Aynı ismi taşıyan iki kadın, aynı gün, aynı kentte can verdi. Bir öykünün ya da romanın başlangıç cümlesi olabilecek kadar sarsıcı bir cümle bu... Ama gerçek, kurgudan çok daha yıkıcı bu ülkede.
Fatma Nur Çelik, İstanbul’da yaşayan 44 yaşında bir öğretmendi. Çekmeköy’de görevi başında 17 yaşındaki öğrencisi Furkan Samet Bakalım tarafından bıçaklanarak katledildi. Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmenin adını, görev yaptığı okula vermeyi kararlaştırdı.
“Adı okulda yaşayacak” denildi ama ne acıdır ki yaşarken korunamayan, yaşaması sağlanamayan nice öğretmenden, nice kadından biriydi Fatma Nur Çelik. Geçen yıl aynı okulda iki öğrenci arasında bıçaklı kavga yaşanınca, disiplin kurulunda “Can güvenliğimiz yok, bıçaklanan biz de olabilirdik” diye uyarmış, bu olaya adı karışan öğrencinin adı da verilmişti oysa...

Geriye beş yaşındaki çocuğu, elinde çiçekleriyle gülümsediği bir fotoğraf ve dehşet verici bir olayın kahredici travması kaldı.
SORUMLULAR HESAP VERECEK!
“İtibardan tasarruf olmaz” diyen ama okullarda güvenlik ve acil sağlık ekibi ile yeterli uzman pedagog bulundurmayanlar, hayatı elinden alınanların adını yaşatmak için okul adı değiştirerek sorumluluktan sıyrılamaz.
Fatma Nur Çelik’i öldüren öğrencinin şizofreni hastası olduğu belirtiliyor. Tedavi gördüğü hastaneden olaydan iki gün önce babasının imzasıyla serbest bırakılmış. O zaman soruyoruz: Hangi doktorun izniyle nasıl bırakıldı?!
Toplumdaki şiddet, münferit denilerek geçiştirilemeyecek kadar ciddi ve yaygındır! Öyle ki toplumun tüm kılcal damarlarına kadar yayılmış, kimsenin güvenliği kalmamış, çeteler her yerde cirit atar haldedir!
Sokaklarda birbirini öldüren çocuklar, öğretmenini katleden öğrenciler, kadın öldüren katiller, hem sokaklarda hem de evlerin içindedir!
TARİKAT ÖLDÜRÜR!
Öğretmen Fatma Nur Çelik’le aynı gün can veren diğer Fatmanur Çelik ise, tarikat karanlığının ve ataerkil gericiliğin kurbanı oldu.
Önce zorla tecavüzcüsüyle evlendirilen, sonra aynı sapığın kızları Hifa’ya cinsel saldırıda bulunduğunu anlayınca çocuğu için yaşam savaşı veren, 13 Ocak’ta İstanbul Anadolu Adliyesi’nin önünde adalet nöbeti başlatan 30 yaşındaki bir kadın kurtarılamadı ya da kurtarılmadı!

İstanbul’da Zeytinburnu sahilinde 2 Mart akşamı 8 yaşındaki kızı Hifa İkra Şengüler ile birlikte ölü bulunan Fatmanur Çelik, başına gelebileceklerden korktuğunu ve “intihar denilerek” üstünün kapatılmaması gerektiğini söylüyor, ileride kızının bu korkunç olaylarla anılmaması için basınla konuşurken kendi yüzünü kapatıyordu.
Kızının rahatsızlığı sebebiyle çalışamayan Fatmanur, çevreden gelen yardımlarla zar zor geçinebiliyordu, yargı sürecinde sistematik olarak yalnızlaştırıldı ve üzerinde baskı kuruldu. Neden?
Çünkü kızını istismara maruz bıraktığına dair raporlar hazırlanan ve buna karşın dosyası kapatılan, elini kolunu sallayarak sokakta gezen Ayhan Şengüler, Kuran’a Hizmet Vakfı ile ilişkili biri!
677 SAYILI YASAYI ÇİĞNEYEN HERKES SORUMLUDUR!
Bu ülkede Cumhuriyet Devrimi gerçekleştirildikten sonra, 677 sayılı devrim kanunu ile 30 Kasım 1925’te tarikatlar ve cemaatler kapatılmadı mı? Bu yasayı çiğneyen herkes gericiliğe bağlı olarak artan şiddetten ve yok olan hayatlardan sorumludur!
Vakıf ya da dernek adı altında tarikatlara ve cemaatlere bağlı olarak faaliyet gösteren laiklik karşıtı oluşumlara izin veren devlet yetkilileri bu katliamdan sorumludur!
Yaşama bağlanmak için adalete sığınan, devlet kurumlarından yardım isteyen kadınların çığlığını duymamak için kulaklarını tıkayanlar, suça yardım ve yataklık etmiştir.
KADIN KATİLLERİ VE ONLARI KORUYANLAR HER YERDEDİR, ARAMIZDADIR!