Toplum çocuklarını neden koruyamaz? - Özkan Yıldız
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Toplum çocuklarını neden koruyamaz? - Özkan Yıldız

29.01.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Geçtiğimiz haftalarda, “yan bakma” gerekçesiyle, 15 yaşındaki bir çocuk tarafından öldürülen 17 yaşındaki Atlas Çağlayan, Türkiye’de çocuklar arasında suç ve şiddetin ulaştığı ürkütücü eşiği gösteren çarpıcı bir örnek olarak kayda geçti.

Image

15 yaşındaki başka bir çocuk tarafından uğradığı bıçaklı saldırı sonucu yaşamını yitiren 17 yaşındaki Atlas Çağlayan.

Şiddetsizliği, bireysel bir erdemden çok, toplumsal bir sorumluluk olarak ele alan Gandhi, “kalıcı barış”ın, çocuklar ve gençler üzerinden inşa edileceğini söyler. Bugün çocukların öldürdüğü ya da öldürüldüğü vakalar, bireysel sapma değil; güvencesizliğin ve anomik çöküşün normalleştiği bir toplumun ürünüdür. Bu vakalar, çocukluk ve ergenliğin hangi toplumsal koşullarda şekillendiğini, sosyalizasyon süreçlerinin nerelerde kırıldığını ve koruyucu kurumsal mekanizmaların nasıl işlevsizleştiğini görünür kılmaktadır.

Ekonomik ve sosyal eşitsizliklerin derinleştiği, aile, eğitim ve sosyal destek sistemlerinin zayıfladığı, şiddetin gündelik yaşamda normalleştiği toplumlarda çocuklar hem şiddetin taşıyıcısı, hem de en kırılgan hedefi haline gelmektedir.

Soruna kuşkusuz, bütüncül pencereden bakmak zorundayız. Ülkemiz, sosyal bütünleşmenin zayıfladığı, insanları bir arada tutan değerlerin aşındığı ve toplumsal mesafenin giderek arttığı zorlu bir dönemeçten geçmektedir. Saldırganlık, zorbalık ve empati yoksunluğunun farklı alanlarda görünür hale gelmesi, bireysel patolojilerden çok, şiddetin normalleştiği kültürel ve yapısal bir dönüşüme işaret etmektedir.

Karl Mannheim’ın işaret ettiği gibi şiddet, “çoğu zaman bireysel bir tercih değil, toplumsal yapının anlam üretme ve gerilimleri soğurma kapasitesini yitirdiği anlarda ortaya çıkan bir patlamadır”. Öfke dili ve zorbalık pratikleri, ortak yaşam normlarını ve karşılıklı güven zeminini aşındırmaktadır. Bu yapısal çözülme, artık yalnızca yüz yüze toplumsal ilişkilerde değil; özellikle denetim ve rehberlikten yoksun dijital alanlarda da kendini yeniden üretmekte ve çocuklar ile gençler için türlü risk alanları yaratmaktadır.

DİJİTAL GETTOLARDA BÜYÜYEN TEHLİKE 

Dijital gettoların kontrolsüz doğası, gençlerin toplumsal normlardan yalıtılmış, yankı odalarına (echo chambers) sıkışmış ve denetimden azade bir “habitus” içerisinde sosyalleşmesine neden olan yapısal bir tehdit unsuru taşımaktadır. Okulun eğitici ve koruyucu işlevinin zayıfladığı, ailenin ekonomik ve sosyal baskılar altında çözülmeye zorlandığı, göç ve çarpık kentleşme nedeniyle geleneksel aidiyet bağlarının dağıldığı bir toplumda, dijital mecralar bu kurumsal boşluğu doldurmaktadır.

Sosyal medya, çevrimiçi oyunlar ve kapalı mesajlaşma grupları, yalnızca iletişim alanları değil; şiddetin, zorbalığın ve suç kültürünün yeniden üretildiği çekici mekânlar haline gelmektedir. “Güç ve para” vaadi etrafında dolaşıma sokulan içerikler, özellikle dışlanmış ve güvencesiz gençler için suçu cazip ve sıradan bir seçenek gibi sunmaktadır.

ÇÖKEN SOSYAL DEVLET 

Bu tablo karşısında çözüm, gençliği daha sert cezalarla disipline etmek değildir. Ergenlik dönemi, sıklıkla “güçlü motor, zayıf fren” metaforuyla anlatılır; ancak asıl sorun motorun gücü değil, fren sistemlerinin çöküşüdür. Psikolog Laurence Steinberg’in de vurguladığı gibi, ergenlikte risk alma eğilimi başlı başına bir sorun değildir; asıl mesele, bu eğilimi düzenleyecek sosyal denetim ve destek mekanizmalarının çöküşüdür.

Okulun yalnızca sınav odaklı bir kurum olmaktan çıkarılarak sosyal, kültürel ve psikolojik bir koruma alanı olarak yeniden inşa edilmesi; ailelerin sosyal devlet politikaları ile sistemli biçimde desteklenmesi; göç ve çarpık kentleşmenin ürettiği dışlanma mekânlarının kamusal yatırımlar yoluyla onarılması zorunludur. Aynı zamanda, dijital platformların çocuklar açısından denetimsiz bir alan olmaktan çıkarılarak, kamusal sorumluluk ve hukuki düzenleme çerçevesine alınması ertelenemez bir ihtiyaçtır. Bu önlemler, ancak geniş kapsamlı sosyal ve ekonomik kalkınma politikalarıyla birlikte ve eşgüdüm içinde yürütüldüğünde kalıcı sonuçlar üretebilir.

PROF. DR. ÖZKAN YILDIZ

SOSYOLOG, SESADER BAŞKANI

Yazarın Son Yazıları

Petrodolar sistemi bitiyor mu? - Fikret Bayır

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) 1 Mayıs 2026 itibarıyla Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nden (OPEC) ayrılacağını duyurdu.

Devamını Oku
05.05.2026
Yeni Sayıştay Kanunu ve Sayıştay ’ın görevleri - Turgut Aşçı

Sayıştay (Divan-ı Muhasebat) 1862’de Osmanlı İmparatorluğu’nun devlet gelir ve giderlerini denetleyen, günümüz Sayıştay’ının temeli olan en yüksek mali denetim ve yargı kurumu olarak kurulmuştur.

Devamını Oku
05.05.2026
Aşı karşıtlığı ve toplumsal etkileri - Ülkü Sarıtaş

Bakteri, virüs gibi mikrobial ajanlarla meydana gelen hastalıklardan korunmak amacıyla etkisi zayıflatılmış mikrobial ajanlar veya bunların genetik yapısını taklit eden parçacıkların laboratuvarda üretilmesi ile elde edilen aşıların tarihçesi yaklaşık iki bin yıl öncesine dayanmakta, Çin ve Hindistan’da aşıya benzer uygulamaların yapıldığı tarihi kalıntılardan anlaşılmaktadır.

Devamını Oku
04.05.2026
Eğitimde güvenlik sorunu - Levent Nayki

14 Nisan 2026 Salı günü Şanlıurfa’da bir okulda silah patladı.

Devamını Oku
04.05.2026
Gelir düzeyi ve kentsel dönüşüm - Aydın Öncel

Türkiye deprem kuşağında ve oldukça fazla riskli yapı stoğu olan bir ülke.

Devamını Oku
02.05.2026
Emek ve dayanışma - Kemal Akkurt

İşçi sınıfının 1886 yılında ABD’nin Şikago kentinde çalışma koşullarının iyileştirilmesi için yaptıkları başkaldırı hareketi, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Bayramı’nın ilk kıvılcımı oldu.

Devamını Oku
01.05.2026