Doğanın belleği ve hegemonik iklim siyaseti - Deniz Öztürk
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Doğanın belleği ve hegemonik iklim siyaseti - Deniz Öztürk

29.07.2025 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Geçtiğimiz günlerde Çin, Brahmaputra Nehri üzerinde dünyanın en büyük hidroelektrik santralı inşasına başladı. Tibet Platosu’ndaki bu devasa proje, yılda 300 milyar kilovatsaat üretim kapasitesiyle yalnızca bir enerji yatırımı değil; bölgesel jeopolitikte su üzerinden kurulan yeni bir hegemonya stratejisi. Yaklaşık 167 milyar dolara mal olacak bu yatırım, modernleşme görüntüsünün ardında bir güç projeksiyonu taşıyor.

Enerji diplomasisi, doğa üzerinden yürütülüyor. Bu proje ile nehrin akış yönünün değişmesiyle Himalaya ekosisteminin tehdit altında olduğu belirtiliyor. Bu durum aynı zamanda Çin’in komşu ülkeler üzerinde stratejik baskı kurma yeteneğini de artırıyor. Bu durum, enerji üretimi kadar suyun da jeopolitik bir silah haline geldiğini gösteriyor. Uluslararası hukuk ise sınır aşan sular konusunda hâlâ yetersiz. Bu boşluk, güçlü devletlere su kaynakları üzerinde egemenlik kurma olanağı sunuyor. Etiyopya’nın Nil Nehri üzerindeki Rönesans Barajı ile Mısır’a uyguladığı baskı da bu stratejinin Afrika versiyonu.

BARAJLAR YÜKSELİYOR, ZEYTİNLİKLER ÇÖKÜYOR

Bugün dünyada hidroelektrik projeleri yalnızca elektrik üretmiyor, aynı zamanda diplomatik baskı, ekonomik bağımlılık ve çevresel krizler yaratıyor. Tam da bu küresel dinamikler içinde Türkiye’de başka bir sessizlik büyüyor zeytinliklerin gölgesinde.

TBMM’den geçen düzenlemeyle zeytinlik alanlar enerji ve madencilik projelerine açıldı. Şunu netleştirmek gerekir ki burada mesele yalnızca zeytinlikler değil, Soma’da, Akbelen’de köylüler yalnızca ağaçları değil, yaşam biçimlerini de savunuyor.

Bugün zeytin, toprağa kök salmış bir bellektir. Onu kesmek; bir kültürü, bir direnci, bir sesi susturmaktır. Enerji adına doğayı tasfiye etmek, aslında bir medeniyet biçimini de tasfiye etmektir. “Kalkınma” adına yapılan her tahribat, “kriz” olarak geri dönecektir. Suskun bırakılan nehirler kuruyacak, kökünden koparılan zeytinlikler ise yalnızca toprağı değil, geleceği de çoraklaştıracaktır.

TOPRAK KİMLİK TAŞIR

İklim Yasası gibi çerçevelerse bu yalnızca karbon ticaretini odaklıyor; kırsalın yaşam döngüsünü, toprağın hukukunu kapsamıyor. Yasa finansal çerçeve ile yetinirken, ekolojik adalet kavramı boşlukta kalıyor. Bu durum aslında “yeşil kalkınma” adı altında sessiz bir doğa sömürüsüdür.

Çin suyu siyasallaştırıyor. Türkiye doğayı sessizleştiriyor. “İklim Yasası” dendi ama bu yasa doğa için değil, doğayı “yas”a boğmak içindi. Çünkü topraklar yalnızca mahsul değil, kimlik taşır.

Çin, suyu kullanarak komşularına baskı kurarken, Türkiye doğasını feda ederek kendi toplumuna baskı uyguluyor. Bu iki örnek enerjiyi yalnızca ekonomik değil, politik ve kültürel bir güç aracı olarak kullanan otoriter eğilimleri yansıtıyor.

Bugünün en büyük yanılgısı, doğayı ekonomik bir kaynak, toplumu da bu kaynağın tüketicisi sanmak. Oysa doğa, yalnızca üretimin değil, ortak geleceğimizin zemini. Ve o zemin kaydığında yalnızca ekosistem değil, demokrasi ve yaşam hakkı da sarsılır.

Doğa bize karşılıksız yaşama hakkı sunuyor, bizse ona hep bedel ödetiyoruz. Doğanın sessizliği aslında bir çığlıktır. Bu çığlığı duymayarak aslında yaşamı reddediyoruz.

Siyaset Bilimci Deniz Öztürk

İlgili Konular: #zeytinlik

Yazarın Son Yazıları

‘Dokuz İlke’ bildirisi - Yüksel Işık

Siyaset ilke ile yapılır. İlkelerin bütününü içeren anlamlı metne de manifesto denir.

Devamını Oku
08.04.2026
Kutsal ve kutsallaştırılmış değerler - Abdullah Kehale

HER toplumun kendi yapısına uygun olarak kutsal olarak kabul ettikleri değerler olduğu gibi kendilerinin kutsallaştırdığı değerler de vardır.

Devamını Oku
08.04.2026
'Zamana tutsak' - Buğra Gökce

Danimarkalı yazar Solvej Balle’nin “Hacim Hesabı Üzerine” kitabının ilk cildini okuma şansım oldu.

Devamını Oku
07.04.2026
Nereye gitti o refah kazanımları? - Bilin Neyaptı

Türkiye'nin kronik yüksek enflasyonu, 1994 kur krizi sonrası düşme eğilimine girip 2001 banka krizinin de sonrasında alınan önlemlerle nihayet 2000’lerin başından 2017 yılına kadar (2008 yılı dışında) yüzde 10’un altına çekilebilmişti.

Devamını Oku
07.04.2026
Devlet adamlarının (!) stratejik hataları

2. Dünya Savaşı sonrası kurulan dünya güvenlik düzeninin temel omurgasını, 29 Ekim 1945’te kurulan Birleşmiş Milletler (BM), 4 Nisan 1949’da kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ve 14 Mayıs 1955’te kurulan Varşova Paktı oluşturuyordu.

Devamını Oku
06.04.2026
‘Savaş suçu’ ve ‘savaş etiği’ üzerine - Ziya Yergök

ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı üzerine başlayan savaşın, insan kaybı, çevre felaketi ve petrol fiyatlarının yükselmesiyle küresel boyuttaki ekonomik etkileri yanında, İran’ın Minab kentindeki bir kız okulunun ABD’ye ait Tomahawk füzeleriyle vurularak 168 kız öğrencinin öldürülmesi tüm dünya genelinde büyük bir tepkiye neden oldu, “savaş etiği” ve “savaş suçu” konusu yeniden gündeme geldi.

Devamını Oku
04.04.2026