuk' - Erol Türk

AKP genel başkanı, başta anayasa olmak üzere tüm hukuk kurallarını askıya alan ve hukuk devleti ilkesini zedeleyen, ülkenin en tartışmalı ismi olan İstanbul cumhuriyet başsavcısını bir gece yarısı adalet bakanı olarak atadı.

Devamını Oku
18.02.2026
Türkiye ağlıyor - Gani Aşık

Vatanı için cephelerde silah ve süngülerle aslanlar gibi vuruşup kaplanlar gibi kükreyen Türkler aslında naif, ince kalpli ve tepeden tırnağa duygu yüklü insanlardır.

Devamını Oku
18.02.2026
İzmir İktisat Kongresi'nin 103. yıldönümü - Hüner Tuncer

Cumhuriyetin ilanından önce 17 Şubat 1923’te İzmir’de, “Türkiye İktisat Kongresi” toplanmıştı.

Devamını Oku
17.02.2026
Masumiyet karinesi - Suna Türkoğlu

Temelleri 1215’te Magna Carta Libertatum ile atılan, 1948’de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 11. maddesinde ”Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli tüm güvencelerin tanındığı açık bir yargılama sonunda yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır” ifadesiyle uluslararası bir metinde kendine açıkça yer bulan ve 1950’de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde, “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır” hükmüyle de “adil yargılanma hakkı”nın en önemli parçası halini alan “masumiyet karinesi”, bugün hepimizin her alandaki koruyucu şemsiyesidir.

Devamını Oku
16.02.2026
Taliban, emperyalizm ve Afganistan - Doğan Ergenç

Taliban 2021 yılında Afganistan’da yeniden iktidara geldiğinde, kısmen “ılımlı” mesajlar vermişti.

Devamını Oku
16.02.2026
Migros depo işçileri neden direniyor? - E. Haktan Altın

22 Ocak’tan bu yana Migros depolarında DGD-SEN öncülüğünde işçiler “insanca yaşayabilmek” için direniyor.

Devamını Oku
14.02.2026
Yaşlı hakları ve emekli aylığı - Ahmet Münci Özmen

Yaşlılık hangi açıdan tanımlanırsa tanımlansın, daha önce var olanların azalmasıyla, eksilmesiyle ilgili bir durumdur.

Devamını Oku
14.02.2026
Hukuki güvenlik ile ‘açık hata’ arasında - Abdullah Dörtlemez

İdare hukukunun en kırılgan eşiklerinden biri, hukuki güvenlik ilkesi ile hukuka uygunluk talebi arasındaki gerilimde ortaya çıkar.

Devamını Oku
13.02.2026
İliç’te yaşanan çaresizlik - Duran Güldemir

“Tüm siyasi partilerden ve muhtarlardan ortak çağrı: Çöpler Altın Madeni açılsın!..”

Devamını Oku
13.02.2026
Asya üretim dengelerinde yeni dönem - Gözde Dizdar

Bangladeş’te bugün yapılacak genel seçimler, yalnızca iç siyaseti ilgilendiren bir gelişme değil; güney ve güneydoğu Asya’daki üretim ve ticaret dengeleri açısından da yakından izlenen bir sürece işaret ediyor.

Devamını Oku
12.02.2026
Şiddet sarmalındaki çocuklarımız - Mustafa Gazalcı

Şiddete uğrayan, sömürülen çocuklara geçen günlerde bir de acımasızca öldürülen çocuklar eklendi.

Devamını Oku
12.02.2026
Başkanların serüveni… - Celal Ülgen

Ülkemizde daha önce eşi görülmemiş bir belediyeler krizi yaşanıyor.

Devamını Oku
11.02.2026
Kamusal aklın kurumları - Serhat Saatci

Türkiye’de kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları uzun süredir siyasal tartışmaların merkezinde yer almaktadır.

Devamını Oku
10.02.2026
Grönland iklimi - Hakan Reyhan

2015 yılından bu yana (Paris İklim Zirvesi’yle başlayan süreçte) küresel ısınma sorununun çözümü için dünya ülkeleri açısından büyük bir uyanış yaşandığı düşünülüyordu.

Devamını Oku
10.02.2026
'İktidarın kara düzeni dağılacak!'

“Reform yılı” hayırlı, uğurlu olsun. İktidarın açıkladığına göre 2026, “reform ve şahlanış” yılı olacakmış.

Devamını Oku
09.02.2026
Direnenler ve pijamasıyla oturanlar - Erdal Atıcı

Dünya tarihinde, bugün olduğu gibi adalet kılıcının kırıldığı, insan özgürlüklerinin kısıtlandığı, baskının, zulmün, haksızlığın ve hukuksuzluğun topluma egemen olduğu dönemler görülmüştür...

Devamını Oku
09.02.2026
Sorumlular ve sorumsuzlar - Erdal Celal Aksoy

6 Şubat 2023 tarihinde, saat 04.17’de Kahramanmaraş ili Pazarcık merkezli 7.7 büyüklüğünde ve Elbistan merkezli 7.6 büyüklüğünde depremler meydana gelmiştir.

Devamını Oku
07.02.2026
Deprem ve ordunun unutturulan gücü - Cumhur Utku

6 Şubat 2023’te meydana gelen 7.7 büyüklüğündeki deprem, 11 ilimizi etkileyerek resmi rakamlara göre 53 binden fazla kişinin ölümüne, 107 binden fazla kişinin yaralanmasına ve yaklaşık bir milyon evin yıkılmasına yol açtı.

Devamını Oku
06.02.2026
Deprem dersleri - İbrahim Berksoy

42 yıllık kısa ömrüne yaşama ilişkin birbirinden ilginç düşünceler sığdıran Danimarkalı felsefeci Kiergagaard’ın şu sözü hiç aklımdan çıkmaz: “Yaşamı ileri dönük yaşar, geriye dönüp anlarız.”

Devamını Oku
06.02.2026
Modern toplumun temel ilkesi: Laiklik - Arif Anıl Öztürk

Bugün, Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel ortak paydalarından biri olan laikliğin anayasaya girişinin 89. yıldönümündeyiz.

Devamını Oku
05.02.2026
Kronikleşen hastalık - Kadir Serkan Selçuk

İktidarın bir süredir devam eden “sorunları çözememe hastalığı” artık kronikleşti.

Devamını Oku
05.02.2026
BALATRO - A. Celal Binzet

Doğrusu bir sözcüğün günlük dildeki anlamı dışında ne denli yoğunluk içerdiğini öğrenmek hiç de kolay olmadı.

Devamını Oku
04.02.2026
Liyakat meselesi: Mine–öz–sinir hattı - Roşan Orhan

Türkiye’de bazı sorunlar vardır; bağırmaz, çağırmaz, ilk bakışta can yakmaz.

Devamını Oku
04.02.2026
Meşruiyet üzerine - Doğan Soyaslan

Meşruiyet siyasi ve hukuki anlamlarda kullanılır.

Devamını Oku
04.02.2026
Kalınlaşan müfredat, güçsüzleşen çocuklar - Abdullah Yüksel

Eğitim sistemimizde ilginç bir denklem var: Müfredat kalınlaştıkça çocuklar inceliyor.

Devamını Oku
03.02.2026
Eczane kapısı kilitli! - Avni Kurtuldu

Türkiye’de eczane açmak, artık mesleki bir tercih değil; talih işi.

Devamını Oku
03.02.2026
Emekle yeşeren bir ağacın gölgesi - OKAY TAŞLI

Cumhuriyet bir tarih değildir yalnızca; her gün yeniden kurulan bir vicdandır.

Devamını Oku
02.02.2026
Devletler ve çıkarları üzerine - ABDULLAH KEHALE

Bugün Suriye’de Kürtler özelinde olanları daha iyi anlayabilmek için biraz geriye gitmekte ve yakın tarihte Irak’ta yaşanan olaylara bakmakta yarar var.

Devamını Oku
02.02.2026
Kuvvetler tek elde toplanırsa... - Mahmut Aslan

Muammer Aksoy’un evinin önünde katledilişinin üzerinden 36 yıl geçti.

Devamını Oku
31.01.2026
Süt sağlığımız ve geleceğimiz - Mücteba Binici

Çocukluğumda Karacabey’in Fevzi Paşa köyünde hem tarım hem de hayvancılık yapılırdı.

Devamını Oku
30.01.2026
‘Türkiyelilik’ söylemi kimleri dışarıda bırakır? - Prof. Dr. Utku Yapıcı

“Türk, Kürt, Laz, Çerkes...” On yıllardır bu sözcükleri art arda belirli bir sıraya göre saymak, çoğulcu olmanın temel gereklerinden biri olarak sunuldu.

Devamını Oku
30.01.2026
Felaket kapitalizmi kıskacında - Esen Erol

Günümüzde neoliberal düzenin bizi sarıp sarmaladığı hepimizce malum.

Devamını Oku
29.01.2026
Toplum çocuklarını neden koruyamaz? - Özkan Yıldız

Geçtiğimiz haftalarda, “yan bakma” gerekçesiyle, 15 yaşındaki bir çocuk tarafından öldürülen 17 yaşındaki Atlas Çağlayan, Türkiye’de çocuklar arasında suç ve şiddetin ulaştığı ürkütücü eşiği gösteren çarpıcı bir örnek olarak kayda geçti.

Devamını Oku
29.01.2026
Suriye’de neler oluyor? - Nejat Eslen

ABD’de strateji geliştirme yöntemi öğretisinde üç ana unsurun esas alınması gerektiği ifade edilir...

Devamını Oku
28.01.2026