Kamu yönetimi devletin yasalarla belirlenmiş hizmetlerini planlayan, uygulayan, yürüten ve denetleyen idari yapıdır.
Kamu yönetiminin örgütsel verimliliği “liyakat sistemi”ne bağlılıkla sağlanır ve güçlenir.
Liyakat, Arapça bir kelime olup “değerlilik”, “yararlılık”, “işe uygunluk”, “yetenek” olarak Türkçeleştirilebilir.
Temelde liyakat, gerek kamuda gerekse özel sektörde iş pozisyonu için gerekli teknik bilgi ve deneyime sahip kişilerin, adalet ilkeleri içerisinde bu makamlara yerleştirilmesidir. Bilimsel ve teknik yeterliliktir.
Kamu görevine giriş ve yükselmek, işe uygunluk, başarı ve adil çalışma koşullarına uyulması, kamu yönetiminin rasyonel işlemesi için temel unsurlardır. Aslında 657 sayılı “Devlet Memurları Kanunu” bu ilkeleri kabul etmiştir.
Kamu yönetiminde liyakat konusu Çinli Konfüçyüs’ten modern dönemde sosyolog Max Weber’e kadar binlerce yıldır üzerinde durulan bir konudur.
Örneğin binlerce yıl önce Konfüçyüs’ün devlet başkanına önerisi: “İyi insan yetiştirir, iyi memuru adil terfi ettirirsen, zayıfları da eğitirsen halka iyi hizmet edersin.”
Eski Yunan filozofu Aristoteles, “Meşru, düzgün ve iyi bir devlet yönetiminin kaynağında liyakat vardır” demiştir.
Kamu yönetiminde “liyakat sistemi”nin karşıtı “kayırmacılık”, “partizanlık”, “nepotizm” ve “siyasal patronaj”dır.
Liyakatli, yetenekli personel yerine “bizden biri”, “benim akrabam”, “bizim partinin mensubu” ilkeleri öne çıkarsa kamu yönetimi giderek etkinliğini yitirir. Bu durum hem demokrasiyi tahrip eder hem de zaman içinde siyasal iktidarın meşruiyetini aşındırır.
Aslında bütün dünyada uzmanlaşma ve teknik bilginin kullanıldığı bir zaman dilimindeyiz.
Bugünün kamu yönetimi insan kaynaklarının yönetilmesi, denetlenmesi, etkinliğinin artırılmasına dayanır. Bunun için de liyakat ilkesine bağlı olmak en temel kuraldır.
Son 25 yıldır, ülkemizde kamu yönetiminde liyakat sisteminin baştan aşağıya yok edildiğini açıkça belirtmeliyiz.
Bu konuda yüzlerce örnek vardır. İşte en açık bir örnek geçen hafta ortaya çıktı.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Kentsel Dönüşüm Mülkiyet ve Analiz Daire Başkanlığı kuşkusuz teknik bilgi isteyen bir makamdır. Bu daire başkanlığına eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in özel kalem müdürü Oğuzhan Dinler atandı. Teknik bir daireye teknik birisinin atanması gerekir. Oysa kendisi Ankara İlahiyat mezunudur, ayrıca tarım bölümünü bitirmiştir. Kentsel dönüşüm ile hiçbir ilişkisi yoktur.
Aslında liyakat ilkesine tam bir karşıtlık söz konusu.
Bugünkü AKP iktidarı için bilim, teknik, deneyim geçerli değil. Yeter ki “imam hatipli” olsun, o kişi her konuyu yönetebilir, her makama gelebilir.
Nitekim, 6 Şubat depremleri sırasında da AFAD Arama Kurtarma Genel Müdürlüğü görevinde ilahiyatçı İsmail Palakoğlu’nun olduğu ortaya çıkmış ve büyük tartışma yaratmıştı.
Bir dönem TÜBİTAK’a bağlı ULAKBİM müdür yardımcılığına Ankara Hayvanat Bahçesi müdürü atanmıştı. Çünkü onlar imam hatipli hem de AKP’liydi.
Bu durum siyasal parti için bir başarı gibi gözükse de yıllar içinde yıpratıcı etkiler yapar. Nitekim kamu yönetiminde bu adaletsiz durum nedeniyle bir huzursuzluk vardır.
Bu durumda AKP iktidarı tarihe kamu yönetiminde “liyakat sistemi”ni altüst eden “liyakat sistemi”ni temelden yıkan bir iktidar olarak geçecektir.